BİLİM İNSANLARI ALLAH'A
ULAŞTIRIR (1)
Bilim, Allah'ın sanatını, yaratışındaki üstünlüğü,
kusursuzluğu ve mucizevi özellikleri görebilmenin bir yoludur. Herhangi
bir bilim dalında araştırmalar yapan bir insan, eğer birtakım önyargılara
veya körü körüne bağlı olduğu bir ideolojiye sahip değilse, gördüğü
her ayrıntıda mükemmel bir tasarımın varolduğunu görür ve bu tasarımın
ancak sonsuz bir aklın eseri olabileceğini rahatlıkla anlayabilir.
İşte bu nedenle tarih boyunca büyük keşifler yapmış, bilimsel gelişmenin
öncüsü olmuş bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu Allah'a yönelmiştir.
Okuyacağınız bu yazı dizisinde, bilim ve dinin
çeliştiğini, bir bilim adamının dindar veya dindar bir insanın bilim
adamı olamayacağını savunanların ne kadar önemli bir yanılgı içinde
bulundukları gözler önüne serilecektir. İki ayrı bölümden oluşan
bu dizinin ilk bölümünde, İslam dininin hakim olduğu bir ortamda
yetişmiş, Allah'a olan inancı ile tanınıp övülen, aynı zamanda bilimde
pek çok ilke imza atarak tarihe geçen bilim adamlarından bahsedilecektir.
İkinci bölüm ise, tarih boyunca keşifleri ve bilimsel alandaki çalışmaları
ile tanınmış ve şahit oldukları bilimsel gerçekler karşısında iman
etmiş Batılı bilim adamları ile ilgilidir.
I. İlim Öncüsü İslam Alimleri
İbn-i Sina
İbn-i Sina 980 senesinde Buhara yakınlarında doğmuş
bir İslam filozofu ve tıp bilginidir. Önce babasından daha sonra
da dönemin ünlü bilginlerinden mantık, matematik ve gökbilim öğrenimi
görmüş, tıp alanında gösterdiği başarılar nedeni ile de II. Nuh'un
özel hekimi olarak görevlendirilmiştir.
Ünlü eseri el-Kanun, yaklaşık bir milyon kelimelik
büyük bir tıp ansiklopedisidir. Bütün eski tıp ve müslüman tıp ilmini
ihtiva eder. Bu eser gerek içeriği gerekse hazırlanış tarzı bakımından
asırlarca dünya tıp literatürüne hakim olmuştur. Kendisinden sonra,
yeni tıbbın doğuşuna kadar Türkçe, Arapça, Farsça ve Batı dillerinde
yazılmış eserlere kaynaklık etmiştir.
Tıp ilminin kaideleri, ilaçlar ve çeşitli hastalıklarla
ilgili detaylı bilgiler veren İbn-i Sina'nın bu eseri, gerek Anadolu
Selçukluları ve gerekse Osmanlılar devrinde temel bir başvuru kitabı
olarak kullanılıp tercih edilmiştir.
Tıp ilminde büyük bir çığır açmış olan İbn-i Sina,
felsefe alanında da gerek Doğu gerekse Batı filozoflarını etkilemiştir.
Yapıtları 12. yüzyılda Latinceye çevrilmiş ve bunun ardından da
tüm dünyaya yayılmıştır.
Kadızade Rumi
16. yüzyılın sonlarında Osmanlılarda müspet ilim
konusunda bir isim dikkat çekmektedir. Bu kişi, Musa Paşa b. Mahmut
b. Mehmet Salahaddin olarak anılan Kadızade Rumi adıyla ün kazanmış
olan Türk matematikçisi ve astronomudur. Çeşitli önemli kitaplar
hakkında "şerh" adı verilen yorumlar yazmış ve bu konuda
ünlenmiştir. Bunlardan bir tanesi Osmanlı Medreselerinde okutulan
el-Harezmi'nin Mülahhas fi'l-hey'e adlı astronomi kitabına yazdığı
şerhdir. İkinci olarak da Şemseddin-i Semerkandi'nin geometri ve
üçgenlerin niteliklerine dair kaleme aldığı Eşkalü't-te'sis'i şerh
etmiştir. Bir de Muhtasar fi'l-hisab adında bir Arapça eseri vardır
ki, birinci kısım aritmetik, ikinci kısım cebir ve denklemler, üçüncü
kısım ise ölçmelerden ibarettir.
Kadızade'nin en önemli eseri ise, Gıyaseddin Cemşid'in
Risale fi'istihraci'l-ceyb-i derece vahide eseri için yazdığı şerhdir.
Sadece kitap hakkındaki yorumlarını belirtmesine rağmen Kadızade
burada bir derecelik yay sinüs hesabı usulünü yazardan daha iyi
ve daha basit bir şekilde açıklamıştır. Kadızade'den zamanın en
ciddi ve gerçek astronomu olarak bahsedilir. Tüm bu sebeplerden
dolayı Kadızade'yi Osmanlı Türklerinin birinci gerçek astronomu
ve matematikçisi olarak kabul edebiliriz.
Mahmut Şirvani
Şirvani, 15. yüzyılın ilk yarısında yaşamış Osmanlı
tıbbının en önemli hekimlerinden biri, belki de birincisidir. Şirvan
doğumlu bir ailenin oğlu olarak Anadolu'da doğmuştur. Yaşadığı dönem
boyunca 11 tane eser vermiş ve tüm eserlerini dönemin devlet büyüklerine
ithaf etmiştir. Fatih Sultan Mehmet'e ithaf edilen son eseri ve
eserleri arasında en önemlisi olan Mürşid, Osmanlı tıbbında göz
hastalıklarına ait en hacimli eser olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yazdığı bir başka eser olan Tuhfe-i Muradi ise,
içerdiği bilgiler nedeni ile Anadolu'da yazılan ilk tıp eserleri
listesine alınmıştır. Konu, temelinde kıymetli taşlara dayansa da
bu taşların tıpta kullanımının da anlatılmasından dolayı tarihçiler
tarafından bir tıp kitabı olarak kabul edilmektedir.
Şirvani'nin eserlerinin 4'ü Arapça, 6'sı ise Türkçe
olarak kaleme alınmıştır. İlk devir Osmanlı tıbbında bu kadar üretken
ikinci bir tıp yazarı yoktur. Eserlerinin, döneminin ilmi zihniyetini
en açık şekilde yansıtmasının yanında, şu an bile herkesin anlayabileceği
sade bir Türkçe ile yazılmış olması da son derece önemlidir.
Mukbilzade Mümin
Osmanlı döneminde önemli ilim adamlarından bir
diğeri de II. Murat döneminde yetişmiş ve iki önemli eser bırakmış
olan Mukbilzade Mümin'dir. Mümin, göz hastalıkları konusuna özel
ilgi göstermiş olan Şirvani ile birlikte ilk Osmanlı hekimlerindendir.
Yazarın ilk eseri padişaha ithaf edilmiş olan Zahire-i
Muradiye'dir. İkinci eseri Miftahü'n-nur ve hazainü's-sürur da aynı
şekilde padişaha ithaf edilmiş önemli bir tıp kitabıdır. Kitapta
teşhis ve sağlık bilgisinden genel olarak bahsedildikten sonra,
göz hastalıklarına dair ayrıntılar anlatılmaktadır. Bu önemli eserde,
baş ve kafatası yapısı ve hastalıkları, göz hastalıkları, göz kapağı
rahatsızlıkları, konjoktiva ve kornea hastalıkları detaylı olarak
tarif edilmekte, hastalıklara karşı önlemler ve çözümler anlatılmaktadır.
Osmanlılarda bütün Darüşşifa vakıflarındaki hekim
listelerinde Mukbilzade Mümin'in isminin mutlaka bulunması dönemin
son derece önemli bir hekimi olduğunu kanıtlamakta, aynı zamanda
o dönemde göz hastalıklarına verilen önemi de yansıtmaktadır.
Ali Kuşçu
Türk-İslam Dünyası astronomi ve matematik alimleri
arasında, ortaya koyduğu eserleriyle haklı bir şöhrete sahip Ali
Kuşçu, Osmanlı Türkleri'nde, astronominin önde gelen bilgini sayılır.
Batı ve Doğu Bilim dünyası onu 15. yüzyılda yetişen müstesna bir
alim olarak tanır. Kuşçu, Uluğ Bey ve Kadızade'den matematik dersleri
almıştır. Bir dönem Azerbeycan'a gitmiş, orada Akkoyunlular padişahı
Uzun Hasan'ın emrinde elçilik görevini yerine getirmiş, daha sonra
da Fatih'in sarayında bilim adamı olarak görev yapmıştır.
Bilimsel tartışmalarda bulunan, Fatih Külliyesinde
bir güneş saati yapan Ali Kuşçu, İstanbul'un enlem ve boylam derecesini
belirlemiştir. Ay'ın ilk haritasını çıkaran Ali Kuşçu'nun adı bugün
Ay'ın bir bölgesine verilmiştir. Ali Kuşçu'nun çalışmaları başlıca
iki bölüme ayrılabilir. Bunlardan ilki din ve filoloji ile ilgilidir.
Diğeri ise matematik ve astronomi ile ilgili eserlerdir. Bu eserler
arasında en önemlisi Risale fi'l-hey'e'dir. Zafer günü tamamlandığı
için Fethiye adıyla Fatih'e takdim edilmiştir. Matematik ve astronomi
alanında büyük bir çığır açan bu eser içinde gök cisimlerinin dünyamızdan
uzaklıklarına kadar tüm bilimsel detaylar bulunmaktadır. Farsça
yazılmış daha sonra Arapçaya çevrilmiş, Batı ilminin Türkiye'ye
girmesinden sonra bile astronomi alanında tercih edilen bir kitap
olmuştur.
Mirim Çelebi
Mirim Çelebi, asıl adı Mahmud b. Mehmed olan ve
16. yüzyıl Osmanlı Türkiye'sinin en ileri gelen astronom ve matematikçilerindendir.
İstanbul'da doğmuş, medreselerde okumuş ve Beyazıd'ın şehzadeliği
zamanında hocalık yapmış ve önemli makamlarda görev almıştır.
Kadızade ve Ali Kuşçu'nun torunu olan Çelebi'nin
en önemli eserlerinden biri Uluğ Bey'in Zic'ine Farsça olarak Düstürü'l-amel
ve tashihü'l-cedvel adında yazdığı bir şerhdir. Yazar eserde konuları
çok çeşitli şekillerde anlatmış, örneğin bir derecelik yayın sinüsünü
hesaplamak için gayet anlaşılır biçimde 5 ayrı çözüm yolu göstermiştir.
Mirim Çelebi aynı zamanda kendisini çok seven Yavuz
Sultan Selim'in ısrarları sonucunda dedesi Ali Kuşçu'nun astronomi
ile ilgili Fethiye eserini de şerh etmiştir. Matematik ve astronomi
ile ilgili yedi sekiz risalesi bulunmaktadır. Mirim Çelebi, Osmanlı
ülkesinde astronomi ve matematik ilimlerinin ilerlemesi için kuşkusuz
en çok çalışan müslüman bilim insanlarındandır.
Takiyüddin Efendi
16. yüzyılın en önemli astronomlarından biridir.
Devletten görev almak üzere Kahire'den İstanbul'a gelmiş, matematik
bilimindeki ustalığı nedeniyle hoş karşılanıp Sultan'a tanıtılmış
ve onun yüksek yardımlarıyla rasathane hazırlanmıştır. Kurduğu rasathane
o zaman için dönemin en önemli astronomi aletleriyle donatılmıştır.
Yapılan gözlem, kullanılan araçlar ve çalışan astronomları ile son
derece önemli bir mekandır.
Takiyüddin'in en önemli eseri Sidretü'l-Münteha'dır.
Bu eserde güneş parametreleri üç gözlem noktası yöntemi uygulanarak
hesaplanmıştır. Takiyüddin, Tycho Brahe ve Copernicus dışında dünyada
bu yöntemi kullanan üçüncü kişidir. Benzer sonuçlara ulaşmalarına
rağmen, Takiyüddin'in güneş parametreleri konusunda yaptığı hesaplamalar
16. yüzyılda en doğru hesaplamalar olarak tarihe geçmiştir.
Takiyüddin, eserlerinde "saatlerden"
bir astronomik araç gibi bahsetmiştir. Bu saatlerin en önemli özelliği
dakik olarak, dakika ve saniyeyi verebilmesidir. Avrupa'da dakika
ve saniye bulunan bir saatin yapılma tarihi ile Takiyüddin'in bu
mekanizmadan bahsetmesi aynı döneme rastlar.
Takiyüddin, Haridetü'd-Dürer ve Feridetü'l-Fikr
adlı küçük bir zic'inde ondalı kesirleri kullanmış ve bu konu hakkında
bilgi vermiştir. Bir başka deyişle, ondalı kesirler Avrupa'da tanınmasından
çok daha önce Takiyüddin tarafından sadece tanıtılmamış, kullanılmıştır
da. Bütün bunlara bakarak, Takiyüddin'in, dünyada "ilk"leri
gerçekleştiren bilginlerden biri olduğu açıkça görülmektedir.
Seydi Ali b. Hüseyin
Seydi Ali b. Hüseyin, birçok deniz seferine, özellikle
savaşlara katılmış, sonra da Barbaros Hayrettin Paşa'nın hizmetinde
çalışmış, astronomi konusunda uzman büyük bir denizcidir.
Hüseyin'in deniz astronomisi ve coğrafyayı gerçekten
çok iyi bilen bir bilgin olduğunu gösteren en önemli eseri Muhit'dir.
Eserin içinde, yön bulma, zaman hesabı, takvim, güneş ve ay zamanlamaları,
pusula bölümleri, çeşitli adaların ve meşhur limanların kutup yıldızına
yükseltileri, astronomiye ait bazı bilgiler, rüzgarlar, ulaşım yolları,
büyük fırtınalar ve bunlara karşı alınacak tedbirler gibi önemli
konular yeralmaktadır. Konulardan da anlaşıldığı kadarıyla Muhit,
son derece ilmi ve önemli bir eserdir.
Hüseyin aynı zamanda Ali Kuşçu'nun Fethiye'sini
çevirmiş ve eklemeler de yapmıştır. Gökleri sayarken astronomi terimleri
katmış, alemin merkezinin yerin merkezi olduğunu ve ağır cisimlerin
yerin merkezine doğru düştüklerini ilave etmiştir.
Yazar, bir diğer eseri Mir'at-i Kainat'da ise güneşin
yükseltisi ve yıldızların yerleri, kıblenin ve öğle vaktinin belirtilmesi,
daire çemberlerinin, sinüs, kiriş ve tanjantların bulunması ve karşı
tarafa geçilemeyen bir nehrin genişliğini ölçmek usulü gibi konularda
bilgi vermektedir. Konusunda çok önemli bilgiler vermiş ve geride
çok değerli eserler bırakmış üstün bir denizci ve astronomdur.
Katip Çelebi
17. yüzyılda yaşamış büyük bir bilim adamıdır.
14 yaşına geldiğinde Anadolu Muhasebesi Kalemi'ne alınmış ve buradaki
halifelerden birinden hesap kaidelerini öğrenmiştir. Bundan sonra
çeşitli hocalarla çalışmış ve bilgilerini genişletmiştir.
Katip Çelebi'nin 20 dolayındaki eseri arasında
belki de en önemlisi Keşfü'z-Zünün an esami'l-Kütüb ve 'l-Fünün'dur.
Eserde, 300'e yakın müstakil ilimin konuları ve amaçları hakkında
bilgi verilmekte çeşitli araştırmalara yer verilmektedir.
İkinci önemli eseri ise Cihannüma'dır. Coğrafya
ve kosmografyaya ait olan eserde yazar, dünya üzerindeki 5 kıtayı
6'ya bölmüş ve hepsi hakkında genel bilgi vermiştir. (Avrupa, Asya,
Afrika, Amerika, Macellenike/Avustralya ve Kutup bölgeleri). Eserde
yeryüzünün yuvarlaklığını ispat için çeşitli deliller verilmiş ve
Japonya'dan Erzurum'a kadar mevcut olan bütün bitkiler ve hayvanlar
tanıtılmıştır. Cihannüma aynı zamanda Osmanlıların üç kıtadaki hakimiyeti,
şehir ve kasabaları hakkında hiçbir yerde bulunmayan değerli bilgileri
de ihtiva eden ilk ve yegane sistematik coğrafya kitabıdır.
Katip Çelebi dönemin durgunlaşmış ve yeniliklere
kapalı havası içinde Osmanlı toplumunda büyük atılımlar yapan bir
aydındır. Batı'daki astronomi eserlerini çevirmeye yönelmiş bir
alimdir. Çelebi, döneminin koşullarını aşan bir bilim anlayışının
ilk mimarlarından biri olarak kabul edilir.
İbn Nefis
13. yüzyılda bilim adına önemli gelişmelere damgasını
vurmuş olan bir başka isim de İbn Nefis adıyla tanınan Alaeddin
Ali ebi'l-Hazam el-Kureyşi'dir. Mu'cezü'l-Kanun adlı ünlü eserinde
İbn Nefis, pekçok tıbbi açıklamada bulunmuş ve oldukça rağbet görmüştür.
Eserin en önemli özelliği, İbn Nefis'in küçük kan dolaşımını tıpkı
16. yüzyılda bu dolaşımı Harvey'den önce tarif eden Michel Servetus
gibi tarif etmesidir.
Servetus'un, İbn Nefis'ten yaklaşık üç yüzyıl sonra
küçük dolaşımı açıklaması ve onunla aynı anatomik yapıyı tarif etmesi
son derece önemli bir konudur. Çünkü o döneme kadar klasik inanç,
anatomide septumun (bir organın iki ayrı bölümünü birbirinden ayıran
ayırıcı zar veya duvar) geçirgen olduğu yönündedir. Oysa İbn Nefis,
herhangi bir gözleme dayanmadan septumun geçirgen olmadığından yola
çıkmış ve bu sonuçlara varmıştır. Nitekim sonraki yüzyıllarda septumun
geçirgen olmadığı gözlemlerle ispatlanmıştır.
İbn Nefis, kuşkusuz bu önemli keşfi ile tıp tarihinin
en önemli isimlerinden biridir. Yaptığı keşfin önemi ve değeri kendisinden
üç yüzyıl sonra ortaya çıksa da Osmanlı dönemine büyük faydaları
dokunmuş önemli tıp adamı vasfını korumuştur.
Akşemseddin
Asıl adı Şemseddin Muhammed b. Hamza'dır. Ancak
sakal ve bıyığının ak olması ve beyaz elbiseler giymesinden dolayı
Akşemseddin olarak anılmaktadır. Şam'da doğmuş ve küçük yaşta Anadolu'ya
gelerek Amasya'nın bir kazasına yerleşmiştir. Genç yaşta çeşitli
ilimler konusunda başarılar elde etmiş ve iyi bir tıp tahsili yapmıştır.
Tıp alanında derin araştırmalar yapmış olan Akşemseddin,
"Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak
yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer.
Bu bulaşma gözle görülmeyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla
olur." diyerek bundan beşyüz sene önce mikrobun tarifini yapmıştır.
Onun bu açıklamaları yaptığı dönem, mikropları ilk olarak tanıtan
İtalyan hekim Fracastor'dan yaklaşık 100 sene öncedir. Böyle bir
ilke imza atan Akşemseddin, tıp tarihinde önemli bir yere sahiptir.
Sultan II. Murat ve II. Mehmet'e çok yakın olan Akşemseddin, yaptığı
ilaçlarla saray ve çevresinde birçok hastayı iyileştirmesiyle de
bilinmektedir.
Akşemseddin'in pek çok dini eserinin yanı sıra
son derece büyük önemi olan iki de büyük tıbbi eseri bulunmaktadır.
Eserler halen tıp literatüründe önemlerini korumaktadır.
El-Battani
868 yılında Harran'da doğmuş olan el-Battani ilk
eğitimini ünlü bir bilim adamı olan babası Cabir bin San'an el-Battani'den
almıştır. Daha sonra eğitimini devam ettirmiş ve çok çeşitli konularda
uzmanlık elde etmiştir.
Battani ünlü bir astronom, matematikçi ve astrologdur.
Astronomi konusunda pek çok önemli keşfi vardır. Bunlardan en önemlisi
bir güneş yılının 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 24 saniyeden oluştuğunu
bulmasıdır. Bu keşif günümüz ölçümlerine son derece yakındır. Güneşin
doruk noktasındaki boylamın Ptolemy'nin keşfinden beri 160 47' arttığını
da keşfetmiştir. Bu durum, güneşin yörünge hareketlerini ve eşzamanlılıkta
küçük farklılıkların meydana geldiğini gösteren önemli bir keşiftir.
El-Battani'nin getirdiği yenilikler, ekliptik düzlemde
dikkate değer bir eğrilik olduğunu, mevsimlerin uzunluklarını ve
güneşin yörüngesini de kesin değerlerle ortaya koymaktadır. Ay ve
güneşle ilgili gözlemleri, 1749 yılında Dunthorne tarafından ayın
hareketlerinin anlaşılması konusu ile ilgili olarak kullanılmıştır.
Matematik alanında Yunan kirişi yerine sinüsleri kullanan ilk kişidir.
Ayrıca ilk olarak kotanjant kavramını getirmiş ve dereceli bir tablo
oluşturmuştur. Astronomi ve trigonometri ile ilgili sayısız eseri
vardır. Astronomi konusundaki çalışmaları Rönesansa kadar Avrupa'da
etkili olmuş, astronomi ve trigonometrideki keşifleri bu bilimlerin
gelişimine öncülük etmiştir.
El-Harezmi
Ebu Abdullah Muhammed bin Musa El-Harezmi tahmini
olarak MS 770 yılında Özbekistan'da doğmuştur. Batı bilim dünyasına
en sürekli ve en derin etkiler bırakmış matematikçi olarak tanınmaktadır.
Harezmi, doğu bilim dünyasında cebir ilmine ilişkin
ilk eser yazan kişidir. Bu bilim dalı daha önceleri az çok işlenmiş
ve geometriden farklı bir ilim olarak görülmeye başlamıştır. Birinci
dereceden denklemler çözülebilmiş ama ikinci derece denklemlerin
kökeni konusu henüz anlaşılamamıştır. Harezmi, ikinci kitabı olan
El Cebr ve'l Mukabele ile ikinci derece denklemlerin çözüm yolunu
sistemli olarak belirleyen ilk kişidir. Harezmi eserinde belirttiği
yöntemleri bir öğretmen yeteneğiyle açıklamış ve bu kuralları geometrik
olarak ispatlamıştır.
Harezmi'nin bu eseri, matematik tarihi bakımından
çok önemli gelişmelere başlangıç olmuş ve 600 yıldan fazla süre
boyunca matematik öğrenimi için temel sayılmıştır. Roger Bacon,
Fibonacci gibi bilim adamları eseri hayranlıkla incelemişler ve
kendi öğretilerinde bu eserden faydalanmışlardır. 1598-1599 yıllarında
hala cebir ilminde tek kaynak Harezmi'nin bu eseridir.
Matematiğin yanısıra astronomi ve coğrafya ilimlerinde
de eserler vermiştir. Güneş saatleri ve saatler üzerinde yazılmış
eserleri bulunmaktadır.
Sabit Bin Kurra
Sabit bin Kurra, matematik, astronomi ve tıp konularında
uzman İslam bilginlerinden biridir. Döneminde tüm bu alanlarda çok
büyük gelişmelere öncü olmuş, özellikle geometri ve cebir konusunda
yeniliklere imza atmıştır. Sabit bin Kurra'nın geometrideki yeri
hakkında oryantalist Georges Rivoire şunları yazar: "Cebirin
geometriye uygulanmasını, Müslümanlara borçluyuz. Bu da 900 yılında
vefat etmiş olan Sabit bin Kurra'nın eseridir."
Matematik, astronomi, astroloji, tıp ve çeviri
ile uğraşan Sabit'in 79 eseri olduğu bilinmektedir. Bunlardan 21'i
tıp, 2'si müzikle, geri kalan 25 eser ise matematik ve felsefe ile
ilgilidir.
Sabit, Oaklides'in bilgilerini kullanarak cebir
konusunda çok daha genel denklemlerin çözümlerini göstermeyi başarmıştır.
O da Harezmi gibi pozitif köklü ikinci derece denklemlerin çözümü
ile uğraşmıştır. Üçüncü derece denklemlerin çözümü iki yüzyıl sonra
Ömer Hayyam'a nasip olacaktır. C. B. Boyer, bu usta matematikçi
için şunları söylemektedir.
"MS 9. yüzyıl Müslüman matematikçilerin altın
çağı oldu. Yüzyılın ilk yarısında Harzemli, ikinci yarısında Sabit
bin Kurra damgasını vurdular. Harzemli ile Oaklides 'temelciler'
olarak benzeşir. Sabit ise, Pappus gibi, yüksek matematik yorumcusudur."
(Boyer, C. B. (1968). A History of Mathematics, John Wiley and Sons,
New York, sf. 258)

|