| KURAN
MUCİZELERİ
Gerçekten O (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir)
indirmesidir.
(Şuara Suresi, 192)
KURAN'IN BİLİMSEL MUCİZELERİ
EVRENİN VAROLUŞU
20. yüzyılın başlarına dek hakim
olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri
var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. "Statik
(durağan) evren modeli" adı verilen bu anlayışa göre, evren için
herhangi bir başlangıç veya son söz konusu değildi.
Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu
görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak
kabul ederken, bir Yaratıcının varlığını da reddediyordu. Oysa 20.
yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji, materyalistlere zemin sağlayan
durağan evren modeli gibi ilkel anlayışları kökünden yıkmıştır.
21. yüzyılın başlarında olduğumuz şu dönemde, evrenin
bir başlangıcı olduğu, yok iken bir anda büyük bir patlamayla var
olduğu modern fizik tarafından pek çok deney, gözlem ve hesapla
ispatlanmış durumdadır. Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia
ettikleri gibi sabit ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir
hareket ve değişim içinde olduğu, genişlediği de saptanmıştır. Bugün
bu gerçekler bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir.
Kuran-ı Kerim'de evrenin ortaya çıkışı şöyle açıklanır:
O gökleri ve yeri yoktan var
edendir... (Enam Suresi, 101)
Kuran'da verilen bu bilgi, çağdaş bilimin bulgularıyla
tam bir uyum içindedir. Başta da belirttiğimiz gibi astrofiziğin
ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin madde ve zaman boyutlarıyla birlikte,
bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. "Büyük Patlama",
orijinal adıyla "Big Bang" teorisi, tüm evrenin yaklaşık 15 milyar
yıl önce tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini
kanıtlamıştır.
Big Bang'den önce madde diye bir şey yoktur. Maddenin,
enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı, tamamen metafizik olarak
tanımlanabilecek bir yokluk ortamında, madde, enerji ve zaman bir
anda yaratılmıştır. Modern fiziğin ortaya koyduğu bu büyük gerçek,
Kuran'da bize 1400 yıl önceden haber verilmektedir.

NASA'nın 1992'de gönderdiği
Cobe uydusunun hassas tarayıcıları Big Bang'den sonra
tüm evrene yayıldığı varsayılan radyasyonun kalıntılarını
buldu. Bu buluş evrenin yoktan var edildiği gerçeğinin
bilimsel bir açıklaması olan Big Bang teorisinin ispatı
oldu.
|
EVRENİN
GENİŞLEMESİ
| 
Edwin Hubble, dev teleskobuyla.
|
Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir
dönemde, 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim'de evrenin genişlediğinden
şöyle bahsedilir:
Biz göğü 'büyük bir kudretle'
bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi,
47)
Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)"
kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır.
Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici
olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte
olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une"
kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir.
"Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok
fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni
çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış
olduğu sonuç da Kuran'da bize bildirilenle aynıdır. 1
20. yüzyılın başlarına dek bilim dünyasında hakim
olan tek görüş, "evrenin durağan bir yapıya sahip olduğu ve sonsuzdan
beri süregeldiği" şeklindeydi. Ancak, günümüz teknolojisi sayesinde
gerçekleştirilen araştırma, gözlem ve hesaplamalar evrenin bir başlangıcı
olduğunu ve sürekli olarak "genişlediğini" ortaya koydu.
Rus fizikçi Alexander Friedmann ve
Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre, 20. yüzyılın başlarında
evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik
olarak hesapladılar.
| 
Georges Lemaitre
|
Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı. Amerikalı
astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken,
yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını
keşfetti. Bu buluş astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden biri
sayılmaktadır. Hubble bu incelemeler sırasında yıldızların, uzaklıklarına
bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı.
Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya
doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı
noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble'ın
gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir
kayma fark edilmişti. Kısacası yıldızlar sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar.
Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı.
Herşeyin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığı bir evren ise, sürekli
"genişleyen" bir evren anlamına gelmekteydi. Evrenin genişlemekte
olduğu, ilerleyen yıllardaki gözlemlerle de kesinlik kazandı.
Konuyu daha iyi anlamak için, evreni
şişirilen bir balonun yüzeyi gibi düşünmek mümkündür. Balonun yüzeyindeki
noktaların balon şiştikçe birbirlerinden uzaklaşmaları gibi, evrendeki
cisimler de evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar.
Aslında bu gerçek 20. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri
sayılan Albert Einstein tarafından da teorik olarak keşfedilmişti.
Fakat Einstein, o devrin genel kabul gören "durağan evren modeli"
ile ters düşmemek için, bu buluşunu bir kenara bırakmıştı. Einstein
bu davranışını daha sonra, "kariyerinin en büyük hatası" olarak
adlandıracaktı. 2
Bu bilimsel gerçek, henüz hiçbir insan tarafından
bilinmezken, Kuran'da asırlar önce açıklanmıştır. Çünkü Kuran, tüm
evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah'ın sözüdür.

Evren ilk patlamadan bu yana her an büyük bir süratle
genişlemektedir. Bilim adamları genişleyen evreni şişen
bir balonun yüzeyine benzetmektedirler. |
EVRENİN
SONU VE BIG CRUNCH
| 
Big Crunch teorisi, Big Bang'le
başlayarak genişlemekte olan evrenin, gittikçe hızlanarak
içine çökeceğini öne süren bir teoridir. Teoriye göre
evrendeki bu çöküş, evren tüm kütlesini kaybedip sonsuz
yoğunluktaki bir noktaya dönüşene dek sürecektir.
|
Evrenin yaratılışı, önceki konuda
da belirttiğimiz gibi Big Bang denilen büyük bir patlama ile başlamıştır
ve o zamandan beri evren genişlemektedir. Bilim adamları evrenin
kütlesi yeterli miktara ulaştığında, çekim kuvvetleri nedeni ile
bu genişlemenin duracağını ve bunun evrenin kendi içine çökmeye,
büzülmeye başlamasına sebep olacağını bildirmektedirler. Büzülen
evrenin de, sonunda "Big Crunch" denilen çok yüksek bir ısı ve sıkışma
ile sonuçlanacağını ifade etmektedirler. Bu ise, bildiğimiz tüm
yaşam şekillerinin yok olması anlamına gelir. 3
Big Crunch olarak ifade edilen bu bilimsel varsayıma
Kuran'da şöyle işaret edilmektedir:
Bizim, göğü kitabın sahifelerini
katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi,
yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu, Bizim üzerimizde bir
vaiddir. Elbette, Biz yapıcılarız. (Enbiya Suresi, 104)
Bir başka ayette ise göklerin bu durumu şöyle tarif
edilmektedir:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla
takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu
(kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk
koştuklarından münezzeh ve yücedir. (Zümer Suresi, 67)
Big Crunch teorisine göre başlangıçta olduğu gibi
önce yavaşça, fakat gittikçe hız kazanarak evren çökmeye başlayacaktır.
Tüm bunların devamında ise, evren sonsuz yoğunluk ve sonsuz ısıda,
sonsuz küçüklükte bir nokta haline gelecektir. Tarif edilen bu bilimsel
teori, Kuran ayetleri ile parelellik içindedir. (En doğrusunu Allah
bilir.)
SICAK
DUMANDAN YARATILIŞ
Bugün bilim adamları yıldızların dumandan -sıcak
bir gaz bulutundan- oluşumunu gözlemleyebilmektedirler. Sıcak gaz
kütlesinden oluşum, aynı zamanda evrenin yaratılışı için de geçerlidir.
Kuran'da da evrenin yaratılışı, bu bilimsel bulguları tasdik edecek
şekilde tarif edilmiştir:
| 
Temsili Big Bang resmi. Allah'ın
evreni yoktan var ettiğini bir kez daha ortaya koyan Big
Bang, bilimsel delillerle ispatlanan bir teoridir. Bazı
bilim adamları Big Bang'e alternatifler üretmeye çalışmışlarsa
da, elde edilen deliller Big Bang'in bilim dünyasında
kesin bir kabul görmesiyle sonuçlanmıştır.
|
Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz
dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için
eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra,
duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: "İsteyerek
veya istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek) geldik"
dediler. (Fussilet Suresi, 10-11)
Yukarıdaki ayette geçen "duman"
ifadesi, Arapçada "duhanun" kelimesidir. Ve bu kelime söz konusu
kozmik ve sıcak bir dumanı tarif etmektedir. Katı maddelere bağlı
uçan parçacıklar içeren, sıcak gaz halinde bir kütle olan bu duman
şekli, ayette geçen kelimeyle tam olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü
gibi Kuran'da evrenin bu aşamadaki görünümünü tarif eden en uygun
kelime kullanılmıştır. Bilim adamları ise evrenin, duman halindeki
sıcak bir gaz kütlesinden oluştuğunu 20. yüzyılda keşfetmişlerdir.
4
Evrenin yaratılışı ile ilgili böyle bir bilginin
Kuran'da bildirilmiş olması, kuşkusuz Kuran"ın bilimsel alandaki
bir mucizesidir.
"GÖKLERLE YER"İN BİRBİRİNDEN AYRILMASI
Kuran'da göklerin yaratılışı hakkında bilgi verilen
bir başka ayet ise şöyledir:
O inkar edenler görmüyorlar
mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz
onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar
mı? (Enbiya Suresi, 30)
Ayetin "birbiriyle bitişik" olarak tercüme edilen
"ratk" kelimesi, Arapça sözlüklerde "birbiriyle iç içe, ayrılmaz
durumda, kaynaşmış" anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan
iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen "ayırdık"
ifadesi ise Arapça "fatk" fiilidir ki, bu fiil bitişik durumdaki
bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin
tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapçada bu fiille
ifade edilir.
Şimdi ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin
birbiriyle bitişik, yani "ratk" durumunda olduğu bir durumdan bahsediliyor.
Ardından bu ikisi "fatk" fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diğerini
yararak dışarı çıkıyor. Gerçekten de Big Bang'in ilk anını düşündüğümüzde,
evrenin tüm maddesinin tek bir noktada toplandığını görürüz. Diğer
bir deyişle herşey, hatta henüz yaratılmamış olan "gökler ve yer"
bile bu noktanın içinde, birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumdadırlar.
Ardından bu nokta şiddetli bir patlamayla yarılıp ayrılmaktadır.
GÖKLERLE YER ARASINDAKİLERİN YARATILIŞI
Kuran'da, göklerin, yerin ve ikisinin arasında
bulunanların yaratılışı ile ilgili pek çok ayet bulunmaktadır:
Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin
arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık.
Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı)
güzel davranışlarla davran. (Hicr Suresi, 85)
Göklerde, yerde, bu ikisinin
arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur. (Taha
Suresi, 6)
Biz, bir 'oyun ve oyalanma
konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık.
(Enbiya Suresi, 16)
Bilim adamları başlangıçta sıcak
bir gaz kütlesinin yoğunlaştığını, daha sonra bu kütlenin parçalara
ayrılarak galaktik maddeleri, daha sonra yıldızları ve gezegenleri
oluşturduklarını ifade etmektedirler. Diğer bir deyişle Dünyamız
da dahil olmak üzere bütün yıldızlar, birleşik bir gaz kütlesinden
ayrılan parçalardır. Bu parçalardan bir kısmı güneşleri, gezegenleri
meydana getirmiş, böylece pek çok Güneş Sistemleri ve galaksiler
ortaya çıkmıştır. Daha önceki bölümlerde de açıkladığımız gibi evren
"ratk" (Füzyon: Birbirine yapışık, birleşik) halindeyken, "fatk"
(parçalara ayrılmıştır) olmuştur. Kuran'da evrenin oluşumu, bilimsel
açıklamaları tasdikleyen, en uygun kelimelerle anlatılmaktadır.
5
Her bölünme, ayrılma olduğunda ise, uzayda yeni
oluşan temel cisimlerin dışında birkaç parça dışarıda kalmıştır.
Bu fazla parçaların bilimsel adı, "yıldızlar arası galaktik madde"dir.
Bilim adamları bu maddeleri, astrofizikteki ölçümler açısından çok
önemli görmektedirler. Ayrıca bu maddeler toz, duman ya da gaz olarak
değerlendirilebilecek kadar incedirler. Ancak bu maddelerin tamamı
düşünüldüğünde, uzaydaki galaksilerin toplamından daha fazla bir
kütle söz konusu olmaktadır. Galaksi ötesindeki bu maddelerin varlığı
yakın bir tarihte keşfedilmesine rağmen, yukarıdaki ayetlerde "ikisinin
arasındakiler, ikisinin arasındaki şeyler" olarak çevrilen "ma beynehuma"
ifadesi ile, Kuran'da bu parçaların varlığına yüzyıllar öncesinden
dikkat çekilmiştir.

EVRENDEKİ
MÜKEMMEL DENGE
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum'
içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir
'çelişki ve uygunsuzluk' göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir;
herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra
gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde
bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
Evrendeki milyarlarca yıldız ve galaksi mükemmel
bir uyum içinde kendileri için tespit edilmiş yörüngelerinde hareket
ederler. Yıldızlar, gezegenler ve uydular hem kendi etraflarında,
hem de bağlı oldukları sistemlerle birlikte dönerler. Hatta bazen
içinde 200-300 milyar yıldız bulunan galaksiler birbirlerinin içinden
geçip giderler. Bu geçişte, evrendeki büyük düzeni bozacak herhangi
bir çarpışma olmaz.
Evrende hız kavramı, Dünya ölçüleriyle karşılaştırıldığında
kavranması güç boyutlardadır. Milyarlarca, trilyonlarca ton ağırlığındaki
yıldızlar, gezegenler ve sayısal değerleri ancak matematikçilerin
anlayabileceği büyüklükteki galaksiler ve galaksi kümeleri uzay
içinde olağanüstü bir süratle hareket ederler.
Örneğin, Dünya saatte 1.670 km hızla kendi ekseni
çevresinde döner. Bugün en hızlı merminin saatte ortalama 1.800
km'lik bir sürate sahip olduğu düşünülürse, Dünya'nın dev boyutlarına
rağmen süratinin ne denli büyük olduğu anlaşılır.
Dünya'nın Güneş etrafındaki hızı ise merminin yaklaşık
60 katıdır: Saatte 108.000 km. (Böylesine büyük bir süratle yol
alabilen bir araç yapılabilseydi, Dünya'nın çevresini 22 dakikada
dolaşacaktı.) Verdiğimiz bu sayılar sadece Dünya içindir. Güneş
Sistemi ise daha da ilginçtir. Bu sistemin sürati mantık sınırlarını
zorlayacak derecede yüksektir. Evrende sistemler büyüdükçe sürat
artar. Güneş Sistemi'nin galaksi merkezi etrafındaki dönüş sürati,
saatte tam 720.000 km'dir. Yaklaşık 200 milyar yıldızı bünyesinde
bulunduran "Samanyolu Galaksisi"nin uzay içindeki hızı ise saatte
950.000 km'dir.
Kuşkusuz ki böylesine karmaşık ve hızlı bir sistem
içinde dev kazaların oluşma ihtimali son derece yüksektir. Ancak
böyle bir durum olmaz ve biz yaşamımızı güven içinde sürdürürüz.
Çünkü evrendeki herşey Allah'ın koyduğu kusursuz dengeye göre işlemektedir.
İşte bu sebeple ayette bildirildiği gibi tüm bu sistem içinde hiçbir
"çelişki ve uygunsuzluk" yoktur.
GÜNEŞ,
AY VE YILDIZLARIN YAPILARINDAKİ FARKLILIK
Sizin üstünüze sapasağlam yedi-gök
bina ettik. Parıldadıkça parıldayan bir kandil (Güneş) kıldık. (Nebe
Suresi, 12-13)
Bilindiği gibi Güneş, Güneş
Sistemi'ndeki tek ışık kaynağıdır. Teknolojik imkanların gelişmesiyle
birlikte, astronomlar Ay'ın bir ışık kaynağı olmadığını, sadece
Güneş'ten gelen ışığı yansıttığını keşfetmişlerdir. Yukarıdaki ayette
geçen "kandil" ifadesi de, Arapçada ısı ve ışık kaynağı olan Güneş'i
en mükemmel şekilde tarif eden "sirac" kelimesidir.
Allah Kuran'da Ay, Güneş ve yıldızlar gibi gök
cisimlerinden bahsederken farklı kelimeler kullanmaktadır. Bunlardan
Güneş ve Ay'ın yapıları arasındaki farklılık Kuran'da şöyle ifade
edilmiştir:
Ve Ay'ı bunlar içinde bir nur kılmış,
Güneş'i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi,
16)
Yukarıdaki ayette Ay için ışık (Arapça "nur"),
Güneş için kandil (Arapça "sirac") kelimeleri kullanılmıştır. Bu
kelimelerden Ay için kullanılan, ışığı yansıtan, parlak, hareketsiz
bir kitleyi ifade eder. Güneş için kullanılan kelime ise, sürekli
yanma halinde olan, ısı ve ışık kaynağı, gökteki bir oluşum anlamına
gelmektedir.
Diğer taraftan "yıldız" kelimesi
Arapçada "beliren, ortaya çıkan, görünen" anlamlarına gelen "neceme"
kökünden türemiştir. Ayrıca yıldız aşağıdaki ayetteki gibi, ışığıyla
karanlıkları delen, parıldayan, kendi kendini tüketen ve yanan anlamlarına
işaret eden "sakib" kelimesiyle de nitelendirilmiştir:
(Karanlığı) Delen yıldızdır.
(Tarık Suresi, 3)
Günümüzde Ay'ın kendi ışığını yaymadığı, Güneş'ten
gelen ışığı yansıttığı bilinmektedir. Güneş ve yıldızların ise kendi
ışıklarını yaydıklarını biliyoruz. Kuran'da bu gerçekler insanların
gök cisimleri ile ilgili bilgilerin çok kısıtlı olduğu bir dönemde
yani bundan 14 asır evvel bildirilmiştir.
YÖRÜNGELER
VE DÖNEN EVREN
Evrendeki büyük dengenin en önemli nedenlerinden
biri, kuşkusuz gök cisimlerinin belirli yörüngeler izliyor olmasıdır.
Yıldızlar, gezegenler ve uydular hem kendi etraflarında, hem de
bağlı bulundukları sistemle birlikte dönmekte, evren tıpkı bir fabrikanın
dişlileri gibi ince bir düzen içinde çalışmaktadır.
Evrende yaklaşık 200 milyar galaksi mevcuttur ve
her galakside ortalama 200 milyar yıldız bulunur. Bu yıldızların
pek çoğunun gezegenleri, bu gezegenlerin de uyduları vardır. Tüm
bu gök cisimleri çok ince hesaplarla saptanmış yörüngelere sahiptir.
Ve milyonlarca yıldır her biri kendi yörüngesinde diğerleriyle kusursuz
bir uyum ve düzen içinde akıp gitmektedir. Bunların dışında pek
çok kuyruklu yıldız da kendisi için tespit edilmiş olan yörüngede
yüzüp gider.

Evrendeki yörüngeler sadece bazı gök cisimlerine
ait değildir. Güneş Sistemimiz hatta diğer galaksiler, başka merkezler
etrafında büyük bir hareketlilik gösterirler. Dünya ve onunla birlikte
Güneş Sistemi her yıl, bir önceki yerinden 500 milyon km uzakta
bulunur. Gök cisimlerinin yörüngelerinden en ufak bir sapmanın bile
sistemi altüst edecek kadar önemli sonuçlar doğurabileceği hesaplanmıştır.
Örneğin Dünya yörüngesinde, normalden fazla veya eksik 3 mm'lik
bir sapmanın yol açabilecekleri, bir kaynakta şöyle tarif edilmektedir:
Dünya, Güneş çevresinde dönerken
öyle bir yörünge çizer ki, her 18 milde doğru bir çizgiden ancak
2,8 mm ayrılır. Dünya'nın çizdiği bu yörünge kıl payı şaşmaz; çünkü
yörüngeden 3 mm'lik bir sapma bile büyük felaketler doğururdu: Sapma
2,8 yerine 2,5 mm olsaydı, yörünge çok geniş olurdu ve hepimiz donardık;
sapma 3,1 mm olsaydı, hepimiz kavrularak ölürdük. 6
Gök cisimlerinin bir başka özelliği de, yörüngelerinin
dışında bir de kendi etraflarında dönmeleridir. Kuran'da "Dönüşlü
olan göğe andolsun." (Tarık Suresi, 11) ayeti ise tam da
bu gerçeğe işaret eder. Elbette, Kuran'ın indirildiği dönemde insanlık,
günümüzdeki gibi uzayı milyonlarca kilometre uzaklara dek gözlemleyecek
teleskoplara, gelişmiş gözlem teknolojilerine, modern fizik ve astronomi
bilgilerine sahip değildi. Dolayısıyla uzayın, ayette bildirildiği
gibi, "özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış"
(Zariyat Suresi, 7) olduğunu, o dönemde bilimsel olarak tespit
edebilmek imkansızdı. Ancak o çağda indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'de
bu gerçek bizlere açıkça haber verilmiştir; çünkü Kuran, Allah'ın
sözüdür.
|  
Evrendeki pek çok kuyruklu yıldız
gibi soldaki resimde görülen Halley kuyruklu yıldızı da
planlı bir harekete sahiptir. Kendisine ait belirli bir
yörüngesi vardır ve diğer gök cisimleriyle birlikte, kusursuz
bir uyum ve düzen içinde bu yörüngede hareket etmektedir.
Evrendeki tüm gök cisimlerinin, gezegenlerin, bu gezegenlerin
uydularının, yıldızların, hatta galaksilerin bile çok
ince hesaplarla saptanmış yörüngeleri vardır. İşte bu
kusursuz düzeni kuran ve devamlılığını sağlayan, tüm evreni
yaratmış olan Allah'tır.
|
GÜNEŞ'İN
GİDİŞ İSTİKAMETİ
Kuran'da Güneş ve Ay'dan bahsedilirken her birinin
belli bir yörüngesi olduğu vurgulanır:
Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve
Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya
Suresi, 33)
Yukarıdaki ayette geçen "yüzme" kelimesi Arapçada
"sabaha" olarak ifade edilir ve Güneş'in uzaydaki hareketini anlatmak
üzere kullanılmaktadır. Bu kelime Güneş'in uzayda hareket ederken
kontrolsüz olmadığı, ekseni üzerinde döndüğü ve dönerken bir rota
izlediği manasındadır. Güneş'in sabit olmadığı belli bir yörüngede
yol almakta olduğu, bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:
Güneş de, kendisi için (tespit
edilmiş) olan bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün
ve güçlü olan, bilenin takdiridir. (Yasin Suresi, 38)
Kuran'da bildirilen bu gerçekler, ancak çağımızdaki
astronomik gözlemlerle anlaşılmıştır. Astronomi uzmanlarının hesaplarına
göre Güneş, Solar Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı
doğrultusunda saatte 720.000 km'lik muazzam bir hızla hareket etmektedir.
Bu, kabaca bir hesapla, Güneş'in günde 17 milyon 280 bin km yol
katettiğini gösterir. Güneş'le birlikte onun çekim sistemi içindeki
tüm gezegenler ve uyduları da aynı mesafeyi katederler.
AY YILININ
HESAPLANMASI
Güneş'i bir aydınlık, Ay'ı
bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar
tespit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O,
bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır.
(Yunus Suresi, 5)
Ay'a gelince, Biz onun için
de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma
dalı gibi döndü (döner). (Yasin Suresi, 39)
Yukarıdaki ilk ayette Allah, Ay'ın insanlar için
yıl hesabının yapılmasında bir ölçü olacağını açıkça bildirmiştir.
Ayrıca bu hesapların, Ay'ın yörüngesinde dönüşü sırasında alacağı
konumlara göre yapılacağına da dikkat çekilmiştir. Dünya-Ay ve Dünya-Güneş
doğrultuları arasındaki açı sürekli olarak değiştiğinden, biz Ay'ı
çeşitli zamanlarda değişik şekillerde görürüz. Ayrıca Ay'ı görebilmemiz,
Ay'ın Güneş'ten aldığı ışığı yansıtması ile mümkün olduğundan, Ay'ın
Güneş etrafından aydınlatılan yüzü, Dünya'daki gözlemciye göre sürekli
değişir. İşte bu değişimler göz önünde bulundurularak birtakım hesaplamalar
yapılır ki, bu da insanlar için yıl hesabını mümkün kılar.
Eskiden 1 ay, insanlar tarafından iki dolunay arasındaki
zaman veya Ay'ın Dünya etrafında döndüğü zaman olarak hesaplanırdı.
Buna göre 1 ay, 29 gün 12 saat ve 44 dakikaya eşitti. Buna "Kameri
ay" denir. 12 Kameri ay ise Rumi takvime göre 1 yıl eder. Ancak
Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüşünü tamamlamasını 1 yıl olarak
kabul ettiğimiz Miladi takvim ile Rumi takvim arasında her yıl 11
günlük bir fark oluşur. Nitekim Kehf Suresi'nin 25. ayetinde de
bu farka şöyle dikkat çekilmiştir:

Onlar mağaralarında üç yüz
yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. (Kehf Suresi, 25)
Ayette geçen zamanı şöyle açıklamak mümkündür:
300 yıl x 11 gün (her yıl için oluşan fark) = 3.300 gündür. 1 Güneş
yılının 365 gün 5 saat 48 dakika ve 45.5 saniyeden oluştuğu dikkate
alınırsa, 3.300 gün/365.24 gün = 9 yıl'dır. Diğer bir deyişle Miladi
takvime göre 300 yıl, Rumi takvime göre 300+9 yıldır. Görüldüğü
gibi ayette ince hesaplara dayanan bu 9 yıllık farka dikkat çekilmiştir.
(En doğrusunu Allah bilir) Kuşkusuz Kuran'da böyle bir bilgiye dikkat
çekilmesi Kuran'ın bilimsel mucizelerinden biridir.
DÜNYANIN YUVARLAKLIĞI
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı.
Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne
sarıp örtüyor... (Zümer Suresi, 5)
Kuran'ın evreni tanıtan ayetlerinde kullanılan
ifadeler oldukça dikkat çekicidir. Üstteki ayette "sarıp örtmek"
olarak tercüme edilen Arapça kelime "tekvir"dir. Bu kelimenin Türkçe
karşılığı, "yuvarlak bir şeyin üzerine bir cisim sarmak"tır. (Örneğin
Arapça sözlüklerde "başa sarık sarma" gibi yuvarlak cisimleri içeren
fiiller için bu kelime kullanılır.) Ayette, gecenin ve gündüzün
birbirlerinin üzerlerini sarıp-örtmeleri (tekvir etmeleri) konusunda
verilen bilgi, aynı zamanda Dünya'nın biçimi konusunda kesin bir
bilgi içermektedir. Ancak ve ancak Dünya'nın yuvarlak olması durumunda
bu ayette ifade edilen fiil gerçekleşebilir. Yani 7. yüzyılda indirilen
Kuran'da Dünya'nın yuvarlak olduğuna işaret edilmiştir.
Unutmamak gerekir ki, o dönemdeki astronomi anlayışında
Dünya daha farklı algılanıyordu. O dönemde Dünya'nın düz bir satıh
olduğu düşünülüyordu ve tüm bilimsel hesap ve açıklamalar da buna
göre yapılıyordu. Ancak Kuran Allah'ın sözü olduğu için, evreni
tarif ederken olabilecek en tanımlayıcı kelimeler kullanılmıştır.
Kuran ayetlerinde ise bize henüz yakın yüzyılda öğrendiğimiz bu
bilgileri 1400 sene öncesinden haber verilmektedir.
DÜNYANIN
DÖNÜŞ YÖNÜ
Dağları görürsün de, donmuş
sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler.
Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır
(bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır. (Neml Suresi, 88)
Neml Suresi'ndeki ayette Dünya'nın
sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır. 3.500-4.000
metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket yönü daima batıdan
doğuya doğrudur. Hava durumu tahminleri için çoğunlukla batıdaki
duruma bakılmasının sebebi de budur. 7
Bulut kümelerinin batıdan doğuya doğru sürüklenmesinin
asıl sebebi Dünya'nın dönüş yönüdür. Günümüzde bilindiği gibi, Dünyamız
da batıdan doğuya doğru dönmektedir. Bilimin yakın tarihlerde tespit
ettiği bu bilimsel gerçek, Kuran'da yüzyıllar öncesinden haber verilmiştir.

ATMOSFERİN KATMANLARI
Kuran ayetlerinde evren hakkında verilen bilgilerden
biri, gökyüzünün yedi kat olarak düzenlendiğidir:
Sizin için yerde olanların
tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe istiva edip de onları yedi gök
olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara Suresi,
29)
Sonra, duman halinde olan göğe
yöneldi... Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı
ve her bir göğe emrini vahyetti... (Fussilet Suresi, 11-12)
| Dünya, yaşam için
gerekli olan özelliklerin tümüne sahiptir. Bunlardan bir
tanesi de canlıları koruyan özel bir kalkan görevini yerine
getiren atmosferdir. Bugün Dünya atmosferinin üst üste
dizilmiş farklı katmanlardan meydana geldiği bilinmektedir.
Atmosfer aynen ayette bildirildiği gibi, tam yedi temel
katmandan oluşmaktadır. Bu, elbette ki Kuran'ın mucizelerinden
biridir.
|
Kuran'da pek çok ayette kullanılan gök kelimesi
tüm evreni ifade etmek için kullanıldığı gibi, Dünya göğünü ifade
etmek için de kullanılır. Kelimenin bu anlamı düşünüldüğünde, Dünya
göğünün, bir başka deyişle atmosferin, 7 katmandan oluştuğu sonucu
ortaya çıkmaktadır.
Nitekim bugün Dünya
atmosferinin üst üste dizilmiş farklı katmanlardan meydana geldiği
bilinmektedir. 8 Kimyasal içerik veya hava sıcaklığı ölçü
alınarak yapılan tanımlamalarda, Dünya'nın atmosferi 7 katman olarak
belirlenmiştir. 9 Bugün halen 48 saatlik hava durumu tahminlerinde
kullanılan ve "Limited Fine Mesh Model" (LFMII) olarak adlandırılan
atmosfer modeline göre de atmosfer 7 katmandır. Modern jeolojik
tanımlamalara göre atmosferin 7 katmanı şu şekilde sıralanmaktadır:
1- Troposfer
2- Stratosfer
3- Mezosfer
4- Termosfer
5- Ekzosfer
6- İyonosfer
7- Manyetosfer
Bu konuyla ilgili bir diğer mucizevi yön ise Fussilet
Suresi'nin 12. ayetinde geçen "Her bir göğe emrini vahyetti" ifadesinde
yer almaktadır. Yani ayette Allah'ın her tabakayı belli bir görevle
görevlendirdiği belirtilmektedir. Daha önceki bölümlerde de gördüğümüz
gibi, yukarıda saydığımız tabakaların her birinin insanların ve
yeryüzündeki tüm canlıların yararı açısından çok hayati görevleri
vardır. Yağmurların oluşmasından zararlı ışınların engellenmesine,
radyo dalgalarının yansıtılmasından göktaşlarının zararsız hale
getirilmesine kadar her tabakanın kendine özgü bir işlevi bulunmaktadır.
Aşağıdaki ayetler ise bize atmosferin 7 katmanının
görünümü ile ilgili bilgi vermektedir:
"Görmüyor musunuz; Allah, yedi
göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?" (Nuh
Suresi, 15)
O, biri diğeriyle 'tam bir
uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır... (Mülk Suresi,
3)
Bu ayetlerde Türkçeye "uyum" olarak çevrilen Arapça
"tibakan" kelimesi, aynı zamanda "tabaka, bir şeyin uygun olan kapağı
ve örtüsü" anlamlarına da gelir ki, üst katın alt kata uygunluğunu
vurgular. Kelimenin çoğul kullanımında ise "tabaka tabaka" anlamı
kazanmaktadır. Ayette tarif edilen tabaka tabaka halindeki gök,
kuşkusuz atmosferi en mükemmel şekilde ifade eden açıklamalardır.
20. yüzyıl teknolojisi olmadan tespit edilmesi
hiçbir şekilde mümkün olmayan bu bilgilerin, 1400 yüzyıl önce indirilmiş
olan Kuran-ı Kerim'de açıkça bildirilmesi ise elbette ki çok büyük
bir mucizedir.
KORUNMUŞ
TAVAN
Kuran'da Allah, gökyüzünün son derece önemli bir
özelliğine şöyle dikkat çeker:
Gökyüzünü korunmuş bir tavan
kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi,
32)
Ayette belirtilen gökyüzünün bu özelliği, 20. yüzyıldaki
bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.
Dünya'yı çepeçevre kuşatan atmosfer, canlılığın
devamı için son derece hayati işlevleri yerine getirir. Dünya'ya
doğru yaklaşan irili ufaklı pek çok gök taşını eriterek yok eder
ve bunların yeryüzüne düşerek canlılara büyük zararlar vermesini
engeller.
Atmosfer, bunun yanı sıra, uzaydan gelen ve canlılar
için zararlı olan ışınları da filtre eder. Atmosferin bu özelliğinin
en çarpıcı yönü, atmosferin sadece zararsız orandaki ışınları, yani
görünür ışık, kızıl ötesi ışınlar ve radyo dalgalarını geçirmesidir.
Bunların tümü yaşam için gerekli ışınlardır. Örneğin atmosfer tarafından
belirli oranda geçmesine izin verilen ultraviyole ışınları, bitkilerin
fotosentez yapmaları ve dolayısıyla tüm canlıların hayatta kalmaları
açısından büyük önem taşır. Güneş tarafından yayılan şiddetli ultraviyole
ışınlarının büyük bölümü, atmosferin ozon tabakasında süzülür ve
Dünya yüzeyine yaşam için gerekli olan az bir kısmı ulaşır.
Atmosferin koruyucu özelliği bunlarla da kalmaz.
Dünya, uzayın ortalama eksi 270 derecelik dondurucu soğuğundan yine
atmosfer sayesinde korunur.
Dünya'yı zararlı etkilerden koruyan, yalnızca atmosfer
değildir. Atmosferin yanı sıra "Van Allen Kuşakları" denilen ve
Dünya'nın manyetik alanından kaynaklanan bir tabaka da, gezegenimize
gelen zararlı ışınlara karşı bir kalkan görevi görür. Güneş'ten
ve diğer yıldızlardan sürekli olarak yayılan bu ışınlar, insanlar
için öldürücü etkiye sahiptir. Özellikle Güneş'te sık sık meydana
gelen ve "parlama" adı verilen enerji patlamaları, Van Allen Kuşakları
olmasa, Dünya'daki tüm yaşamı yok edebilecek güçtedir.
| Dünya'nın manyetik alanının oluşturduğu
manyetosfer tabakası, yeryüzünü gök taşlarından, zararlı
kozmik ışın ve parçacıklardan koruyan bir kalkan gibidir.
Yandaki resimde Van Allen Kuşakları adı da verilen bu
manyetosfer tabakası görülmektedir. Dünya'nın on binlerce
kilometre uzağındaki bu kuşaklar, yeryüzündeki canlıları
uzaydan gelebilecek öldürücü enerjiden korumaktadır.
Tüm bu bilimsel bulgular, Dünya'nın özel bir şekilde korunduğunu
kanıtlamaktadır. Önemli olan, bu korunmanın "gökyüzünü
korunmuş bir tavan kıldık" ayetiyle 1400 sene önce Kuran'da
haber verilmiş olmasıdır.
|
Van Allen Kuşakları'nın yaşamımız açısından önemini
Dr. Hugh Ross şöyle anlatmaktadır:
Dünya, Güneş Sistemi'ndeki gezegenler
arasında en yüksek yoğunluğa sahiptir. Bu geniş nikel-demir çekirdeği
büyük bir manyetik alandan sorumludur. Bu manyetik alan Van Allen
radyasyon koruyucu tabakasını meydana getirir. Bu tabaka yeryüzünü
radyasyon bombardımanından korur. Eğer bu koruyucu tabaka olmasaydı,
Dünya'da hayat mümkün olmazdı. Manyetik alanı olan ve kayalık bölgelerden
oluşan diğer tek gezegen Merkür'dür. Fakat bu manyetik alanın gücü
Dünya'nınkinden 100 kat daha azdır. Van-Allen radyasyon koruyucu
tabakası Dünya'ya özeldir. 10
Geçtiğimiz yıllarda tespit edilen bir parlamada
açığa çıkan enerjinin, Hiroşima'ya atılanın benzeri 100 milyar atom
bombasına eş değer olduğu hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra
pusulaların ibrelerinde aşırı hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin
250 km üstünde sıcaklık sıçrama yapıp 2.500 °C'ye yükselmiştir.
Kısacası, Dünya'nın üzerinde, kendisini sarıp kuşatan
ve dış tehlikelere karşı koruyan mükemmel bir sistem işler. İşte
Dünya'yı çevreleyen gökyüzünün bu koruyucu kalkan özelliğini, Allah
bizlere yüzyıllar öncesinden Kuran'da bildirmiştir.
| Gökyüzünü seyreden insanların
çoğunun aklına atmosferin koruyucu yapısı gelmez. Bu yapı
olmasa Dünya'nın nasıl bir yer olacağını da insanlar çoğu
zaman düşünmezler. Yukarıdaki resimde Dünya'ya düşen bir
gök taşının ABD Arizona'da açtığı dev çukur görülmektedir.
Eğer atmosfer olmasaydı bu gök taşlarının milyonlarcası
Dünya yüzeyine düşer ve gezegen yaşanılmaz bir hale gelirdi.
Ancak atmosferin koruyucu özelliği sayesindedir ki, Dünya'daki
canlılar güven içinde yaşamlarını sürdürürler. Bu, elbette
Allah'ın insanlar üzerindeki bir korumasıdır ve Kuran'da
haber verilmiş bir mucizedir.
|
GÖKYÜZÜNÜN
BİNA KILINMASI
O, sizin için yeryüzünü bir
döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla
sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları)
bile bile Allah'a eşler koşmayın. (Bakara Suresi, 22)
Yukarıdaki ayette gökyüzü için
Arapça "essemae binaen" kelimesi kullanılmaktadır.
Bu kelime kubbe, tavan anlamlarıyla beraber, Arap Bedevileri tarafından
kullanılan çadır benzeri bir kaplamayı da tarif eder. 11 Ve söz konusu çadırımsı yapı ile vurgulanan;
dış öğelere karşı bir çeşit koruma sağlanmasıdır.
| Geminig meteor yağmuru her
sene Aralık ayının ikinci haftasında en yoğun şekilde
gözlemlenir. Yandaki fotoğrafta görülen kısa çizgiler
yıldızlara ait izlerdir; uzun olanlar ise meteorlara aittir.
Resimde görülen meteor yağmurunda gök taşları saatte 58
taneye varan yoğunlukta düşmüştür.
|
Biz çoğunlukla farkında olmasak da, diğer gezegenlerde
olduğu gibi Dünya'ya da çok sayıda gök taşı düşmektedir. Diğer gezegenlere
düştüklerinde dev kraterler açan bu gök taşlarının Dünya'ya zarar
vermemelerinin nedeni, Dünya'yı saran atmosferin düşmekte olan gök
taşlarına karşı büyük bir direnç göstermesidir. Gök taşı bu dirence
fazla dayanamaz ve sürtünmeden dolayı yanarak büyük bir kütle kaybına
uğrar. Böylece, büyük felaketlere yol açabilecek bu tehlike, atmosfer
sayesinde engellenmiş olur. Allah yukarıda bahsettiğimiz atmosferin
koruyucu özelliği ile ilgili ayetlerin yanı sıra, aşağıdaki ayette
de bu özel yaratılışa dikkat çekmektedir:
Görmedin mi, Allah, yerdekileri
ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi.
Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz
Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi,
65)
Nitekim bir önceki bölümde de bahsettiğimiz atmosferin
koruyucu özelliği, Dünya'yı uzaydan yani dış öğelerden korumaktadır.
Yukarıda yer verilen ayetlerde gökyüzü için kullanılan bina kelimesi
ile de tam olarak gökyüzünün, Peygamberimiz (sav) döneminde bilinmesi
mümkün olmayan bu yönüne dikkat çekilmektedir.
GERİ
DÖNDÜREN GÖK
Kuran-ı Kerim'de, Tarık Suresi'nin 11. ayetinde
gökyüzünün "geri döndürücü" özelliğinden şöyle bahsedilir:
Dönüşlü olan göğe andolsun.
(Tarık Suresi, 11)
Kuran meallerinde "dönüşlü" olarak tercüme edilen
"rec'i" kelimesi, "geri çeviren" ya da "geri döndüren" anlamlarına
gelmektedir.
Bilindiği gibi Dünya'yı çevreleyen atmosfer pek
çok katmandan oluşur. Her katmanın, canlılığın yararına yönelik
önemli bir görevi vardır. İncelendiği zaman her tabakanın kendisine
ulaşan madde ya da ışınları uzaya ya da yeryüzüne geri döndürme
özelliklerinin olduğu anlaşılmıştır. Burada atmosfer katmanlarının
geri döndürme özelliğini birkaç örnekle inceleyelim.
Örneğin 13 ile 15 km yükseklikteki Troposfer tabakası,
yeryüzünden yükselen su buharının yoğunlaşıp yağış olarak yere geri
dönmesini sağlar. 25 km yükseklikteki Stratosferin alt tabakası
olan Ozonosfer, uzaydan gelen radyasyon ve zararlı ultraviyole ışınlarını
yansıtarak, yeryüzüne ulaşamadan uzaya geri dönmelerini sağlar.
İyonosfer tabakası da yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını bir
uydu gibi yeryüzünün farklı bölgelerine geri yansıtarak, telsiz
konuşmalarının, radyo ve televizyon yayınlarının uzak mesafelerden
izlenebilmesini sağlar. Manyetosfer tabakası ise, Güneş'ten ve diğer
yıldızlardan yayılan zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne
ulaşmadan uzaya geri döndürür.
Gökyüzü tabakalarının henüz yakın bir geçmişte
keşfedilen bu özelliğinin yüzyıllar öncesinden Kuran'da belirtilmesi,
Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır.
| |
Dünya üzerindeki
canlı yaşamı için suyun varlığı son derece önemlidir.
Suyun oluşmasındaki etkenlerden bir tanesi de atmosferin
katmanlarından biri olan Troposferdir. Troposfer tabakası
okyanuslardan yükselen su buharını yoğunlaştırarak yeryüzüne
yağmur olarak geri döndürür. |
 |
Yeryüzündeki yaşam için öldürücü
olabilecek ışınları engelleyen atmosfer katmanı ise, Ozonosfer
tabakasıdır. Stratosferin alt tabakası olan Ozonosfer tabakası
ultraviyole gibi zararlı kozmik ışınları uzaya geri döndürerek,
bu ışınların yeryüzüne ulaşmasını ve canlılığa zarar vermesini
engeller. |
 |
Atmosferin her katmanı insanlara
yararlı özelliklere sahiptir. Örneğin atmosferin üst tabakalarından
biri olan İyonosfer tabakası, belli bir merkezden yayınlanan
radyo dalgalarını yeryüzüne geri yansıtarak bu yayınların
uzak mesafelerden bile algılanmasını sağlar. |
|