ALLAH'IN İSİMLERİ
MÜ'MİN
Emniyet verici, emin kılan
"O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir;
Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından
çok yücedir." (Haşr Suresi, 23)
Allah müminlere dünyada ve ahirette hoşnutluk içinde
bir yaşam sunar. Bu yaşam her yönüyle çok mükemmel olduğu gibi manevi
olarak da müminlerin çok güçlü olmalarını sağlayacak şekildedir.
Allah salih kullarına manevi yönden huzur, güven ve eminlik verir.
Müminlerin dünyada zorluk içinde oldukları dönemlerde onları destekler,
kalplerini pekiştirir, Kendisine olan tevekkülleriyle huzurlu bir
yaşam sürmelerine izin verir. Kuran'da Peygamberimiz döneminde savaşta
alınan bir yenilginin ardından Allah'ın müminlere olan manevi desteği
şöyle anlatılmıştır:
Andolsun, Allah birçok yerlerde ve
Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı,
fakat size bir şey de sağlayamamıştı. Yer ise, bütün genişliğine
rağmen size dar gelmişti, sonra arkanıza dönüp gerisin geri gitmiştiniz.
(Bundan) Sonra Allah, elçisi ile mü'minlerin üzerine 'güven duygusu
ve huzur' indirdi, sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkar
edenleri azablandırdı. Bu, inkarcıların cezasıdır. Bunun ardından
Allah, dilediği kimseden tevbesini kabul eder. Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 25-27)
Kuşkusuz müminlerin karşısında her zaman inkarda
direnen bir grup olmuştur. Bu inkarcı kesim Allah'a samimi bir kalple
yönelen müminleri doğru yoldan çevirmeye, kendi dinlerine uymaya
çağırmışlardır. Bu çağrıdan yüz çevirenleri ise şiddetli bir eziyetle
tehdit etmişlerdir. Ancak böyle dönemlerde de Allah inkar edenlerin
çabalarını boşa çıkarmış ve müminlere her yönden destek olmuştur:
Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde,
'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti), cahiliyenin 'öfkeli soy
koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin
ve mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu'
indirdi ve onları "takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu'.
Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla
bilendir. (Fetih Suresi, 26)
Allah'ın tüm müminlere, özellikle de elçilerine
olan manevi desteği daha pek çok ayette haber verilmiştir. Peygamberimiz
dönemindeki inkarcı kavim, peygamberin hicret etmesine sebebiyet
verdiğinde, Allah onu her türlü ortamda destekleyeceğini vaat etmiş,
inkarcıların saldırısını önlemiş, manevi olarak da elçisine 'huzur
ve güvenlik duygusu' indirmiştir. Allah'ın bu yardımı ayetlerde
şöyle haber verilmektedir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz,
Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu
(Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına
şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir."
Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu
sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkara edenlerin de kelimesini
(inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi,
40)
Yukarıda sayılanların tümü Allah'ın insanlara dünyada
verdiği güvenlik ve huzur duygusudur. Ancak ahirette olan huzur
ve güvenlik dünyadaki ile karşılaştırılamayacak kadar büyük bir
nimettir. Çünkü oradaki manevi huzur sonsuza kadar sürecektir ve
Allah dilemedikçe yok olması mümkün değildir.
Allah müminlerin cennette yaşayacakları, maddi
ve manevi her yönden tatmin bulmuş bu hali şöyle tarif etmektedir:
Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde
ve pınar başlarındadır. Oraya esenlikle ve güvenlikle girin. Onların
göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler
olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar. Orada onlara hiçbir
yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler. (Hicr
Suresi, 45-48)
MUCİB
Kendine yalvaranların isteklerini
veren, icabet eden
Kullarım Beni sana soracak olursa,
muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua
edenin duasına cevap veririm... (Bakara Suresi, 186)
Dua, Allah ile kulu arasında özel ve sıcak bir
bağlantıdır. Kul tüm sıkıntılarını ve isteklerini Allah'a açar,
O'na yakarır, Allah kulunun isteğini işitir ve ona icabet eder.
Allah, insana şah damarından daha yakın olan, herşeyi
bilen, işitendir. İnsanın içinden geçirdiği tek bir düşünce bile
Allah'tan gizli kalmaz. O halde samimi olarak Allah'tan bir istekte
bulunulması için insanın sadece düşünmesi bile yetmektedir. İşte
Allah'ın icabeti bu denli yakındır.
Mümin dua ettiği zaman Allah'ın kendisini işittiğinden
ve duasına mutlaka icabet edeceğinden emindir. Çünkü tüm olayların
ancak O'nun dilemesiyle olduğunun farkındadır. Allah'ın icabetine
karşı kuşku ile yaklaşmak ise Allah'ın gücünü ve kudretini takdir
edememektir. Allah için, herhangi bir kişinin çağrısına cevap vermek,
duasına karşılık vermek çok kolaydır. Kaldı ki "duaya icabet" birşeyin
aynen gerçekleşmesi anlamına gelmez. Allah bir ayette bu konuyla
ilgili olarak şöyle haber vermektedir:
İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre
de dua etmektedir, insan pek acelecidir. (İsra Suresi, 11)
Kişi için neyin şer, neyin hayır olduğunu ise en
iyi Allah bilir. Çünkü herşeyi takdir eden O'dur. Her işinde olduğu
gibi dualara icabetinde de pek çok hikmet gizlidir. Bu gerçek Bakara
Suresi'nde şöyle bir örnekle haber verilir:
Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize
yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin
için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir.
Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)
Gizli açık her çağrıya daima icabet etmesi Allah'ın
şanından, yüceliğindendir. Allah, dua mahiyetinde akıldan geçen
tek bir düşünceyi dahi asla karşılıksız bırakmaz, boşa çıkarmaz.
Allah'tan başka duaları duyan ve onlara icabet edebilen yoktur.
Allah Kendisinden başka hiç kimsenin duaya icabet edemeyeceğini,
insanlara yardım edemeyeceğini şöyle bildirmiştir:
Allah'tan başka taptıklarınız sizler
gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın da size
icabet etsinler. (Araf Suresi, 194)
MÜHEYMİN
Gözetici ve koruyucu olan
O Allah olan ki, O'ndan başka ilah
yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir;
Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin) şirk
koştuklarından çok yücedir. (Haşr Suresi, 23)
Tüm evrenin kusursuz bir düzen içerisinde var olmasını
sağlayan fizik yasaları, onları meydana getiren Allah'ın, kulları
üzerindeki İlahi korumasına da en güzel delilleri oluştururlar.
Söz gelimi yer çekimi yasasını düşünelim. Bu çekim
kuvveti daha zayıf olsaydı neler olurdu? Öncelikle hafif şeyler
yeryüzünde sabit duramayacaktı. En ufak bir esintide yerden kalkan
toz ve kum taneleri saatlerce havada uçuşacaktı. Yağmur damlalarının
hızı çok yavaşlayacak, yere inmeden yeniden buharlaşacaklardı.
Örnek olarak verilebilecek bir başka yasa Newton'un
kütlesel çekim kanunudur. Bu yasa dünyanın, ayın ve gezegenlerin
yörüngelerinin içinde bulundukları hassas dengeyi açıklar. Bu dengede
meydana gelebilecek en küçük bir bozulma, Dünya'nın ya hızla Güneş'e
yaklaşıp sıcaktan kavrulmasına ya da Güneş'ten uzaklaşarak uzaya
savrulmasına ve mutlak soğuklukta donmasına sebep olacaktır.
Peki cisimler ve yüzeyler arasında sürtünme kuvveti
yaratılmamış bir Dünya nasıl olurdu? Kalem insanların ellerinden
kayıp düşecek, kitaplar ve defterler masanın üzerinde kayacak, masa,
döşeme üzerinde kayıp bir köşeye çarpacaktı; kısacası tüm cisimler,
yanları bir yüzeye gelene kadar kayacak ve yuvarlanacaklardı. Sürtünmesiz
bir Dünya'da tüm düğümler çözülecek, çiviler ve vidalar yerlerinden
çıkacak, arabalarda fren tutmayacak, ses asla dinmeyip bir duvardan
ötekine yankılanıp duracaktı....
Allah'ın canlıların korunmasına yönelik yarattığı
özellikler, kuşkusuz sadece fizik yasaları ile sınırlı değildir.
Buna bir başka örnek de insanın üzerinde bulunduğu yeryüzünün sağlam
ve güvenlikli kılınmasıdır. Dünyanın merkezine doğru inildikçe ısı,
her kilometrede 30°C artar. Ve çekirdekte bu ısı 4.500°C gibi inanılmaz
bir yüksekliğe erişir. Yerin sadece 1 km aşağısındaki sıcaklığın
60°C'ye yakın olduğu düşünüldüğünde bunun ne kadar büyük bir tehlike
olduğu açıkça görülmektedir. Halbuki tüm canlılar büyük bir güvenlik
içinde, altlarında kaynayan magmadan habersizce yaşamlarını sürdürmektedirler.
Açıkça görüldüğü gibi Allah içinde bir ateş topu
barındıran Dünya'nın yüzeyinde mükemmel bir düzen yaratmıştır. Hiçbir
yer için en ufak bir başı boşluk söz konusu olmamaktadır. O, gökleri
ve yeri kontrol altında tutmakta, kainattaki tüm canlıları bildikleri
veya bilmedikleri büyük tehlikelere karşı her an korumaktadır. İnsanı
ise daha cenin halindeyken savunması sağlam olan bir yere yerleştirerek
korumaya almıştır.
Görüyoruz ki insanların çoğunluğunun doğal karşıladığı
pek çok özellik asıl olarak Allah'ın kullarına olan merhametine
ve İlahi korumasına işaret eder. Çünkü düzeni ve birliği sağlayan
yüzlerce fizik yasasının şu an oldukları şekilleriyle var olmaları
için hiçbir zorlayıcı neden yoktur. Allah koruyucuların en hayırlısıdır.
MÜTEALİ
Aklın alabileceği herşeyden
pek yüce
Hak olan, biricik hükümdar olan Allah
yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada)
acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi artır." (Taha Suresi, 114)
İnsanların bir kısmı etraflarındaki sayısız delile
rağmen Allah'ın ululuğunu, yüceliğini takdir edemezler. Son derece
aciz oldukları halde kendilerini büyük görmekte, kendilerini yaratan
Allah'ı ise hiç düşünmemektedirler. Bu büyüklenme duygusunun nedeni
insanın kötülüğü emreden bir nefse sahip olmasıdır. Ancak iman edenler
Allah'ın yüceliği karşısında insanın ne derece aciz bir varlık olduğunu
bu nedenle hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini bilirler. Çünkü Allah
Kuran'da insanların acizliğine ve Zatının yüceliğine şöyle bir misalle
dikkat çekmektedir:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi;
şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız
-hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile
yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da
ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla
takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac
Suresi, 74)
Oysa evrenin her noktası Allah'ın büyüklüğünü yansıtır.
Ama O'nun sonsuz gücünü ve ilmini anlatmaya asla kafi gelmez. Allah
her türlü ortaklıktan, kusurdan, eksiklikten, sınırlamadan münezzeh
olandır. Bütün üstün sıfatların ve bütün güzel isimlerin tek sahibidir.
O'nun ilmi, aklı, gücü, kudreti, rahmeti, şefkati, ve ihsanı sonsuzdur.
'Sonsuz' kelimesi Allah'ın büyüklüğünü kavrayabilmek
için üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir kavramdır. Allah ölümlerinden
sonra insanları yeni bir yaratılışla yaratacak ve bundan sonra dünyada
yaptıklarının karşılığı olarak cennet veya cehennemde devam edecek
olan sonsuz hayatlarını başlatacaktır. Burada yüz değil, bin değil,
yüzbin veya milyar yıl da değil, trilyon ya da katrilyon kere katrilyon
yıl da değil, sonsuza kadar sürecek bir ömürden bahsedilmektedir.
Yani yüz trilyon insan olsa, gece gündüz hiç durmadan yüz trilyonu
yüz trilyon ile çarparak ilerleseler, yüz trilyon ömürleri olsa
ve ömürleri boyunca bu işle uğraşsalar yine de yıl sayısını hesaplayamayacaklardır.
Oysa Allah öyle büyük bir ilme sahiptir ki, insana
göre 'sonsuz' olan herşey, O'nun bilgisi dahilindedir. Zamanın ilk
yaratıldığı andan sonsuza değin geçecek olan her olayı, her düşünceyi,
vakitleri ve şekilleri ile belirleyen ve bilen Allah'tır. Bu gerçeğe
Kuran'da şöyle dikkat çekilir:
Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile
yarattık. Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir.'
Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen
var mı? Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır.
Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır. (Kamer Suresi, 49-53)
Ama O, onlara (Adem'in çocukları
erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği
şey konusunda O'na ortaklar kılmaya başladılar. Allah, onların şirk
koştuklarından yücedir. (Araf Suresi, 190)
Ya da karanın ve denizin karanlıkları
içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler
olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Allah,
onların şirk koştuklarından yücedir. (Neml Suresi, 63)
Allah; sizi yarattı, sonra size rızık
verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan
bunlardan herhangi birini yapacak var mı? O, şirk koştuklarından
münezzeh ve yücedir. (Rum Suresi, 40)
MÜTEKEBBİR
Herşeyde ve her hadisede büyüklüğünü
gösteren
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir;
Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından
çok yücedir. (Haşr, 23)
Allah büyüklüğünü ve kudretini Kuran'da verdiği
örneklerle anlatır. Bu örneklerden bir tanesi Hz. Musa'nın Allah'ı
görmek istemesidir. Hz. Musa Allah'ı görmek istemiş, bu yüzden de
O'na seslenerek; "Rabbim, bana göster, Seni göreyim" demiştir.
Bunun üzerine Allah, "Beni asla göremezsin, ama şu dağa bak; eğer
o yerinde karar kılabilirse, sen de beni göreceksin." diye cevap
verir. Allah dağa tecelli edince onu paramparça eder ve Hz. Musa
bayılarak yere düşer. Kendine geldiğinde ilk söylediği ise "Sen
ne yücesin (Rabbim)" (Araf Suresi, 143) olur.
Hz. İbrahim ise ayetlerde haber verildiğine göre,
"Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demiştir. Bunun
üzerine Allah, "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır,
sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak,
sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah,
üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir" (Bakara Suresi,
260) şeklinde cevap verir. Böylece Allah ona büyüklüğünün
bir delilini daha gösterir.
Allah, Hz. Lut'a da sabah vakti kavminden iman
etmiş kişilerle birlikte çıkmasını ve kavmini terk ederken arkasına
bile bakmamasını söyler. Sabah vaktinde ise Hz. Lut'u ve yakınlarını
kurtararak inkarcı kavmi büyük bir azapla helak eder.
Ateşe atılan Hz. İbrahim'e ise ateşi esenlik kılmıştır.
Hz. İsa'nın eliyle ölüleri diriltmiş, kör olanları iyileştirmiştir.
Denizi yararak Firavun'u ve ordularını suda boğmuştur. Böylece Allah
insanlara her olayda büyüklüğünü ve sonsuz gücünün tecellilerinden
bazılarını açıkça göstermiştir.
Allah her an, her yerde ve her olayda büyüklüğünü
ve kudretini açıkça gösterir. Dünya hayatına ve hırslarına dalan
insanların üzerine sabah vakti bir kasırga gönderir. Onların oturdukları
şehrin altını üstün çevirir ve bir daha oturulamayacak hale getirir.
Mallarını, mülklerini ve sahip oldukları herşeyi ellerinden alır.
Bir şehri yanlızca yağmur yağdırarak suların içine
gömer, birkaç saniye süren bir depremle bir kenti haritadan siler.
O'nun azabıyla hareket eden yer, gök, rüzgar ve yağmur uğradıkları
şehre görülmemiş bir helak getirirler. O şehrin halkı da Allah'ın
sarsılmaz gücüne, büyük bir yıkımla şahit olur.
Kuşkusuz Allah Mütekebbirdir. O'nun gücü ve kudreti
karşısında, yeryüzünde büyüklenebilecek kimse yoktur; O, önünde
secde edilecek tek makamdır.
MUSEVVA
Şekillendiren, düzenleyen
Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan
Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, 'sana
bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği
bir surette seni tertib etti. (İnfitar Suresi, 6-8)
İnsan, yumurta ile spermin birleşmesiyle meydana
gelen tek bir hücreden oluşur. Bu hücre ayetlerde bildirildiği gibi
önce 'bir çiğnem et parçası' görünümündedir. Daha sonra Allah insanı
şekilden şekle sokarak anne karnında geliştirir ve bir insan olarak
yeryüzüne getirir. Yeryüzüne gelen insanın sureti ise şüphesiz son
derece düzgündür. Allah insanın yaratılışı ile ilgili şöyle buyurmaktadır:
Allah, yeryüzünü sizin için bir karar,
gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel
(bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık
verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne
yücedir. (Mümin Suresi, 64)
Elbette insan Kuran'da bildirildiği gibi, yeryüzündeki
en güzel suretli canlıdır. Ve Allah insan bedeninin hem içinde hem
de dış görünümünde sayısız iman delilini sergilemektedir. İnsan
bedenine yalnızca dıştan bakıldığında dahi Allah'ın mükemmel sanatı
hemen görülebilir. Her insanda mevcut olan vücut simetrisi, iki
kolun, iki bacağın olması, gövdenin kollara, bacaklara ve başa olan
orantısı ilk bakışta dikkat çekecek derecede muntazamdır. Bu orantının
her birini Allah tam bir uyum ile yaratmıştır. Örneğin, her insanın
beden uzunluğu baş uzunluğunun sekiz mislidir, yüzü burun uzunluğunun
üç katından oluşur, iki göz arasında bir göz boyu mesafe vardır,
kol ve bacak orantıları ve uzunlukları hem estetiğe hem de tam anlamıyla
ihtiyaca yöneliktir.
Yukarıda verilen simetri ile ilgili detayları görebilmek
için etrafınızdaki insanlara göz gezdirmeniz yeterlidir; bu özellikleri
her birinde ayrı ayrı görebilirsiniz. Ve hatta tüm bu özellikler
şu ana kadar yaşamış yaklaşık 150 milyar insan üzerinde de görülmüştür
ve (Allah'ın dilemesi dışında) bundan sonra yaşayacak olan insanlarda
da görülecektir. Çünkü bu, Allah'ın yaratmasıdır ve Allah'ın yaratmasında
kusur görmek mümkün değildir. Allah'ın mükemmel yaratmasıyla ilgili
ayetlerden bazıları şöyledir:
Ki O, yarattı, 'bir düzen içinde
biçim verdi', (A'la Suresi, 2)
Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı
ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel
yaptı. Dönüş O'nadır. (Teğabün Suresi, 3)
Döl yataklarında size dilediği gibi
suret veren O'dur. O'ndan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 6)
O Allah ki, yaratandır, (en güzel
bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu
tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)
MÜSTEAN
Kendisine ihtiyaç olunan ve
Kendisinden yardım beklenen
Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir
olan) muhtaçlarsınız- Allah ise, Ganiy (hiçbirşeye ihtiyacı olmayan)dır,
Hamid (övülmeye layık)tır. (Fatır Suresi, 15)
İnsanın sadece yalnız ve çaresiz kaldığı durumlarda
değil, rahat olduğu zamanlarında da Allah'ın varlığını, gücünün
büyüklüğünü hissederek dua etmeye ihtiyacı vardır. Bir başka deyişle
yaratılmış olan insanın, duaya muhtaç olmadığı bir an bile yoktur.
Çünkü Allah dilemedikçe insan hiçbir şeye güç yetiremez. Büyük bir
acz içinde yaratılmıştır. İnsan ancak Allah'ın lütfu ve rahmeti
sayesinde yaşayabilir.
Allah ise, Kendisine yegane sığınılan, ihtiyaç
olunan İlah'tır. Kendisinden yardım beklenilen, medet umulan da
yalnızca O'dur. O'nun dışında kimsenin, değil başkasına, kendi nefsine
bile yardım etme durumu yoktur. Allah dilediğini dilediği şekilde
yönlendirmeye, değiştirmeye kadirdir. O'nun "Ol" demesiyle her dilediği
oluverir.
Kullarına rızkı tahsis eden, gökten suyu indiren
nimetler bağışlayan, hastalanınca şifa veren, güldüren, ağlatan,
yücelten ya da öne geçiren, gökten yere işleri evirip çeviren yalnızca
Allah'tır. Rabbimiz nimetlerini tutsa ya da bir musibet dilese insanı
bundan koruyacak yoktur ya da bir hayır dilese bunu da tutup engelleyecek
yoktur. Kendisine ihtiyaç olunan ve yardım istenen de yalnızca O'dur.
Hayır O'nun elindedir. Yalnız insan değil tüm kainat Allah'a sığınır,
O'ndan yardım diler.
Allah Kendisinden başka yardım dilenecek hiçbir
merci olmadığını pek çok ayette bildirmiştir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir şeyi yaratamıyan
şeyleri mi ortak koşuyorlar?
Oysa (bu şirk koştukları güçler ve
nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne kendi nefislerine
yardım etmeğe.
Onları hidayete çağırırsanız size
uymazlar. Onları çağırırsanız da, suskun dursanız da size karşı
(tutumları) birdir.
Allah'tan başka taptıklarınız sizler
gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın da size
icabet etsinler.
Onların yürüyecek ayakları var mı?
Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa
işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortak koştuklarınızı çağırın,
sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana göz bile açtırmayın."
Hiç şüphesiz, benim velim Kitabı
indiren Allah'tır ve O salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini) yapıyor.
O'ndan başka taptıklarınız ise size
yardıma güç yetiremezler, kendilerine de.
Eğer onları doğru yola çağırırsanız
işitmezler. Onları sana bakar (gibi) görürsün, oysa onlar görmezler
bile. (Araf Suresi, 191-198)
MUTAHHİR
Temizleyen, şirkten, kötülükten,manevi
kirlerden temizleyen
Hani kendisinden bir güvenlik olarak
sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden
şeytanın pisliklerini gidermek, kalblerinizin üstünde (güven ve
kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde)
sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu. (Enfal Suresi,
11)
İnsan çeşitli acizliklerle yaratılmış bir varlıktır.
Hayatı boyunca hatalar yapar. Elbette ki mümin elinden geldiğince
bunlardan sakınır; Allah'ın dinini uygulama konusunda hata işlememeye
ve günaha girmemeye gayret gösterir. Ancak, Allah'ın aciz bir kulu
olduğu için, hatasız yaşaması mümkün değildir. Nitekim bu gerçek
bir Kuran ayetinde şöyle haber verilmektedir:
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla
insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde
hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye
kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz
Allah kendi kullarını görendir. (Fatır Suresi, 45)
Bu İlahi hüküm gereği, Allah'ın kullarından beklediği
tavır, hatasızlık ya da günahsızlık değildir. Müminden beklenen
Allah'ın hoşnutluğunu araması ve sınırlarına dikkat etmesi ancak
işlediği tüm hata ve günahlar için Allah'a yönelmesi ve O'nun rahmetine
sığınmasıdır. Bundan sonra Kuran'da bildirildiğine göre Allah onun
nefsinin pisliklerini giderecek, onu günahlarından arındıracaktır.
Çünkü Allah iman eden kullarını tertemiz kılmak istemektedir. Rabbimiz
bunu bir ayette şöyle haber verir:
... Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah,
sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak
ister. (Ahzab Suresi, 33)
İnsan büyük günahlar işlemiş, büyük isyankarlıklar
yapmış, Allah'a ve dine aykırı uzun bir hayat geçirmiş olabilir.
Ancak Allah o denli geniş bir rahmet sahibidir ki, tek bir samimi
tevbeyle kişiyi geçmişin tüm günahlarından arındırabilir. Hatta
en ağır günahları işleyen, Allah'a ve elçisine savaş açmış olan
kafirleri ve münafıkları bile, eğer samimi bir kalp ile kendisine
yönelirlerse bağışlayacağını ve kötülüklerinden arındıracağını bildirmiştir.
Ayetlerde şöyle buyrulur:
Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak
tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın. Ancak tevbe edenler,
ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız
olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle
beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir. (Nisa
Suresi, 145-146)
Bu hükümler Allah'ın kullarına olan sonsuz rahmetinin
tecellileridir. Kuşkusuz kullarını, O'ndan başka şirkten, kötülükten,
manevi kirlerden temizleyecek yoktur. Allah, merhametlilerin en
merhametlisidir.
MÜYESSİR
Hayırda ve şerde kulunun yolunu
kolaylaştıran, dinde kolaylık veren, hiç kimseye gücünün üstünde
yük yüklemeyen
... Allah, size kolaylık diler, zorluk
dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete)
ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki
şükredersiniz. (Bakara Suresi, 185)
Allah insanları daima kolaylığa yöneltir. Kulları
için seçip beğendiği İslam dininin temelinde de hep bu kolaylık
vardır. Kuran'da dinin kolaylığı şöyle bildirilir:
Allah adına gerektiği gibi cehd edin
(çaba harcayın). O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük
yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi)... (Hac Suresi,
78)
Kuran öğüt almak isteyenler için kolaylaştırılmıştır.
İçindeki hükümler hep insan yaşamında kolaylık sağlayacak şekildedir.
Örneğin Allah kör, topal ya da hasta olana sorumluluk yüklememiş,
savaşın kızıştığı anlarda, yolculukta, açlıkta, zor şartlarda özellikle
kullarına kolaylık sağlayacak yollar göstermiş, insanları, günahları
her ne olursa olsun ettikleri samimi bir tevbeyle bağışlayacağını
söylemiştir. Ayette şöyle buyrulur:
Andolsun Biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp
düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? (Kamer
Suresi, 17)
Öte yandan müminlerin her türlü başarıya ulaşmasının
kolaylığına da, "Ve seni kolay olan için başarılı
kılacağız." (Ala Suresi, 8) ayetiyle dikkat çekmiştir:
İnsanın hissettiği ya da gözüyle gördüğü her kolaylık
Allah'tandır. Tüm bu kolaylıklar Allah'ın şanındandır. O merhametlilerin
en merhametlisidir. Ve kulları üzerine ağır yük yüklemeyendir:
Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek
ister. (Çünkü) insan zayıf olarak yaratılmıştır. (Nisa Suresi, 28)
Allah insanı yarattığı gibi onun nelere güç yetirip
nelere yetiremeyeceğini bilir. Bu yüzden kullarının hiçbir işinde
zorluğa rıza göstermez. Allah Kuran'da, "...
Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185)
ayetiyle bu gerçeği haber verir.
Aksine Allah, kullarının üzerindeki yükü kaldırır.
Onlara en zor şartlarda bile mutlaka bir kolaylık verir. Her zorluktan
bir çıkış yolu gösterir. Bu nimetini kullarına Kuran'da şöyle hatırlatır:
Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik
mi?
Ve yükünü indirip-atmadık mı?
Ki o, senin belini bükmüştü;
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik
mi?
Demek ki, gerçekten zorlukla beraber
kolaylık vardır.
Gerçekten güçlükle beraber kolaylık
vardır. (İnşirah Suresi, 1-6)
Allah mümin kullarına rızasına ve rahmetine ulaşmanın
yollarını kolaylaştırırken, inkarcılar için de ahlaklarına uygun,
hak ettikleri şekilde azabın kolaylaştırılacağını haber vermektedir:
Kim de cimrilik eder, kendini müstağni
görürse,
Ve en güzel olanı yalan sayarsa,
Biz de ona en zorlu olanı (azaba
uğramasını) kolaylaştıracağız. (Leyl Suresi, 8-10)
MÜZEKKİ
Her kusur ve ayıptan, manevi
kirlerden kullarını temize çıkaran, temizleyen
Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları
görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar,
'bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar.
(Nisa Suresi, 49)
Hatasızlık, kusursuzluk yalnız Allah'a mahsustur.
İnsan ise unutabilir, yanılabilir, gaflete düşüp hata yapabilir.
Bu durum insanın her konuda aciz olduğunun ve herşeyde Allah'a muhtaç
olduğunun bir göstergesidir. Mümine düşen, hata ve günahını fark
ettiğinde hemen pişmanlık duyup vazgeçmek, tevbe ederek aynı günahı
tekrar işlememeye özen göstermektir. Yoksa kendini hatasız, günahsız
göstermek, temize çıkarmak değil... Zira böyle yapmak başlı başına
bir hatadır. Bir ayette şöyle buyrulur:
Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında,
günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz
senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir;
hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin
karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi
temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir. (Necm Suresi,
32)
Samimi bir mümin hatalarının, aczinin bilincindedir,
bu yüzden sürekli olarak Allah'tan bağışlanma diler. Allah'ın rahmetini
ve rızasını umar. Allah da onun kusurlarını örter, günahlarını bağışlar,
gerçek manada temizleyip arındırır, üstün bir konuma yükseltir.
MÜZEYYİN
Süsleyen
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir.
Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz.
Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici
kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar,
doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi, 7)
İmanı sevmek ve imanın etkisiyle maddi ve manevi
lezzetlerden zevk almak, inkardan ise nefret edip onu çirkin görmek,
her ne kadar doğal bir davranış gibi görünse de aslında tamamen
Allah'ın lütfu sayesinde kavuşulan bir nimettir. Allah bu metafizik
durumu yukarıdaki ayetiyle bildirmiştir.
Buna karşın Allah, bu büyük lütuf ve ihsanın değerini
müminlere göstermek için aynı durumun tersini de inkar edenler için
yaratmıştır. İnkar edenler imanın içerdiği güzellikleri "mucizevi
bir biçimde" göremez, aksine dinden uzak yaşayanların karanlık ve
sıkıntı verici "zulüm" sisteminden zevk alırlar. İnkar edenlerin
sistemlerinin içerdiği tüm pislikler ve kötülükler, onlar için "süslü"
kılınmıştır. Allah Kuran'da bu sırrı şöyle haber verir:
Şimdi Rabbinden apaçık bir belge
üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine 'süslü ve çekici gösterilmiş'
ve kendi heva (istek ve tutku)larına uyan kimseler gibi midir? (Muhammed
Suresi, 14)
Allah'ı tanıyan, ve O'nun üzerindeki rahmetini
gören, O'nun sayesinde var olduğunu ve sevip-hoşlandığı herşeyin
O'ndan geldiğini fark eden mümin ise Allah sevgisinin ve imanın
üstünlüğüne ulaşır. İman eden bir insan Allah'ın dışında hiç kimseyi
hoşnut etme ihtiyacı duymaz ve Allah'tan başkasından medet ummaz.
Öyle ki kalbi yalnızca Allah'ı anmakla tatmin bulur. Allah rızası
için bir iş yapmayı, güzel ahlaklı olmayı, Allah'ın emir ve yasaklarını
gözetmeyi, Müslümanlara düşkünlüğü, ahiret için salih amellerde
bulunmayı sevinç ve mutluluk vesilesi olarak görür.
Kuşkusuz böylesine sağlam ve güçlü bir iman, ancak
Allah'ın müminlere olan lütfu sayesinde olmaktadır.
MÜZİL
Zillete düşüren, hor ve hakir
eden
Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış
bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah'ı aciz bırakacak
değilsiniz. Gerçekten Allah, inkar edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır.
(Tevbe Suresi, 2)
Hor ve hakir edilme, Allah'ın inkarcıları uğrattığı
"dünya azabı"nın bir parçasıdır. Tüm hayatlarını başkalarına gösteriş
yapmak, onlardan takdir toplamak için sürdüren inkarcılar için 'hor
ve aşağılık kılınma', son derece büyük bir azaptır. Allah Kuran'da
dünyada verilen bu azabın özelliğini şöyle bildirir:
Onlardan öncekiler de yalanladı;
böylece azab onlara hiç şuurunda olmadıkları bir yerden gelip-çattı.
Artık Allah, onlara dünya hayatında 'horluğu ve aşağılanmayı' tattırdı.
Eğer bilmiş olsalardı, ahiretin azabı gerçekten daha büyüktür. (Zümer
Suresi, 25-26)
İşte Allah, bu hor ve aşağılık kılıcı sıfatını
müminlerin ve özellikle de elçinin eliyle gösterir. Bu gerçeğe,
yani müminlerin inkarcılara musallat kılınmasına Kuran'da şöyle
işaret edilmiştir:
... Allah, onları sizin ellerinizle
azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer
versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. Ve kalblerindeki
öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 14-15)
Kuran'da bize bildirildiğine göre, Hz. Süleyman
kendi iktidarında, inkarcılara korku salmış ve onları hor ve aşağılık
kılma konusunda hiç taviz vermemiştir. Hz. Süleyman inkarcı kavme
yolladığı mesajda şöyle demişti:
"Sen onlara dön, Biz onlara öyle
ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve Biz
onları oradan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak
sürüp çıkarırız." (Neml Suresi, 37)
Öte yandan Allah pek çok ayetinde, ahirette inkarcılara
alçaltıcı bir azap olduğunu haber verir. Bu, inkarcıların dünya
hayatındaki kibir ve büyüklenmelerine karşılık Allah'ın takdir ettiği
bir cezadır. Çünkü dünya hayatında inkarcıların en büyük hedeflerinden
biri, başka insanlar tarafından takdir edilmektir. Bu nedenle de
hayatlarını Allah'ı övmekle değil, kendilerine övgü toplamakla geçirirler.
Allah da bu beklentilerine karşılık olarak cehennemdeki azaplarını
bunun üzerine kurmuştur. Cehennemde en büyük yıkımı ise insanların
karşısında küçük düşüp aşağılanınca yaşayacaklardır. Bir ayette
şöyle buyrulur:
İnkar edenler ateşe sunulacakları
gün, (onlara şöyle denir:) "Siz dünya hayatınızda bütün 'güzellikleriniz
ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz.
İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta
bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız."
(Ahkaf Suresi, 20)
Allah'ın cehennemde hazırladığı horlanma ve aşağılanma
benzersizdir ve binbir çeşidi vardır. Cehennemdeki bu aşağılanmanın
inkarcıların ruhunda yarattığı küçülmüşlük, fiziklerine de yansır,
yüzlerini bir zillet sarıp kaplar: Konuyla ilgili ayetler şöyledir:
O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet
içinde aşağılanmıştır.' (Gaşiye Suresi, 2)
Kötülükler kazanmış olanlar ise;
her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları bir zillet
sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu yok.
Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş
gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.
(Yunus Suresi, 27)
MUĞNİ
İstediğini zengin eden
Doğrusu muhtaç olmaktan O kurtardı
ve sermaye verip-hoşnut kıldı. (Necm Suresi, 48)
Gerçek zenginlik yalnızca Allah'a aittir. O dilediğini
Kendi fazlından zengin kılar, dilediğini de belli bir süreye kadar
yoklukla dener. 'Varis' sıfatında da belirttiğimiz gibi herşeyin
varisi yalnızca Allah'tır. İnsanların dünyada sahip oldukları zenginlikler,
mal-mülk de yalnızca Allah'a aittir.
Her insan hayatı boyunca çalışıp kazandığı herşeyi
ölümüyle birlikte muhakkak geride bırakmaktadır. Ancak tüm bunlara
rağmen yaşadığı kısa hayatta mal-mülk sahibi olmakla övünen, zenginliğiyle
büyüklenen ve bunun sonucunda Allah'ı unutan kişiler için Kuran'da
şöyle hükmedilmektedir:
Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine
verdiğimiz mal ve çocuklarla Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya
yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller. (Müminun Suresi,
55-56)
Allah dilediği kullarını ise dünyada büyük bir
mülkle ödüllendirmiştir. Özellikle elçilere verilen büyük mülke
Kuran'da pek çok ayetle dikkat çekilmiştir. Hz. İbrahim, Hz. Muhammed,
Hz. Davud ve Hz. Yusuf, Allah'ın dünyada büyük bir zenginlikle ödüllendirdiği
elçilerdendir. Hz. Süleyman ise dünya üzerinde hiç kimseye verilmeyen
büyük bir mülkü Allah'tan talep etmiş ve buna sahip olmuştur.
Ancak bu noktada unutulmamalıdır ki, Allah'ın elçileri
kendilerine verilen mülkü Rabbimizi razı etmek, O'nun hoşnut olacağı
hayırlar işlemek için kullanmışlardır. Ellerindeki herşeyi, sahip
olduklarıyla övünüp şımaran, mülkün gerçek sahibini unutan insanlardan
çok farklı bir amaçla harcamışlardır. Çünkü onlar bilirler ki, mülkün
tümü Allah'a aittir, dilediğine mülk veren Allah, dilediğinden de
mülkünü geri alabilir.
Görüldüğü gibi evrendeki herşeyin tek hakimi, mülkün
yegane sahibi olan Allah, dünyada dilediği insanı zengin kılmaktadır.
Gerçek zenginliği ise ahirette verecektir. Kendisine iman eden,
tüm hayatını salih ameller işleyerek, O'nun rızasını kazanmaya çalışarak
geçiren müminleri, ahirette çok büyük bir zenginlikle nimetlendirecektir.
Allah'ı razı ederek cennete girmeye hak kazanan
sayılı insanın orada karşılaşacağı zenginlik, Kuran'da çok sayıdaki
ayette detaylı olarak tarif edilmiştir. Ayetlerde bu ihtişam şöyle
haber verilmektedir:
Artık Allah, onları böyle bir günün
şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç
vermiştir.
Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle
ve ipekle ödüllendirmiştir.
Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır.
Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.
(Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek
yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış.
Çevrelerinde gümüşten billur kablar,
kupalar dolaştırılır.
Gümüşten billur kaplar ki, onları
belli bir ölçüyle tesbit etmişlerdir.
Orada onlara bir kadeh içirilir ki,
karışımı zencefildir.
Bir pınar ki orada "selsebil" olarak
adlandırılır.
Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri)
ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman
saçılmış birer inci sanırsın.
Her nereye baksan, bir nimet ve büyük
bir mülk görürsün.
Onların üzerinde hafif ipek ve ağır
işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle
bezenmişlerdir.
Şüphesiz, bu, sizin için bir mükafaattır.
Sizin çaba-harcamanız şükre değer (meşkur:makbul) görülmüştür. (İnsan
Suresi, 11-22)
NASIR
Yardım eden
Onlara yardım ettik, böylece üstün
gelenler oldular. (Saffat Suresi, 116)
İnananların tek yardımcısı ve velisi Allah'tır.
Müminler her türlü zorlukta, her türlü şartta O'ndan yardım dilemişler
ve Allah da onlara icabet etmiştir. Peygamberler bir hüküm vermeleri
gerektiğinde adaleti sağlayabilmek ve dünyada Allah'ın rızasını
kazanmak amacıyla harcanabilecek mal, mülk için ayrıca hastalandıklarında
şifa bulmak için ve bir insanın hayatının her anında isteyebileceği
herşey için yalnızca Allah'a yönelmişlerdir. Allah da onların bu
samimi isteklerine icabet etmiş ve onlara her konuda yardım etmiştir.
Allah kitabında elçilerine şu vaatlerde bulunmuştur:
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen
kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret
(yardım ve zafer) bulacaklardır. (Saffat Suresi, 171-172)
İşte böyle; Biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan
bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
(Furkan Suresi, 31)
Allah müminlerin de yegane yardımcısıdır. Kuran'da
Allah, "... İman edenlere yardım etmek ise,
bizim üzerimizde bir haktır." (Rum Suresi, 47) ayetiyle tüm
iman eden kullarına yardım edeceğini haber vermiştir. Ancak Allah'ın
yardımını kazanmak için en önemli şartlardan bazıları, O'nun dinine
yardım etmek, sınırlarını koruma konusunda titizlik göstermek ve
bu uğurda gayret etmektir.
İşte böyle samimi bir çabanın karşılığında müminler
daima Allah'ın yardımıyla karşılık bulurlar. Zafer, Allah'ın vaat
ettiği gibi, yalnızca Rabbimize inananların, O'nun rızası ve hoşnutluğu
için gayret gösterenlerindir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
Allah, içinizden iman edenlere ve
salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan
öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde
'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği
dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları
korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana
ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra
inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Dünyada müminleri yalnız ve yardımsız bırakmayan
Allah, ölümlerinden sonra ahiret hayatlarında da onların yegane
velisi ve yardımcısı olacaktır. Allah müminlere dünyada ve ahirette
yardım edeceğini vaat etmiştir ve şüphesiz Allah vaadinden asla
dönmeyendir:
Şüphesiz Biz elçilerimize ve iman
edenlere, dünya hayatında ve şahidlerin (şahidlik için) duracakları
gün elbette yardım edeceğiz. (Mümin Suresi, 51)
NUR
Alemleri nurlandıran, istediği
simalara,zihinlere ve gönüllere nur yağdıran
Allah, göklerin ve yerin nurudur.
O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ
bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki,
doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır;
(bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık
verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna
yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi
bilendir. (Bu nur,) Allah'ın, onların yüceltilmesine ve isminin
zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam
O'nu tesbih ederler. (Nur Suresi, 35-36)
Allah 'Nur' sıfatının sahibidir ve yukarıdaki ayette
de bildirildiği gibi göklerin ve yerin nuru O'dur. Ancak Allah bu
sıfatını insanlar üzerinde de tecelli ettirir. Allah'a iman eden,
O'nun büyüklüğünü tanıyıp takdir eden, hak din olan İslam'a yönelen
ve İslam ahlakıyla yaşayan kullarına da Kendinden bir 'nuru' nimet
olarak verir:
Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa,
artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın
zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte
onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler. (Zümer Suresi, 22)
İnkarcıların durumu ise tam zıttıdır. Onlar için
yeryüzünde tek bir 'nur' kaynağı dahi yoktur. İçinde bulundukları
karanlıklardan çıkmak için bir yol bulabilmeleri de mümkün değildir.
Allah inkarcıların içlerinde yaşadıkları karanlığı şöyle tarif etmiştir:
Ya da (inkar edenlerin amelleri)
engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar,
onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı
bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile
neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için
nur yoktur. (Nur Suresi, 40)
Allah kafirleri karanlıklar içinde bıraktığı gibi
mümin kullarını da her işlerinde karanlıktan aydınlığa çıkarır.
Bu iki grubun durumlarının birbirinden çok farklı olduğuna ve müminlerin
kesin bir üstünlük içinde olduklarına dair Kuran'da şöyle bir örnek
verilmiştir:
Ölü iken kendisini dirilttiğimiz
ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin
durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamıyanın durumu
gibi midir? İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle 'süslü ve çekici'
gösterilmiştir. (Enam Suresi, 122)
Müminleri doğru yola, 'Kendinden olan bir nura'
yöneltmek için Allah çeşitli uyarılar gönderir. Gerek elçileri gerekse
elçileriyle gönderdiği hak kitapları birer 'nur' kaynağı kılar.
Onların getirdiği hükümlere uyanlar ise doğru yola ulaşmış ve Allah
katından bir 'nuru' kazanmışlardır. Bu gerçek ayetlerde şöyle haber
verilir:
Ey Peygamber, gerçekten Biz seni
bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ve
Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik).
(Ahzab Suresi, 45-46)
Sizi karanlıklardan nura çıkarması
için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı
elbette şefkatli olandır, esirgeyendir. (Hadid Suresi, 9)
Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte
olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz
geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah,
rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları
Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola
yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 15-16)
Allah'ın salih kulları sonsuza kadar hoşnutluk
içinde yaşayacak, nurlarıyla tanınacaklardır. İnkar edenler ise
ahirette de sonsuz bir karanlık içinde kalacak ve müminlerin sahip
olduğu nurdan isteyeceklerdir. Müminlerle inkarcıların ahiretteki
bu zıtlıkları ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
O gün, mü'min erkekler ile mü'min
kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün
sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar
akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. O gün,
münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki:
"(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım."
Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın"
denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun
iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azab vardır. (Hadid Suresi,
12-13)
Allah, iman edenlerin velisi (dostu
ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin
velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte
onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi,
257)
O'dur ki, sizi karanlıklardan nura
çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir).
O, mü'minleri çok esirgeyicidir. (Ahzab Suresi, 43)
Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı;
(orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler getirildi ve aralarında
hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Zümer Suresi,
69)
Allah'a ve O'nun Resûlü'ne iman edenler;
işte onlar Rableri katında sıddîklar ve şehidler (veya şahid)lerdir.
Onların ecirleri ve nurları vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar
ise; işte onlar da cehennem halkıdır. (Hadid Suresi, 19)
Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun
ve O'nun elçisine iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel
karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve
size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(Hadid Suresi, 28)
RABBİL ALEMİN
Alemlerin Rabbi
Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin
Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır. Göklerde ve yerde büyüklük
O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Casiye
Suresi, 36-37)
Kainatta birbirinden farklı pek çok alem vardır
ve insanın bunların hepsinin adını, sayısını ve özelliklerini bilmesi
imkansızdır. Zira kainatta yaratılan canlı ve cansız, sayısız alem,
kendi içinde de farklı alemlere ayrılır. Tek bir balık türünün kendisine
benzer binlerce türü, tek bir meyvenin kendisine benzeyen yüzlerce
çeşidi vardır. Hayvanların, bitkilerin, eşyaların milyarlarca, rüzgarların
ve bulutların onlarca çeşidi vardır. Allah birbirine hiç benzemeyen,
farklı ırklara, tenlere, dillere ve kültürlere sahip olan milyarlarca
insan yaratmıştır.
Bunların yanında Allah gözle görülemeyen atomların
dünyasını, bedenimizin her milimetresini oluşturan görkemli sistemlere
sahip hücreleri ve yine insan gözüyle görülemeyen yüzlerce canlıyı
yaratmıştır. Denizin binlerce metre altında yaşayan kimsenin görmediği
bir mercan kolonisinin de Rabbi Allah'tır. Allah mikroorganizmaların
oluşturduğu mikro alemden, uzaydaki gök cisimlerinin oluşturduğu
makro aleme kadar sayamayacağımız kadar çok alemi biz uyurken, uyanıkken
ya da bir işle uğraşırken sürekli kontrol eder, hepsini yönetir,
hepsini besler ve yaşamlarını devam ettirmelerine izin verir. Allah
tüm alemlerin Rabbi olduğunu insanlara şöyle duyurmuştur:
Allah, yeryüzünü sizin için bir karar,
gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel
(bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık
verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne
yücedir. O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse
dini yalnızca kendisine halis kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin
Rabbine hamdolsun. (Mümin Suresi, 64-65)
İnsan yalnız okyanusun içindeki hayatı ve burada
yaşayan canlıların bakımlarını, yiyeceklerini, kendi içlerinde yaşadıkları
ortak yaşamı, üremelerini ve soylarının devamı için korunan hassas
dengeyi düşündüğünde, Allah'ın yaratmasındaki sonsuz kudreti takdir
edecektir.
Kuşkusuz Allah yalnızca kainatın içinde yer alan
sayısız alemin değil, bütün bunların dışında apayrı bir zamanda
ve mekanda yaşayan cinlerin ve meleklerin de Rabbidir. Bu varlıkların
da hepsini Allah yaratmış ve hepsine boyun eğdirmiştir. Allah'ın
yarattığı alemler insan aklının ve hayal gücünün çok ötesindedir.
Hepsi O'nun yaratıcılığının, sanatının ve sonsuz gücünün eseridirler.
Allah'ın bu yüceliği ve büyüklüğü karşısında insana
düşen ise, Hz. İbrahim gibi kendisine 'Teslim ol' çağrısında bulunan
Rabbimize yine Kuran'da haber verildiği üzere, "...
Alemlerin Rabbine teslim oldum" (Bakara Suresi, 131) cevabıyla
yönelmektir. Ve tüm yaşantısını Kuran'da kendisine "De
ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin
Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162) ayetiyle emredildiği
gibi, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak için yaşamaktır. Ayette
şöyle buyrulur:
Böylece zulmeden topluluğun kökü
kurutuldu. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'adır. (Enam Suresi,
45)
Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde
gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü,
durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş'e, Ay'a ve
yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak
da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
(Araf Suresi, 54)
RAFİ
Yukarı kaldıran, yükselten
Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü
o, doğru olan bir peygamberdi. Biz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik.
(Meryem Suresi, 56-57)
Cahiliye toplumunda yaşayan insanlar Allah'tan
uzak, O'nun emir ve yasaklarını uygulamayan, kendilerine verilen
sayısız nimeti takdir edemeyen bir yaşam sürerler. Düşünmedikleri,
akletmedikleri, takdir edemedikleri için de tam anlamıyla bir bilgisizlik
ve cehalet içindedirler.
İşte Allah tarih boyunca yaşamış olan tüm toplumlara
Kendi emirlerini, yasaklarını ve tavsiyelerini iletecek elçiler
göndermiştir. Bu yolla dinden uzak yaşayan toplumları, içinde bulundukları
cehaletten, bilgisizlikten kurtulmaya davet etmiş, onlara doğru
yola ulaşmaları için bir imkan daha vermiştir.
Allah'ın gönderdiği elçiler aynı kavmin içinden
çıkan, fakat üstün ahlak, akıl ve yüksek vicdanlarıyla toplum içinde
dikkat çeken kişilerdir. Kuran'da pek çok kez belirtildiği gibi,
elçiler, Allah'ın içinde bulundukları kavme özel olarak gönderdiği
ve seçtiği insanlardır. Elçiler yaşadıkları toplumun insanlarından
farklıdırlar; tek başlarına ve ilk olarak Allah'ın varlığının ve
ahiretin kesin yakınlığının farkına varmışlardır. Elbette bu özellikler
elçilerin üstün insanlar olduklarının apaçık delillerindendir.
Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün bilincinde
olan elçiler, kendilerine peygamberlik makamının verilmesinden sonra
içinde yaşadıkları toplumları Kuran ahlakını yaşamaya davet etmişler,
onları ahiret azabına karşı uyarıp-korkutmuşlardır. İçinde bulundukları
zorlu koşullar, gönderildikleri inkarcı ve azgın kavimler, kendilerine
sürekli zorluk çıkaran, hatta kimi zaman canlarına kasteden topluluklar,
onları kesinlikle yollarından döndürememiş, aksine imanlarını güçlendirmiştir.
Veya kimi zaman 'iman ettik, teslim olduk' dedikten sonra zor bir
durumda aniden elçiyi yalnız bırakan ve 'gerisin geri dönen' topluluklarla
da karşılaşmış, ancak bu zorluklar elçileri asla yıldırmamıştır.
Onlar Allah'ın seçtiği, 'yüce bir makama' layık görülmüş kullardır
ve en belirgin özellikleri ise Allah'a olan samimi teslimiyetleri
ve tevekkülleridir.
Bu samimiyetlerinin karşılığını da dünyada ve ahirette
seçkin kılınarak almışlardır. Ayetlerde Allah şöyle haber vermektedir:
Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz
delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz
senin Rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. Ve ona İshak'ı
ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce
de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u,
Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte
böyle ödüllendiririz. Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da
(hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir. İsmail'i, Elyasa'yı,
Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere
üstün kıldık. (Enam Suresi, 83-86)
RAHMAN-RAHİM
Merhamet eden, verdiği nimetleri
iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vermek suretiyle mükafatlandıran,
ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır, rahmet ve irade buyuran,
sevdiğini sevmediğini ayırt etmeyerek sayısız nimetlere kavuşturan
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur.
(Haşr Suresi, 22)
Rahman olan Allah sonsuz merhametini ve lütfunu
görünen ve görünmeyen herşeyde tecelli ettirir. İnsan bu görünen
ve görünmeyen nimetlerin Allah'ın emrine boyun eğmiş birlikteliği
ile hayatını devam ettirir.
Allah her gün toprağın içinden milyonlarca tohumu
filizlendiren, bu bereketli toprakla yerin altındaki 4.500 derece
sıcaklıktaki dev kütleyi saklayıp örten, gökten tonlarca berrak
su indiren, aynı anda dünyanın her yerinde milyarlarca canlıya rızık
veren, her an ciğerlerimize dolan oksijeni yaratan ve hayat veren
sayısız nimetleriyle yarattıklarını çevreleyendir.
Allah 100 trilyon hücreden oluşan insanın her bir
hücresini yaratan, bunların hepsine ayrı ayrı görevini öğreten,
içlerine her biri 1 milyon sayfalık bilgiyi içeren DNA'ları yerleştiren,
bu sistemi milimetreden çok daha küçük bir küpün içine sığdırdığı
protein, yağ ve su moleküllerine yaptıran ve bütün bunlarla insana
can veren ve varlığını her an sürdürmesini sağlayandır. Tüm insanlar
ana rahmine düştüğü andan, toprağa geri döndüğü ana kadar sadece
Allah'ın yarattığı nimetleri tanır, bilir ve onlarla yaşarlar. İnsanlardan
bu nimetleri gören ve yaratılış amacını kavrayarak O'na kulluk edenler
olduğu gibi nankörlük ederek Allah'a kulluk etmekten yüz çevirenler
de vardır. Buna rağmen Allah insanların üzerinde Rahman ismini en
güzel şekilde tecelli ettirir. İman etmeyenler, münafıklar ve müşrikler
de dünya hayatında aldıkları hava, içtikleri su dahil olmak üzere
gizli açık tüm nimetlerden faydalanırlar. Allah müminlere verdiği
gibi onlara da mal-mülk, içinde oturacakları güzel evler ve soylarını
devam ettirecekleri evlatlar verir. Onları da güzel rızıklarla besler.
Onlara da sağlık, güç ve güzellik verir. Çünkü Allah Rahman'dır.
Allah dünya hayatında inkar edenleri belki dine
dönerler, düşünüp aklederler ve Kendisine şükrederler diye yararlandırmaktadır.
Fakat yüz çevirenler, Allah'ın nimetlerinden ancak göz açıp kapama
vakti kadar olan dünya hayatları süresince yararlanabilirler. Ahirette
ise bütün nimetler, sahip olduklarını yalnızca Allah'a yakınlaşmak
ve O'nun rızasını aramak için kullanan ve Rabbimize her an şükreden
müminlere aittir. Çünkü Allah Rahimdir ve cenneti yalnızca mümin
kullarına müjdelemiştir. Ayetlerde şöyle buyrulur:
Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman
(olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz
O'nun va'di yerine gelecektir. (Meryem Suresi, 61)
Rahman ve Rahimdir. (Fatiha Suresi,
2)
De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman'
diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur."
Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında
(orta) bir yol benimse. (İsra Suresi, 110)
O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan
çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır;
artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin. (Taha Suresi, 108)
(Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak
ile hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize
karşı yardımına sığınılan Rahman (olan Allah)dır." (Enbiya Suresi,
112)
Ruh ve meleklerin saflar halinde
duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar
konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir. (Nebe Suresi,
38)
RAKIB
Bütün varlıklar üzerinde gözcü
olan,bütün işler kontrolü altında tutan
Ey insanlar sizi tek bir nefisten
yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın
türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle,
birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan
sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir. (Nisa Suresi,
1)
Allah yoktan yarattığı tüm varlıkları koruyup gözetendir.
Uzayın derinliklerindeki yıldızlar ve sistemlerden, dünyayı kuşatan
atmosferdeki olaylara, insanın meydana getirdiği toplumlardan, yeryüzünü
kaplayan bitki örtüsüne, insan bedenindeki kompleks ve karmaşık
sistemlerden, mikro ve makro alemlere, gözle göremediğimiz tüm boyutlara
kadar herşeyi her an kontrol eden, gözetleyen, şahit olan, denetleyen
Allah'tır.
İnsan başıboş bırakıldığını, amaçsızca hayatını
sürüdürebileceğini zannedebilir. Ama hangi iş üzerinde olursa olsun
Allah onun üzerinde şahittir. Hiç kimse Allah'tan bir şey gizleyemez.
Gizli anlaşma, plan, sır, tuzak; bunlar Allah katında asla gizlenemeyecek
olaylardır. Herşeyi gören, işiten ve bilen Allah'ın Zatından hiçbir
şey gizli kalamadığı için, herkesin yaptığına eksiksiz bir adaletle
karşılık verilir. Birçok kişide "Allah'ın kainatı yarattığı sonra
herşeyi kendi haline bıraktığı" gibi çarpık bir düşünce vardır.
Oysa bu çok büyük bir yanılgı ve zandır.
İnsanın çıplak gözle hiçbir zaman göremeyeceği
hücre içindeki ayrıntıları Allah en ince ayrıntısına kadar bilendir.
Vücut içindeki bir hücre diğer trilyonlarca hücreyle birlikte son
derece uyumlu bir şekilde hareket ederken, bazen birden farklı bir
davranış içine girer ve bugün tam olarak kaynağı ve tedavisi bulunamamış
olan kanser ortaya çıkar. İnsan kendi içinde oluşan bu yapıdan hiç
haberdar değilken Allah tüm bunların üzerinde şahittir ve her evreyi
kontrolü altında tutar. Nasıl bir insan Allah'ın izni dışında bir
adım bile atamazsa, o hücre de Allah'tan habersiz en ufak bir davranışta
bulunamaz.
Allah herşeyi yaratandır bilendir. O, tüm bilgilerin
tek kaynağıdır. Hiçbir varlık O'nun ilmi dışında bir şey yapamaz.
Bir ayette şöyle buyrulur:
... Allah herşeyi gözetleyip denetleyendir.
(Ahzab Suresi, 52)
RAUF
Pek esirgeyen, çok acıyan
Böylece Biz sizi, insanlara şahid
(ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde
bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble
yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden
ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin
dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa
çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.
(Bakara Suresi, 143)
Allah'ın yarattığı tüm canlılar kusursuz, üstün
bir yaratılış ve kompleks bir yapı sayesinde yaşamlarını sürdürmektedir.
Bu, Rabbimizin merhametinin ve rahmetinin delillerindendir. Çünkü
hiçbir canlı kendisi için en uygun, en elverişli şekilde yaşamak
için güç sarf etmemiş, sadece Allah'ın üstün aklına teslim olmuştur.
Allah ihtiyaç duyabilecekleri herşeyi zaten onlara vermiştir. Mesela
bütün canlıların kendilerini savunmak için farklı yetenekleri vardır.
Kimisi son derece korkutucu bir görünüme sahiptir, kimisi zehirli,
kötü kokulu veya yakıcı gazlar püskürtür. Bazıları atiktir, düşmanlarından
hızla kaçarlar, bazıları ise farklı bir savunma şekli olarak dayanıklı
zırhlarla kaplıdır. Bir kısmı bedenlerini düşmanlarından saklayabilecek
şekilde bir görüntüye sahiptir, diğer bir bölümü de ölü taklidi
yaparak düşmanı kandırabilecek şekilde yaratılmışlardır.
Şüphesiz canlılar bütün bu niteliklere tesadüfen
ya da kendi istekleriyle ulaşmamışlardır. Herşeyi böylesine kusursuz
ve büyük bir ilimle yaratan Allah, onların üzerindeki şefkatini,
her birini hayatlarını sürdürebilecek şekilde noksansız özelliklere
sahip olarak yaratmasıyla göstermektedir.
Tüm bu canlıların sahip oldukları özellikler yanında
insanların hizmetine verilen imkanlar ise çok daha üstündür. Öyle
ki insan maddi ve manevi sahip olduğu tüm özellikleri düşündüğünde,
hayatını sürdürebilmesi için özel olarak yaratılmış bir dünyada
yaşadığını çok açık bir şekilde fark edebilir. Varlığını sürdürebilmek
için ihtiyaç duyduğu herşeyi yakınında bulması da Allah'ın rahmetinin
çok büyük delillerindendir. Fakat tüm bunlardan çok daha önemli
bir nokta vardır: İnsanın görebilmesi, işitebilmesi, konuşabilmesi...
Tüm bunları yapabilmesi için göz, kulak ve dili yaratan Allah, aynı
zamanda verdiği düşünme kabiliyetiyle de insanı yeryüzündeki tüm
canlılardan üstün kılmıştır. Allah'ın Rauf sıfatı Kuran'da şöyle
bildirilmektedir:
Her bir nefsin hayırdan yaptıklarını
hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında
uzak bir mesafe olmasını istediği o günü (düşünün). Allah, sizi
kendisinden sakındırır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır.
(Al-i İmran Suresi, 30)
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve
denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi.
Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz
Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi,
65)
Sizi karanlıklardan nura çıkarması
için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı
elbette şefkatli olandır, esirgeyendir. (Hadid Suresi, 9)

|