KURAN'A
GÖRE "GERÇEK" AKIL NEDİR? (2)
İnsan
yaratılmış bir varlıktır. Dolayısıyla insanda görülen akıl
müstakil bir güç ve müstakil bir yetenek değildir; ona verilmiştir.
Aklın gerçek sahibi ise insanı yaratan Allah'tır. Allah, asla
tükenmeyen, sonsuz ve sınırsız bir aklın sahibidir ve dilediği
an dilediği kimseye, imanı ölçüsünde bu nimeti vermektedir.
Kuran'da
Akılsızlık Nasıl Tanımlanıyor?
Cahiliye
toplumunda akılsız lık deyince ilk akla gelen, zeka geriliği ya
da anormallik gibi kavramlardır. Akılca zayıf olan insanların, zihin
hastalıkları hastanelerinde bulunan, ağır, anlaşılmaz konuşmalar
yapan, algı bozukluğu çeken ve hatta belki de ilk anda göze çarpan
birtakım fiziksel kusurları olan kimseler oldukları düşünülür. Oysa
bu sayılanların, Kuran'da anlatılan gerçek akılsızlıkla hiçbir bağlantısı
yoktur.
Akıl,
bir insanın vicdanını sonuna kadar kullanarak hayatının her anında
Allah'ın en razı olacağı ve Kuran'a en uygun olan tavrı seçmesi
ve bunun sonucunda da tüm hayatını kapsayan bir düşünce ve tavır
mükemmelliği kazanmasıdır. Ayrıca aklıyla yeryüzünde bulunuş amacını,
kendisini yaratan Allah'ın sonsuz kudretini kavrayabilmesidir.
Bu
bilinçten yoksun olan insanlar ise akılsız kimselerdir. İnsanların
çoğu, televizyonda seyrettikleri kişilerde, aynı apartmanda oturan
komşularında, üniversite mezunu olan bir gençte ya da mevki sahibi
bir işadamında böyle bir akıl zayıflığı olabileceğine hiçbir şekilde
ihtimal vermezler. Oysa akılsızlık, insanların kendilerine, dünyada
ve ahirette en güzel hayat şeklini bildiren Kuran'a uymak ve güzel
bir hayat yaşamak varken, bunun yerine cahiliye sistemini benimsemeleri
ve bundan dolayı da sıkıntılı ve zor bir hayat sürmeleridir. Bu
nedenle de insanın çevresindeki pek çok kişide bu akıl zayıflığına
rastlaması mümkündür.
Allah,
Kuran'da insanların dünya hayatından ve cahiliye sisteminden yana
yaptıkları seçimin yanlışlığına dikkat çekmiş ve onları bu durumu
düşünerek akletmeye çağırmıştır:
Dünya
hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta
olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl
erdirmeyecek misiniz? (En'am Suresi, 32)
Andolsun,
size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu
bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Enbiya Suresi,
10)
İşte
Kuran'daki tüm bu hatırlatmalara rağmen dünya ve ahiret hayatının
gerçek yüzünü kavramaya yanaşmayan bu kimseler, Kuran'da bildirildiğine
göre akıllarını kullanmayanlardır. Allah akıl erdirmeyen bu kimselerin
Allah katındaki konumunu bir ayette şöyle bildirmiştir:
Gerçek
şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü)
akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal Suresi, 22)
Kuran'daki
tüm bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi akılsızlık, insanları insani
fonksiyonlarından uzaklaştırarak onları akletmeyen, gerçekleri görmeyen
ve işitmeyen varlıklar haline getirmektedir.
Aklı
örten konulardan başlıcalarına değinmemizdeki amaç da, insanları
akılsızlık tehlikesine karşı uyarmaktır. Çünkü aklını örten bu yanlışlardan
kurtulamayan bir insan dünyada ve ahirette büyük kayıplara uğrayacaktır.
Allah, akıldan yoksun kalan bu kişilerin, ahirette iken dünya hayatlarını
pişmanlıkla anarak şöyle diyeceklerinden bahsetmiştir:
Ve
derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu
çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık." (Mülk Suresi,
10)
Akılsızlığın
Getirdiği Kayıplar
Akılsızlığın
sebep olduğu en büyük kayıplardan biri, kuşkusuz insanları Allah'ın
dininden uzaklaştırmasıdır. Dinden uzaklaşan insanlar ise cennetten
de uzaklaşır ve sonsuz bir cehennem hayatına sürüklenirler. Akılsızlıkları
bu insanlara doğru olanı yanlış, yanlış olanı da doğru gösterir;
bu nedenle dünyadaki hayatı gerçek hayat zanneder ve asıl olan ahiret
hayatını uzak görürler. Burada bulundukları süre boyunca Allah'ın
rızasını ve cennetini kazanabilmek için çaba harcamaz ve cehennem
azabının kendilerine de dokunabileceğini hiç hesaba katmazlar. Ahirette
bu gerçeklerle karşılaştıklarında ise "keşke akıl etmiş olsaydık"
diyerek pişmanlıklarını dile getirir ve akılsızlığın kendilerini
nasıl büyük bir kayba soktuğunu itiraf ederler. Kuran'da onların
bu pişmanlığına şöyle yer verilmiştir:
O
gün, cehennem de getirilmiştir. İnsan o gün düşünüp-hatırlar, ancak
(bu) hatırlamadan ona ne fayda? Der ki: "Keşke hayatım için, (önceden
bir şeyler) takdim edebilseydim." (Fecr Suresi, 23-24)
Ateşin
üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke
(dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık
ve mü'minlerden olsaydık." (En'am Suresi, 27)
Tüm
bunlardan çıkarılması gereken sonuç ise şudur; akılsızlık insanı
cehenneme sürükleyen büyük bir beladır. Cehennem ise ölüp kurtulmanın
dahi mümkün olmadığı sonsuz bir azap ortamıdır. Bu gerçek, hiçbir
insanın "bundan bana birşey olmaz" diyemeyeceği kadar kesin ve bir
o kadar da dayanılmazdır. Kuran'da cehennemdeki insanların kemiklerini
çatırdatan acı dolu çığlıklardan, yandıkça tekrar tekrar değiştirilen
derilerden, susadıkça içmek için kan ve irin karışımından başka
birşey bulamayan inkarcılardan çok detaylı olarak bahsedilmiştir.
Bunun
yanında aklını kullanmayan bir insanın mahrum kalacağı cennet nimetlerini
de şimdiden düşünmesi gerekir. Akılsız insanlar cehennem ile karşılaşmadan
önce cennetin güzelliğinin de şuuruna varmış ve akıllı insanların
cennetle müjdelendiklerinde yaşadıkları sevinci görmüş olacaklardır.
Altından ırmaklar akan yüksek köşklerde, mücevherler içinde, tahtlar
üzerinde zevk süren müminlerin durumunu bilmek de ahirette akılsız
insanların kalbinde derin bir acı ve pişmanlık oluşturacaktır.
Bunlar,
akılsızlığın ahirette getirdiği kayıplardır. Ancak akılsızlıkları
sebebiyle dinden uzaklaşan insanlar, ahireti terk edip dünya nimetlerini
yaşamaya çalışırken, burada da istedikleri gibi bir ortama sahip
olamazlar. Yaşamları boyunca maddi manevi pek çok kayba uğrarlar.
Öncelikle Allah'a ve kadere teslim olamamanın getirdiği tevekkülsüzlük
ve bundan kaynaklanan huzursuzluk içinde yaşarlar. Sürekli geleceğe
yönelik korkular, sahip olduklarını kaybetme, yoksul düşme endişesi,
sevdikleri insanlardan uzak kalma, insanlar karşısında küçük düşme
gibi tedirginlikler içinde hayatlarını sürdürürler.
Kuran
ahlakını yaşamadıkları için hiç kimseyle gerçek anlamda dost olamaz;
gerçek sevginin, saygının, sadakatin ve diğer güzel ahlak özelliklerinin
güzelliğini kavrayamazlar. Kuran'a göre bir yaşam sürmedikleri için
dinden uzak cahiliye sisteminin zorlukları içinde yaşarlar. Hayatlarında
sürekli pişmanlık hakimdir; bir gün ya da bir saat önce yaptıklarından
dahi sürekli olarak yakınıp, pişmanlıklarını dile getirirler.
Akıllarını
kullanmadıkları için güzel ve hikmetli konuşamazlar. Saatlerce konuşup
bir işin içinden çıkamaz, seri tedbirler alamaz ve akılcı çözümler
getiremezler. İnsanlardaki güzellikleri ve incelikleri göremez ve
bunları güzel bir üslupla dile getiremezler. Sanat ve estetikten
ince bir zevk alamaz, akılcı yenilikler üretemezler. Yaşadıkları
klasik kalıplardan, alışkanlıklardan vazgeçemez, kendilerini yenileyip
geliştiremezler.
Akılsız
insanların durumunu Kuran'da verilen şu örnekle açıklayabiliriz:
Allah
şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan birisi
dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve herşeyiyle efendisinin üstünde
(bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez; şimdi
bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla eşit olabilir
mi? (Nahl Suresi, 76)
Kuşkusuz
bu örnek akılsız bir insanın içerisinde bulunduğu durumu ifade etmektedir.
Zira akılsız kişi, ayette belirtildiği gibi, hiçbir şeye gücü yetmeyen
ve kendine bir faydası olmadığı gibi, çevresine de yük olan bir
insandır. Bu nedenle söz konusu kişi, hayatı boyunca hep kayıp içerisinde
yaşamak zorunda kalır. Allah akılsız insanların durumunu bir ayetinde
şöyle haber vermiştir:
Allah'ın
izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. O, akıl
erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar. (Yunus Suresi,
100)
Akılsız
insanlar aynı zamanda akılsız toplumlar oluştururlar. Akılsız toplumlarda
ise dinden uzak olmanın getirdiği kargaşa, zulüm, adaletsizlik,
kin, şiddet, hoşgörüsüzlük, kısacası her türlü olumsuzluğun birarada
bulunduğu bir ortam meydana gelir. İnsanlar akılsızlıkları nedeniyle
Allah'ın kudretini takdir edemez ve bundan dolayı Allah'tan korkmazlar.
Allah'tan kormayan insanların oluşturduğu toplumlarda da her türlü
suç işlenebilir. İnsanlar rahatlıkla başka kişileri öldürebilir,
haklarına tecavüz edebilir, hırsızlık, dolandırıcılık gibi suçlara
yönelebilirler. İçlerinde merhamet ve şefkat hisleri köreldiği için
her türlü caniliği yapabilirler.
İşte
bunlar da akılsızlığın insanlara dünyada getirdiği zararların kısa
bir özetidir. Bu nedenle akılsızlık, bir insanın önemsemeyeceği
ve razı olabileceği bir durum değildir. Her insan aklı örten engelleri
düşünmeli, bunlardan sıyrılmak için elinden gelen tüm gayreti sarf
etmeli ve aklın dünyada ve ahirette kazandıracağı nimetlerin güzelliğini
yaşamalıdır.

|