CANLILARDAKİ
DÜŞÜNDÜRÜCÜ ÖZELLİKLER
Düşünen,
akıl ve vicdan sahibi olan her insan için yerde, gökte, denizin
derinliklerinde, uçsuz bucaksız evrenin her köşesinde Rabbimiz'in
örneksiz yaratışının sayısız delilleri bulunmaktadır. Bu ayki yazımızda
Rabbimiz'in Bedi sıfatının tecellisi olarak bazı canlılarda yarattığı
benzersiz özelliklerden söz edeceğiz.
Bu benzersiz özelliklere sahip olan canlılardan biri kutup ayılarıdır.
Hepimizin bildiği gibi kutup ayıları kar fırtınalarının kimi zaman
120-140 kilometre hıza ulaştığı, yılın 12 ayında karla ve buzlarla
kaplı bir bölgede, son derece zor koşullarda yaşarlar. Ancak Rahman
olan Allah onları bu zor koşullara dayanıklılık gösterebilecekleri
şekilde yaratmıştır. Kutup ayılarının derilerinin altında, 10 santimetre
kalınlığında bir yağ tabakası vardır ve bu özellikleri gerekli olan
ısı yalıtımını sağlamak için yeterlidir. Bu sayede kutup ayıları
buzlu sularda saatte 10-11 km hızla, 2000 km uzağa kadar yüzerek
gidebilirler. Peki tamamı karla kaplı bir yerde kutup ayıları besinlerini
nasıl bulacaklardır? Kutup ayıları en çok fok balıkları ile beslenirler.
Fok balıkları ise buz ve kar tabakalarının altında yaşarlar. Ama
bu kutup ayılarının onları bulmasında bir problem oluşturmaz. Çünkü
kutup ayılarının koku alma duyuları öylesine keskindir ki, 1.5 m
kalınlığındaki kar tabakasının altındaki fok balığının kokusunu
bile rahatça algılayabilirler.
Bazı canlılarsa soğuk havalara kış uykusuna yatarak dayanıklılık
gösterirler. Peki bu canlılar donmamayı nasıl başarırlar? Bazı kurbağaların
kış uykusu sırasında vücutlarında buz kristalleri oluştuğu keşfedilmiştir.
Bu kurbağalardan gri ağaç kurbağası ve ilkbahar kurbağası gibi türlerin
hepsi, kışları don olaylarının görüldüğü coğrafi bölgelerde yaşarlar.
Kış uykusuna yattıklarında bu canlılarda hiçbir hayat belirtisi
görülmez. Kalp atışları, nefes alışverişleri ve kan dolaşımları
tamamen durur. Buz, kurbağanın derisini, karnını ve kas liflerini
tamamen kaplar. Öyle ki aort damarı kesildiğinde dahi kurbağalarda
herhangi bir kanama olmaz, kalp ve diğer hayati organlar soluk bir
renk alır. Kol ve bacaklar sert, gözler ise pusludur. Buzlar çözüldükten
sonra görülen ilk hayat işareti kalbin tekrar atmaya başlamasıdır.
Hayvan ilk önce seri halde nefes alıp verir. Ağaç kurbağası ve diğer
canlılardaki en önemli özellik bol miktarda glikoz üretebilmeleridir.
Glikoz, donmuş kurbağanın vücudunda oldukça önemli bir göreve sahiptir.
Örneğin hücrelerden su çekilmesini önler, bu sayede büzülme olayı
da engellenmiş olur. Böylece kurbağanın hücreleri bu donma olayından
hiçbir zarar görmezler.

Zorlu koşullara dayanıklılıkları ile tanınan bir diğer canlı türü
de develerdir. Kuran'da "Bakmıyorlar mı o deveye nasıl yaratıldı."
(Gaşiye Suresi, 17) ayetiyle dikkat çekilen develer en ağır şartlardan
bile etkilenmeyen vücut yapılarına sahiplerdir. Örneğin "hecin
develeri" çöllerde hiç susuzluk çekmeden çok uzun süre kalabilirler.
Bunun nedeni, devenin hörgücünde su depolayabilmesi değil, hörgücünde
biriktirdiği yağlardır. Bu yağlar susuzluk zamanında parçalanırlar
ve bu sayede hidrojen açığa çıkar. Hidrojen, hayvanın soluma sonucu
aldığı oksijenle birleşir ve bu sayede devenin yaşayabilmesi için
gerekli su vücut içinde oluşur. Yağın suya dönüştürülmesi ancak
özel mekanizmalarla laboratuvar şartlarında elde edilebilir. Yağın
kendi kendine parçalanarak hidrojen açığa çıkarması ve bunun oksijenle
yine kendi kendine birleşerek suya dönüşmesi imkansızdır. Bu işlemlerin
hepsini gerçekleşmesi için özel mekanizmalar gerekmektedir ve deve
bu mekanizma ile yaratılmıştır.
Çöllerde hayatta kalmanın en önemli şartı suyu idareli kullanmaktır.
Suyu idareli kullanmanın bir yolu da, çoğu vaktini yerin altında
geçiren canlılarda olduğu gibi, nefesi iyi kullanmaktır. Yerin altında
yaşayan canlıların nefes alıp vermeleri yuvalarında nemli bir ortam
oluşturur, böylece vücut yoluyla su kaybını en aza indirmiş olurlar.
Afrika'nın çöllerinde yaşayan Gerbil (arka bacakları uzun olan,
tüylü kuyruklu, ufak bir hayvan) bu nemi çok iyi kullanır. Bunlar
uyurlarken yuvalarına kuru tohumlar koyarlar. Bu tohumlar havadaki
nemi emer ve Gerbiller uyandıklarında bu tohumları yiyerek gündüz
nefesleriyle kaybettikleri suyun bir kısmını geri kazanmış olurlar.
Çöllerde yaşayan başka canlılar da dayanılmaz sıcağa ve kuraklığa
dayanmalarını sağlayan çok önemli özelliklere sahiplerdir. Örneğin
Maça Ayaklı Karakurbağası yılın en kurak dokuz ayı boyunca kendi
ürettiği jelatine bürünerek bir çukurun içinde uyur. Başka bir örnek
olarak çöl kaplumbağaları, kendi üst kabuklarının altındaki iki
kesede yaz için su depolarlar. Salyangozlar ve karidesler ise çöllerdeki
nadir yağışlardan sonra su birikintilerinde harekete geçerler ve
bu sular kurumadan yumurtalarını bırakırlar. Yumurtalarının ise
çok önemli bir özelliği bulunmaktadır; bu yumurtalar güneşin kavurduğu
tuzlu topraklarda bir sonraki yağmur gelene kadar çatlamadan, onlarca
yıl bekleyebilirler. Eğer bu yumurtaların yağmuru bekleyebilmek
gibi bir özellikleri bulunmasaydı, bu canlıların nesli ilk üremede
yok olacaktı. Ancak herşeyi kusursuzca vareden Allah, onları benzersiz
özelliklerle yaratmış ve onların soylarını korumuştur.
Son derece özel sistemlere sahip canlılardan biri de yunuslardır.
Yunuslar bir çok özellikleri ile insanlarda hayranlık ve ilgi uyandırırlar.
Bu özelliklerinden biri hızlarıdır. Bu hızı nasıl sağladıklarını
merak eden bilim adamları çeşitli araştırmalar yapmışlar ve yunus
balıklarının bedenlerinin çevresinde kusursuz bir su akışı olduğunu
görmüşlerdir. Bu akışın gizi ise ancak yunus balığının derisi üzerinde
yapılan araştırmalar sonucunda çözülmüştür. Yunus balığının derisi
üç katmandan oluşur. Dıştaki katman ince ve çok esnektir; içteki
katman kalındır ve plastik kıllı bir fırça görünümü veren ve yine
esnek olan çubuklardan oluşur. Katmanların üçüncüsü olan ortadaki
katman ise, süngerimsi bir maddeden yapılmıştır. Böylece, son hızla
yüzen yunus balığına değen sudan bir girdap oluşmaya başladığı zaman,
dış deri, bu girdabın neden olduğu aşırı basıncı iç katmanlara iletir
ve iç katmanlar bu aşırı basıncı söndürürler. Oluşan girdap, böylece
büyümeye zaman bulamadan kaybolmuş olur. Bu nedenle girdapların
yunus balığının hızını kesici bir etkileri olmaz. Görüldüğü gibi
yunusların sadece derilerindeki yapı bile son derece özel bir tasarıma
sahiptir.
Baykuşların seslere karşı aşırı hassas kulaklarının bulunması da
ayrı bir yaratılış mucizesidir. Baykuşların yüzlerinin iki yanında
saç benzeri tüyler vardır ve bunlar ses dalgalarını toplayıp kulağın
içine gönderirler. Bu tüyler ayrıca bir kulağı diğer kulaktan korur,
böylece sağ taraftan gelen ses büyük ölçüde sağ kulak tarafından
duyulur. Bunun yanında kulaklar kafada simetrik olarak yer almazlar.
Biri diğerinden daha yüksektedir. Böylece baykuş sesleri super-stereo
olarak dinler ve ses çıkaran canlıyı görmese dahi onun nerede olduğunu
sesin kaynağına göre tam doğru olarak tespit eder. Bu av bulmanın
çok zorlaştığı karlı havalarda önemli bir avantajdır.
Doğada karşılaştığımız tüm canlılar, birbirinden son derece farklı
ama aynı zamanda tam kendi ihtiyaçlarına uygun sistemlere sahiptirler.
Bu konudaki bir diğer örnek şöyledir: Bitkiler için zehirli tohumlarının
olması etkili bir korunma yöntemidir ama bazı kuşlar bu tehlikeden
nasıl korunacaklarını çok iyi bilirler. Macaw'lar (Amerika'ya özgü
bir çeşit papağan türü) zehirli tohumları alma konusunda uzmandırlar.
Dev bir kancayı andıran gagaları ile çok sert kabukları bile kırabilen
bu kuşlar zehirli tohumları yedikten sonra hemen kayalıklara doğru
uçarlar ve orada bulunan killi kaya parçalarını kemirip yutarlar.
Bu killi kaya parçaları tohumların içindeki zehiri emer ve böylece
kuşlar yiyeceklerinin besin maddesi taşıyan kısımlarını zarar görmeden
sindirebilirler.
Küçücük vücutlarında bir teknolojiyi barındıran ateş böcekleri de
üstün ve güçlü bir Yaratıcı olan Rabbimiz'in yaratış delillerinden
biridir. Normal bir ampul elektrik enerjisinin ancak %3-4'ünü, bir
floresan ampülü ise, ampüle giren elektrik enerjisinin %10'unu ışığa
dönüştürebilir, enerjinin kalan kısmı ise ısıya dönüşür. Bu üretimdeki
bir kayıptır. İdeal olan %100'lük bir verimdir. Ateşböcekleri ise,
mühendislerin ulaşmaya çalıştıkları ama başaramadıkları %100 verimle
ışık üretimi işlemini küçücük bedenlerinde gerçekleştirirler. Ateşböceğinin
karın bölgesinde bir ışık organı vardır. Bu ışık organında birbirine
çok yakın bölümlerde, ışık vermede rol alan iki temel kimyasal madde
üretilir. Lusiferin ve lusiferaz olarak adlandırılan bu iki maddenin
birbiriyle karışması ışıldamanın olabilmesi için yeterli değildir.
Bu maddelere oksijen ilave edilmesi gerekir. Bu nedenle ateşböceklerinde,
solunum sistemi ışık verme organında geniş bir yer kaplar. Son derece
karmaşık bir seri işlem sonucunda ateşböcekleri tam 3 saat boyunca
ışık verebilirler.
Burada sayılanlar Allah'ın sayısız yaratış delillerinden sadece
birkaçıdır. Görüldüğü gibi her canlı bulunduğu ortama en uygun,
yaşamını ve soyunu devam ettirebileceği, rızkını bulabileceği en
üstün özelliklerle donatılmıştır. Sonsuz merhametin ve şefkatin
sahibi olan Rabbimiz, hiçbir canlıya rahmetini ve nimetini esirgememiştir.
Canlıların sahip oldukları bu özellikler inananlar içinse birer
ayettirler:
Şüphesiz, müminler için göklerde ve yerde ayetler vardır. Sizin
yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan
bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 3-4)
 
|