ALLAH'IN İSİMLERİ
DAFİĞ
Belaları def eden, çevirici
Böylece onları, Allah'ın izniyle
yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve
hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların
bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü
mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, alemlere karşı büyük fazl (ve
ihsan) sahibidir. (Bakara Suresi, 251)
Müminleri maddi manevi her türlü tehlikeden koruyan
Allah, onlara; kafirlere, münafıklara, müşriklere karşı da büyük
bir kuvvet, yenilmez bir güç verir. İnkar edenler hazırladıkları
sinsice tuzakların, düzenledikleri komplo ve saldırıların daha planlarını
kurarlarken, Allah onlar için bir düzen kurar. Böylelikle vermek
istedikleri zararı müminlerden engelleyerek tuzaklarını kendi başlarına
geçirir.
Öte yandan Allah inkarcıları kendi aralarında da
ayrılığa düşürerek, birbirleriyle mücadele ettirir ve bu şekilde
güçten düşürür. Yine Müslümanlara kin besleyen kişileri onlardan
uzak tutar, kendi canlarının derdine düşürecek belalar gönderir.
Bu ilahi yardım Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır"
demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar.
Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması)
olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin
çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi
(dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder... (Hac Suresi,
40)
Bunun yanında pek çok zorluğu, hastalığı, vesveseyi,
şeytanın şerrini ve belayı da müminlerin üzerinden def eden ve daha
bilmedikleri nice musibeti onlardan geri çeviren yalnızca Allah'tır.
Kuşkusuz bunların her biri Allah'ın müminlere gizli ve açık yardımlarıdır.
O, kullarına karşı çok şefkatli, Kendisine sığınanlara, Kendisinden
yardım isteyenlere karşı da esirgeyenlerin en hayırlısıdır.
DARR
Zarar verici şeyler yaratan
"Ben, O'ndan başka ilahlar edinir
miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne
onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler."
(Yasin Suresi, 23)
Aniden gelen ölüm, umulmadık bir hastalık, tüm
ürünleri yok eden bir kasırga, evleri yerle bir eden deprem, gelecek
korkusu, bir trafik kazası, stres, mal kaybı, kıskançlık, yaşlanma...
Kuşkusuz tüm bunlar, ahiretin varlığından gafil
olan ve gerçek yaşamlarının dünyadaki yaşam olduğunu zanneden insanlar
için, elem, korku ve ümitsizlik veren olaylardır. Elbette her insan
kendisine veya yakınlarına zarar veren bu tarz olaylardan biriyle
veya bunların benzerleriyle her an karşılaşabilir. Ve bu karşılaşma
muhtemelen kişinin hiç beklemediği bir anda gerçekleşir. Bir anda
tüm vücudunu saran kansere yakalandığını öğrenebilir, bir sabah
bir yakınının ölüm haberi gelebilir, hayatı boyunca biriktirdiği
parasının çalındığını duyabilir veya aynaya baktığında hiç beklemediği
şekilde yaşlandığını görür.
Peki insanlara karşı bu kadar merhametli olan Allah'ın,
dünya hayatında böyle olaylar yaratmasının hikmetleri nelerdir?
Bunun en önemli nedenlerinden biri Allah'ın insanı
zorluk ve sıkıntıyla eğitmesidir. Hastalığından dolayı zorlukla
nefes alan bir insan kibirlenerek diğer insanları aşağılayamaz.
Aynı zamanda yürüyemezken tekrar yürüyebilen, tüm malını mülkünü
kaybetmişken bunlara tekrar kavuşan bir insan, şüphesiz bunların
değerini çok daha iyi kavrar. Böylelikle hem zorluğu hem de kolaylığı
yaratarak dünyada bir imtihan ortamı oluşturan Allah, karşılıksız
verdiği nimetlerin daha iyi takdir edilmesini sağlar.
Ancak burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta
vardır. Eğer bu tarz olaylarla karşılaşan kişi iman sahibiyse ve
ahiretin gerçek hayatı olacağını biliyorsa, zaten bir üzüntü, sıkıntı
içine girmez. Başına gelen her türlü zorluğun Allah'tan olduğunu
bilir ve bunlara sabreder, o sıkıntılardan kendisini kurtarabilecek
olanın da yalnızca Allah olduğunu bildiği için O'na dua eder, O'ndan
yardım diler. Böylece Allah Kendisine inanan kullarını da eğitir,
yakınlaşmalarını sağlar ve ahiretteki derecelerini yükseltir.
Allah'a ve ahiret gününe inanmayan insanlar için
ise durum farklıdır. Allah, "Darr" sıfatını asıl olarak cehennemde
onlara karşı gösterecektir. Kuşkusuz dünyada kendilerini üzüntüye
boğan şeyler cehennemde karşılaşacakları ile kıyaslanınca çok hafif
kalır; çünkü buradakilerin tümü geçicidir.
Cehennemde ise insanların yanan derileri, acının
tekrar tekrar hissedilmesi için yenileriyle değiştirilir. İnkar
edenlere boğazları parçalayan darı dikeninden başka hiçbir şey yedirilmez,
bağırsakları parçalayan kaynar sudan başka hiçbir şey içirilmez.
Ölüm gelir fakat ölünmez, ardından daha acı bir azapla karşılaşılır.
Orada demirden kamçılar, ateşten yataklar olacak, inkarcı insan
cehennemin en dar ve karanlık yerine atılacaktır. Cehennemde kemikleri
çatırdatan inlemeler duyulacaktır.
İnkarcılar, cehennem bekçilerine "Rabbinize söyleyin,
bizi buradan çıkarsın" diye yalvarırlar. Azaptan bir gün hafifletilmesini
isterler. Allah onları çeşit çeşit azaba uğratırken bir yandan da
onlara cennettekilerin nasıl bir bolluk ve nimet içinde olduklarını
seyrettirir. Onlar kendilerine yardım edecek kimseyi bulamazlar
ve (Allah'ın dilemesi dışında) sonsuza kadar da alçaltılmışlar olarak
onun içinde bırakılırlar. Allah böylelikle gerçek zorluğu ve acıyı
inkar edenlere cehennemde tattırmış olur. Allah bir ayette şöyle
buyurmaktadır:
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri
kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De
ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer
Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler
mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler
mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül
etsinler." (Zümer Suresi, 38)
ERHAMURRAHİMİN
Merhamet edenlerin en merhametlisi
Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu:
"Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin
en merhametli olanısın." (Enbiya Suresi, 83)
Yeryüzündeki tüm canlılar gibi insan da ihtiyaç
içinde olan bir varlıktır. Yaşamını sürdürebilmesi için her an oluşması
gereken pek çok şart vardır. Nefes alabilmesi için oksijene, bedeninin
faaliyetlerini sürdürebilmesi için su ve besine ihtiyaç duyar...
Aslında bu örneklerin sıralamakla bitmesi de pek mümkün değildir.
Yalnızca tek bir insanın fiziksel olarak varlığını sürdürebilmesi
bile burada sıralanması mümkün olmayan sayısız detaya bağlıdır.
Ancak, yeryüzündeki tüm insanlar ihtiyaçları olan
şeyleri elde edebilmek için çok büyük bir çaba göstermeden yaşamlarını
rahatlıkla sürdürebilmektedirler. Her birinin gerek bedenlerinde
gerekse dış dünyada ihtiyaçları olan herşey onlar için önceden belirlenmiş
ve onlara sunulmuştur. Burada ilk akla gelen örnek yine insanın
nefes almasıdır. İnsan bedeninin yaşamını sürdürebilmesi için oksijen
alması gerektiğini elbette herkes bilir. Peki bu oksijenin atmosferde
gereken oranlarda bulunmasını sağlayan kimdir? Veya insanın vücuduna
bu oksijeni alıp işleyecek ve gereken her hücreye tek tek ulaştıracak
bir sistemi koyan kimdir?
Elbette bunların hiçbiri insanın başarısı değildir.
Hiç kimse atmosferin veya kendi solunum sisteminin oluşumunda söz
sahibi olmamıştır.
İşte insanın bu en hayati ihtiyacından başlamak
üzere her türlü detay kendisi için tasarlanmış ve gerektiği şekilde
var edilmiştir. Kuşkusuz bu noktada karşımıza çıkan her türlü detayı
insan için tasarlayan üstün bir aklın varlığı ve o aklın sahibinin
insana gösterdiği sonsuz merhamettir. Bu gücün sahibi ise, merhametlilerin
en merhametlisi olan Allah'tır.
Allah'ın merhameti, elbette ki insanların fiziksel
ihtiyaçlarının karşılanması ile sınırlı değildir. O, insanları yaratmış,
yaşamaları için en elverişli olan mekana yerleştirmiş ve bunun karşılığında
da yalnızca Kendisine kulluk etmelerini istemiştir. Ve insanlara
Kendisini nasıl razı edeceklerini de bildirmiş; bunu öğretmek için
onlara katından kitaplar indirmiş, bütün ayetlerini tek tek açıklayan
peygamberler göndermiştir. Böylelikle Allah insanlara hem Kendi
Zatını tanıtmış, hem de onları dine ve güzel ahlaka davet etmiştir.
Kuşkusuz bunların tümü, Rabbimizin sonsuz merhametinin açık delillerindendir.
EVVEL
İlk
O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır.
O, herşeyi bilendir. (Hadid, 3)
Evrenin bir başlangıcı var mıdır?
Kuşkusuz bu soru yüzyıllar boyunca insanların cevap
aradıkları bir soru olmuştur. Bu mükemmel düzenin bir yaratıcısı
olması gerektiğini kavrayabilen insanlar, evrenin bir başlangıcı
olduğuna inanmışlardır. Ancak insanların bir kısmı da yaratıcının
varlığını kabullenmek istememiş ve bu yüzden evrenin bir başlangıcı
olmadığını, ezelden geldiğini ve ebede gideceğini iddia etmişlerdir.
Ancak bugün bilimin ulaştığı nokta, bu kişilerin apaçık bir yanılgı
içinde olduklarını kanıtlamıştır.
Bugüne kadar evrenin varoluşuyla ilgili çeşitli
tezler ortaya konmuştur ancak günümüzde tüm bilim çevreleri ortak
bir noktada birleşmektedir. Bilimin yakın zamanda keşfettiği bir
gerçek bu duruma açıklık getirmektedir. 1929 yılında, Edwin Hubble
tarafından ortaya konduğu gibi kainat sürekli genişlemektedir. Bu
gerçekten yola çıkan bilim adamları şöyle bir çıkarım yapmışlardır:
Zaman kavramını tersine çevirirsek, genişlemekte olan evreni sıkışan
bir sistem olarak, mesela daralmakta olan dev bir yıldız gibi düşünebiliriz.
Bu durumda ortaya çıkan sonuç şöyledir; zaman kavramına göre daralan
evren sonunda tekliğe ulaşır. Yani kainatın başlangıcı tek bir noktanın
büyük bir patlama ile açılması suretiyle olmuştur.
Bizim buradan çıkarmamız gereken sonuç şudur: İçinde
yaşadığımız kainatın bir başlangıcı vardır. Böylesine kusursuz bir
sistemin bir başlangıcı olduğuna göre; elbette bu başlangıcı tasarlayan
bir gücün varlığı da açıktır. Bu Güç Sahibi'nin varlığı ezeli ve
ebedidir. Yani O, herşeyden önce de vardır, sonra da olacaktır.
İşte bu sonsuz gücün sahibi Allah'tır. Ve canlıların,
gezegenlerin, galaksilerin, tüm evrenin yaratılmadığı ve hatta zamanın
da henüz var olmadığı anda yalnızca Allah vardır. Çünkü O 'Evvel'dir.
FALİK
Yaran, yarıcı (karanlığı yarıp
sabahı çıkaran, tohumu yaran)
Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz
Allah'tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte
Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz? O sabahı yarıp
çıkarandır. Geceyi bir sükun (dinlenme), Güneş ve Ay'ı bir hesap
(ile) kıldı. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir.
(Enam Suresi, 95-96)
Dünya üzerinde pek çok bitki türü yetişir. Her
birinin birbirinden farklı bir tohumu vardır. Kuru tohumları alıp
bir odada saklasanız, belki senelerce aynı şekilde durduklarını
görebilirsiniz. Ama bu tohumlar toprağın altına veya uygun bir ortama
konulduklarında aniden yarılarak filizlenmeye başlarlar. Sonra bir
de bakarsınız ki bir gül ağacı veya dev boyutlarda bir çınar ağacı
oluşmaya başlamış.
'Kuru bir tane'den böylesine farklı çeşitlerde
ama en önemlisi canlı bir organizmanın oluşması kuşkusuz şaşırtıcıdır.
Kuru bir taneden bir ağacın oluşması için, tohumun topraktan gerekli
malzemeleri alarak filizlenmeye başlaması gereklidir. Ancak elbette
tohumun, ihtiyacı olan mineralleri, su miktarını kendisinin belirlemesi
mümkün değildir. Üstelik topraktaki mineralleri, suyu biraraya getirse
bile birbirinden çok farklı meyveler veren ağaç çeşitlerini veya
yeşil bitkileri oluşturabilmesi için üstün yeteneklerinin olması
gereklidir.
Eğer bu kararı verenin tohum olduğunu iddia edersek
tohumun 'yetenekli' olduğunu kabul etmek durumunda kalırız. Ancak
elbette ki bahsedilen yeteneklerin elbette tohumun kendisine ait
olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Yukarıdaki ayetlerde de bildirildiği
gibi "taneyi ve çekirdeği yaran" Allah'tır.
O'nun dilemesi ile yeryüzünde binlerce çeşit ağaç,
bitki yetişmektedir. Nitekim bir başka ayette Allah'ın herşeyin
yaratıcısı olduğu şöyle bildirilmiştir:
O, gökten su indirendir. Bununla
herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan
birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının
tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve
benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.)
Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin.
Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.
(Enam Suresi, 99)
FASIL
Ayıran, açıklayan
Gerçekten iman edenler, Yahudiler,
yıldıza tapanlar (Sabii) Hıristiyanlar, ateşe tapanlar (Mecusi)
ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü aralarını ayıracaktır.
Doğrusu Allah, herşeyin üzerinde şahid olandır. (Hac Suresi, 17)
İnsanlardan kimi dünya hayatı boyunca dünyevi amaçlar
edinir, bu amaçlar için çalışır ve bunları yaparken de iyi bir iş
üzerinde olduğunu zanneder ve ahireti unutarak dünya hayatı için
çalışır. Gerçek sorumluluğunu unutarak dünya çıkarlarının peşine
düşer. Allah'a ortak koştuğu bu putları razı etmek, onların hoşnutluğunu
kazanabilmek için çaba harcar ve bu şekilde son derece karlı bir
iş yaptığını düşünür.
İnsanlardan kimi de tüm hayatını kendisini yaratan
Allah'ı razı etmek için geçirir. Dünya hayatındaki imkanları ve
nimetleri bu bilinçle değerlendirir. Hedefi, doğru yola ulaşabilmek,
Allah'ın razı olacağı salih amellerde bulunmak, O'nun tavsiye ettiği
üstün ahlakı üzerinde taşıyabilmektir.
Elbette bu iki insanın durumu bir değildir. Bu
insanların durumu ile ilgili Allah Kuran'da şöyle bir örnek vermiştir:
Kör olanla (basiretle) gören bir
değildir; karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcaklık da. Diri olanlarla
ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen
ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin. (Fatır Suresi, 19-22)
İşte birbirinden farklı durumda olan, bambaşka
yollar edinen bu insanların arasını Allah kıyamet günü ayıracak,
her birine yapmakta olduklarını bildirecektir. O gün, herkesin yaptıklarının
hiçbir eksiltme olmadan kendisine tastamam ödendiği gündür. O gün,
Allah'ın sonsuz adaletinin tecelli ettiği gündür...
Şüphesiz, senin Rabbin, ihtilafa
düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü aralarında 'hükmünü verip
ayıracaktır'. (Secde Suresi, 25)
FATIR
Yaratan, icad eden
"Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay
ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi)
öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim
velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin
arasına kat." (Yusuf Suresi, 101)
Yaşadığımız dünyaya baktığımızda, üzerinde canlılığın
oluşabilmesi için özel olarak düzenlenmiş olduğunu görürüz. Dünya'nın
uzaydaki konumu, canlıların ihtiyacı olan her türlü detayın Dünya'da
var olması bu gezegenin üstün bir aklın eseri olduğunun apaçık delilidir.
Yaşam için son derece elverişli yaratılan bu gezegenin
üzerinde yaşayan canlılara baktığımızda da aynı gerçekle karşılaşırız.
Dünya üzerinde var olan tüm canlılarda hayranlık uyandırıcı bir
tasarım söz konusudur. Her canlı kendisi için uygun ortamda, uygun
bir vücut yapısıyla yaşam sürmektedir.
Bunun yanı sıra tüm canlıların oluşumundaki detaylar
incelendikçe karşılaşılan yaratılış gerçeği daha da netleşmektedir.
Her canlının temel yapı taşı olan hücre, içindeki tüm organelleriyle
tek başına mükemmel bir sisteme sahiptir. Hücredeki düzen öyle kusursuzdur
ki, canlılığın tesadüfen meydana gelmiş olmasının imkansızlığını
tek başına kanıtlamaktadır.
İşte çevremizde gördüğümüz veya göremediğimiz tüm
detaylarda apaçık bir tasarımın izleri vardır. Kuşkusuz bunların
tümünün tasarımı herşeyin yaratıcısı olan Allah'a aittir. Kainattaki
varlıklara ait olan en ufak bir detayda dahi Rabbimizin kusursuz
sanatını görmek mümkündür. Allah, yarattığı sistemin kusursuzluğunu
Mülk Suresi'nde şöyle haber vermiştir:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum'
(mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın
yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin.
İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve
çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir;
o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak
sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken
ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını
mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki
olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma." (denildi.) (Enam Suresi,
14)
Resulleri dedi ki: "Allah hakkında
mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi,
günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş
bir süreye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz
olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın
taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık
bir delil getirin." (İbrahim Suresi, 10)
FETTAH
Çok iyi hüküm veren, açan,
hükmeden
Eğer o ülkeler halkı inansalardı
ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden
(sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar,
biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik. (Araf Suresi,
96)
Fettah, Allah'ın açan sıfatıdır. Allah insanları
zorluklarla denemekte ancak hiç kimseye güç yetirebileceğinden fazlasını
yüklememektedir. Allah, samimi kullarına bir zorluk verdiği zaman
ondan çıkış yolunu da açar; mutlaka zorluğun yanında bir kolaylık
da gösterir. Nitekim Kuran'da Peygamberimizin karşılaştığı zorluklar
örnek verilerek, bunların kolaylıkla birlikte verildiği şöyle bildirilmiştir:
Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik
mi?
Ve yükünü indirip-atmadık mı?
Ki o, senin belini bükmüştü;
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik
mi?
Demek ki, gerçekten zorlukla beraber
kolaylık vardır.
Gerçekten güçlükle beraber kolaylık
vardır. (İnşirah Suresi, 1-6)
Kuran'da Allah'ın iman edenlere sağladığı kolaylıklara
daha pek çok örnek verilmiştir. Hz. Musa da Allah'ın çeşitli zorluklarla
imtihan ettiği elçilerden biridir. Ancak Allah Hz. Musa'yı yardımıyla
desteklemiş ve işlerini kolaylaştırmıştır.
Hz. Musa Firavun'a tebliğ yapmaya giderken kardeşi
Harun'u kendisine yardımcı kılmasını Allah'tan istemiştir. Allah
da onun duasını kabul ederek Hz. Harun'u ona destekçi kılmıştır.
Kuran'da daha pek çok olayla örneklendirildiği
gibi Allah müminlerin her zaman yardımcısı ve destekçisidir. Onların
üzerinde bulunan ve açılması imkansız gibi gözüken zorlukları açıp
kaldırır. Ancak bu durum inkarcılar için geçerli değildir. Allah,
onların kalplerini daraltır, sıkar ve tüm nimetlerin kapısını kapar.
Rabbimizin dilemesi ile kapanan bu kapıları sonsuza kadar açabilecek
hiçbir güç yoktur.
Allah inkarcılar için nimet kapılarını kapattığı
gibi onların üzerine azap kapısı açar. İnkarcılara verilen bu azap
bir ayette şöyle bildirilmiştir:
Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli
olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını
kaybettiler. (Müminun Suresi, 77)
GAFFAR
Mağfireti, bağışlaması çok
olan
"Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden
mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır." (Nuh Suresi,
10)
Allah'ın mağfireti sonsuzdur. O, yarattığı tüm
kullarına tevbe ederek arınma imkanı vermiştir. Bir insan, cahilken
yaptıklarından dolayı dünyada bağışlanma dileyerek cehennem azabından
kurtulabilir. Samimi bir şekilde Kuran'a dönerek Allah'ın emirlerini
titizlikle uyguladığı takdirde Rabbimizi bağışlayan ve esirgeyen
olarak bulacaktır. Allah salih amellerde bulundukları zaman küçük
büyük demeden kullarının bütün günahlarını affedeceğini müjdelemiştir.
Allah bir ayetinde "Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah
azabınızla ne yapsın?.." (Nisa Suresi, 147) diyerek insanlar
üzerinde ne kadar geniş mağfiret sahibi olduğunu onlara bildirmiştir.
Nitekim 'cahil ve nankör' olan insanların pek çok nimet içinde hayatlarını
sürdürebilmeleri de Allah'ın mağfireti ve bağışlamasıyladır. Allah
bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla
insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde
hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye
kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz
Allah Kendi kullarını görendir. (Fatır Suresi, 45)
Allah tüm insanlara öğüt alanın öğüt alabileceği
kadar bir süre tanır. Onlara kendilerini uyarıp korkutacak elçiler
gönderir ve bu elçiler vasıtasıyla korkup sakınmaları gereken şeyleri
bildirir. Ancak tüm bunlara rağmen inkarda direten insanlar da elbette
işledikleri kötülüklerin karşılığını göreceklerdir. Allah ayetlerde
şöyle buyurmaktadır:
Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan,
salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz
bağışlayıcıyım. (Taha Suresi, 82)
Sonra gerçekten Rabbin, cehalet sonucu
kötülük işleyen, sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la
beraberdir). Şüphesiz Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir.
(Nahl Suresi, 119)
Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun
ve O'nun elçisine iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel
karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve
size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(Hadid Suresi, 28)
GANİYY
Çok zengin, herşeyden müstağni
olan
Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir
olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır,
Hamid (övülmeye layık)tır. (Fatır Suresi, 15)
Tarih boyunca yaşamış olan azgın ve kibirli kişilerin
ortak özelliklerinden biri, güç ve zenginlik sahibi olmaları olmuştur.
Bu kişiler Allah'ın verdiği nimet ve imkanlarla Allah'a karşı büyüklenmişler
ve O'ndan yüz çevirmişlerdir. Sahip oldukları herşeyin gerçek sahibinin
Allah olduğunu unutmuş, O'nun kendilerine lütfundan bağışladığı
malı-mülkü sahiplenmeye kalkmışlardır. Yalnız inkar etmekle kalmamışlar,
iman edenlere de baskı ve zulüm uygulamış, Allah'ın elçilerine de
büyük bir düşmanlıkla başkaldırmışlardır. Sonunda Allah dayanılmaz
bir azapla kendilerini bir anda yakalamış, kendilerini de mallarını
da yerin dibine geçirmiş ve herşeyden müstağni olduğunu göstermiştir.
Allah bu kavimlerin durumlarını bir ayette şöyle haber verir:
Bu, kendilerine apaçık belgelerle
elçiler geldiği halde "Bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?"
demeleri ve bu yüzden inkar edip saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir.
Allah da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiçbir şeye ihtiyacı
olmadığını) gösterdi. Allah Ğani'dir, Hamid'dir. (Tegabün Suresi,
6)
Bu inkarcı ve müstekbir insanların unuttukları
ya da kavrayamadıkları gerçek, göklerin, yerin ve bu ikisi arasında
bulunan herşeyin hazinelerinin gerçek sahibinin Allah olduğudur.
Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır.
Andolsun, Biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan
korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eğer inkara saparsanız, şüphesiz,
göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı
olmayan, hamd'e layık olandır. (Nisa Suresi, 131)
Ayetlerde haber verilen bu kişiler mal sahibi olmalarından
dolayı büyüklük gururuna kapılmış, Allah'a ibadet etmekten ve kendilerine
hakkı getiren elçileren yüz çevirmişlerdir. Kuran'da inkarcıların
bu tavırlarına karşılık Hz. Musa'nın sözleri örnek verilerek şöyle
buyrulmaktadır:
Musa demişti ki: "Eğer siz ve yeryüzündekilerin
tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç
değildir, övülmüştür." (İbrahim Suresi, 8)
Kuran'daki daha pek çok ayette haber verildiği
gibi Allah güç ve zenginliğin gerçek sahibidir. O herşeyden müstağnidir
ancak herşey O'na muhtaçtır. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilmektedir:
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı
ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler;
üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler.
Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz
O, bilendir, güç yetirendir. (Fatır Suresi, 44)
HABİR
Herşeyin iç yüzünden, gizli
taraflarından haberdar
Ey iman edenler, Allah'tan korkun.
Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun.
Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr Suresi,
18)
İnsan zaman ve mekanla sınırlı bir varlıktır. Başka
bir kişi tarafından aktarılmadıkça ancak kendi bulunduğu yerde,
zamanda gelişen olaylardan haberdar olabilir. Bulunduğu zaman ve
mekanın dışına çıkarak olayları değerlendirmesi asla mümkün değildir.
Bu da insanın en büyük acizliklerinden biridir.
Oysa insanı yaratan Allah, zaman ve mekanın da
yaratıcısıdır; dolayısıyla bu kavramlara bağımlı değildir. Zamandan
ve mekandan münezzeh olan Allah doğal olarak zamanın ve mekanın
kapsadığı yani kainatta gerçekleşen her olaydan da haberdardır.
Öyle ki içinde yaşadığımız Samanyolu Galaksis'inden milyonlarca
ışık yılı uzaklıkta bulunan bir galakside kaç yıldız bulunduğunu,
hangi gök cisminin hangi yörüngeyi takip ettiğini de bilir, içinde
yaşadığımız dünyada toprağın altında yerin üzerine çıkmaya çalışan
filizlenmiş bir tohumun bilgisini de... Ayrıca Allah şu ana kadar
yaşamış olan, şu an yaşayan ve bundan sonra yaşayacak olan tüm insanların
da hayatlarının her saniyesinin bilgisine sahiptir.
Kimin ne zaman, nerede doğduğu ve öldüğü, yaşamı
süresince neler yaptığı, hangi amaçlar uğruna çaba harcadığı, hatta
ne zaman güldüğü, ne zaman ağladığı gibi tüm detaylar O'nun bilgisi
dahilindedir. Çünkü O tümünün yaratıcısıdır. Üstelik bu insanların
her an yaptıkları işlerin yanında, kalplerinden geçirdikleri tüm
bilgiler de Allah'tan gizli kalmaz. Allah insanların içlerinden
geçirdikleri, niyet edip uygulamadıkları, gizlice tasarladıkları
herşeyden haberdardır.
Allah'ın, bol ihsanından kendilerine
verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı
olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü,
cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin
mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır. (Al-i
İmran Suresi, 180)
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün
gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi,
103)
Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan
(Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından
O'nun haberdar olması yeter. (Furkan Suresi, 58)
Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz
Allah'ın katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç
kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini
bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır. (Lokman Suresi,
34)
HADİ
Hidayet lütfeden, doğru yola
ulaştıran
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin,
bunun (Kur'an'ın) hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu
bilmeleri için; böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin
bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru
yola yöneltir. (Hac Suresi, 54)
Yeryüzünde iki tür insan vardır: Allah'ın gücünü
bilip takdir edenler ve Allah'ın gücünü tanımayıp dolayısıyla takdir
edemeyenler.
İkinci gruptaki insanlar sıradan bir hayat yaşar
ve ölürler. Yaşamları süresince ne için yaşadıklarını, onları kimin
var ettiğini, kendilerini yaratan Allah'a karşı herhangi bir sorumlulukları
olup olmadığını veya kendileriyle birlikte tüm evreni yoktan var
Rabbimizin sonsuz gücünü düşünmek istemezler. Onların akıllarını
meşgul eden konular genellikle nasıl bir eğitim görecekleri, iş
yerinde iyi bir mevkiye gelmek için ne yapmaları gerektiği, çocuklarını
nasıl yetiştirecekleri gibi günlük hayatla ilgili konulardır. Elbette
ki bunların tümü doğal isteklerdir ve düşünülmesi de gerekir ancak
üç-beş on yıl yaşayıp tükettikleri hayatları çevrelerindeki çoğu
insan gibi bu konuları kendilerine amaç edinerek geçer; bu arada
dünyada ve tüm evrende var olan sayısız mucizeleri göremezler. Üstelik
görseler de üzerinde düşünemek istemezler.
Birinci grup olarak bahsettiğimiz, Allah'ın varlığının
delillerini ve mutlak gücünü tanıyıp takdir eden insanlar ise bunun
tam tersi bir hayat yaşarlar. Vicdanları güçlü olduğu için çevrelerini
hayranlıkla gözlemler, gördükleri detayları yaratanın Rabbimiz olduğunu
bilirler. Bu nedenle evrenin yaratıcısı, üstün güç sahibi Allah'a
karşı sorumluluklarının da bilincindedirler. Hayatlarını Allah'a
hoşnutluğunu kazanacakları işler yaparak, O'nun tavsiye ettiği bir
yaşamı sürerek ve en önemlisi de öldükten sonra O'na hesap vereceklerini
bilerek geçirirler.
İşte bu birinci grup, Allah'ın hidayet verdiği
kişilerdir. Dünya üzerindeki sayıları her zaman çok az olmuştur
ama doğru olan yol onlarınkidir. Allah, hidayete ulaşmış olanlarla
inkar edenler arasındaki farkı ayetlerinde şöyle haber verir:
Ve onlar, sana indirilene, senden
önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle
inanırlar.
İşte bunlar, Rablerinden olan bir
hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.
Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan
da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar.
Allah, onların kalplerini ve kulaklarını
mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azab
onlaradır. (Bakara Suresi, 4-7)
Kuşkusuz bu insanlardan olabilmek, Allah'tan verilen
çok büyük bir nimettir. Çünkü O'nun dilemesi dışında hidayet verebilecek,
doğru yola iletebilecek hiç kimse yoktur:
Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete
erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete
erecek olanları daha iyi bilendir. (Kasas Suresi, 56)
HAFID
Yukarıdan aşağıya indiren,
alçaltan
O aşağılatıcı, yücelticidir. (Vakıa
Suresi, 3)
Her insan belirli bir zeka düzeyi, görme, düşünme
ve düşündüklerinden çıkarım yapma kabiliyetine sahiptir. Örneğin
kendi bedeninin işleyişindeki kusursuzluğa baktığında detaylı bir
tasarım görecektir. Bu tasarımın detaylarındaki akıl alametlerini
düşündüğünde, bütün bunları bir planlayan, tasarlayan ve var eden
olduğunun bilincine varabilir.
Ancak kuşkusuz bu sayılanlar sahip oldukları yetenekleri
kullanan kişiler için geçerlidir. Bir de karşılaştıkları olaylar
üzerinde hiç düşünmeyen insanlar vardır ki bunlar, yeryüzündeki
insanların çoğunluğunu oluştururlar. Daha önce de belirttiğimiz
gibi bu insanlar dünyaya gelir, büyür, herkes gibi sıradan bir hayat
geçirir ve ölürler. Oysa Allah Kuran'da düşünüp öğüt alanları övmüş,
diğerlerini ise aşağılık kılacağını bildirmiştir. Ayetlerde şöyle
buyrulmaktadır:
Onlar, ayakta iken, otururken, yan
yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda
düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın.
Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru. Rabbimiz, şüphesiz
Sen kimi ateşe sokarsan, artık onu 'hor ve aşağılık' kılmışsındır;
zulmedenlerin yardımcıları yoktur." (Al-i İmran Suresi, 191-192)
Düşünüp öğüt alanlar Allah'ın yücelttiği kişilerdir.
Bu kişiler Allah'a kul olmanın gereklerini tam olarak yerine getirirler
ve bu yönleriyle diğerlerinden tamamen ayrılırlar. Diğer grup (düşünmeyen
insanlar) ise, insani yeteneklere sahip olmalarına rağmen bunları
kullanmaz ve basit bir yaşam sürdürürler. Bir nevi hayvan gibi,
fiziki ihtiyaçlarını gidermeye yönelik bir yaşamı seçerler. İşte
bu insanlar da, Allah'ın yarattığı ancak vicdanlarını kullanmadıkları,
düşünmedikleri ve sıradan bir ömrü seçtikleri için alçalttığı kişilerdir.
Bu kişilerle ilgili Kuran'da şöyle bir örnek verilmektedir:
İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan
başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen
ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler. (Bakara
Suresi, 171)
HAFIZ
Koruyan, gözeten, muhafaza
eden
"Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık
size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden
başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz.
Doğrusu benim Rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır." (Hud Suresi,
57)
Bugün bilim adamlarının çoğu, evrenin yoktan var
olduğu konusunda kesin bir fikir birliğine varmışlardır. Çünkü ellerindeki
tüm deliller bu gerçeğe işaret etmektedir. Evrenin yoktan varoluşu
sırasında ortaya çıkan atomlar ile bugün canlı-cansız herşeyi oluşturan
atomların birbirleriyle aynı olduğunu da bilim ortaya koymaktadır.
Evrenin ilk yaratılış anında ne kadar atom varsa, şu anda da o kadar
atom vardır. Ancak şöyle bir farkla: Yoktan varoluş anında büyük
bir hızla etrafa dağılan atomlar, bugün yıldızları, Dünya'yı, atmosferdeki
havayı, yeryüzündeki suyu, toprağı ve hatta sizin bedeninizi meydana
getirmektedirler. Üstelik bunu öylesine kusursuz bir düzenle yapmaktadırlar
ki, her bir atoma hakim olan düzenleyici gücün varlığı kesin olarak
anlaşılmaktadır. Zira bir düzenin varlığı düzenleyicinin varlığını
zorunlu kılar.
Bu noktada karşımıza şu gerçek çıkmaktadır: Ortada
hiçbir şey yokken maddeyi yaratan ve kusursuz bir düzen oluşturan
Allah elbette ki bu düzenin meydana gelişindeki her aşama hakkında
bilgi sahibidir. Çünkü böylesine karmaşık ve girift bir sistemin
tek bir anının dahi kontrolsüz oluşması mümkün değildir.
İşte bu gerçek bize kainattaki sistemi düzenleyen,
var eden Allah'ın sonsuz ilmini göstermektedir. O, herşeyi yoktan
var etmiş ve kusursuz bir düzen kurmuştur. Ve halen de bu düzeni
gözetlemekte ve korumaktadır. Nitekim "Çünkü
senin Rabbin, gerçekten gözetleme yerindedir" (Fecr Suresi, 14)
ayeti Allah'ın kainat üzerindeki sürekli korumasını bizlere bildirmektedir.
Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini
bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap
vardır. (Kaf Suresi, 4)
Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir
zorlayıcı-gücü yoktu; ancak Biz ahirete iman edeni, ondan kuşku
içinde olandan ayırt etmek için (ona bu imkanı verdik). Senin Rabbin,
herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur. (Sebe Suresi, 21)
Allah'ın dışında birtakım veliler
edinenler ise; Allah, onların üzerinde gözetleyicidir. Sen onların
üzerinde bir vekil değilsin. (Şura Suresi, 6)
HAKEM
Hükmeden, hakkı yerine getiren
Allah'tan başka bir hakem mi arayayım?
Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap
verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu
bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (Enam
Suresi, 114)
Allah insanları yaratmış, onları, içlerinden iyilik
yapanlarla kötülük yapanları ayırt etmek üzere bir imtihan yeri
olan dünyaya yerleştirmiştir. Ayrıca insanlara elçiler göndermiş
ve elçilerine de doğruyu yanlıştan ayırmalarını sağlayacak hükümleri
içeren kitaplar vermiştir. İnsanlık tarihi boyunca bütün elçiler,
gönderildikleri kavimleri Allah'ın emrettiği hükümleri içeren hak
kitaplarla uyarıp korkutmuşlar, onları doğru yola çağırmışlardır.
Ancak zaman içinde elçilerin getirdiği kitaplar
insanlar tarafından tahrif edilmiş, Allah'ın gönderdiği hükümler
inkarcı kesimlerin kendi çıkarlarını koruyacak bozuk hükümlerle
değiştirilmiştir. Fakat Allah insanlara yine kendilerini 'doğru
yola ulaştıracak bir rehber' olarak Kuran'ı indirmiş ve "Hiç
şüphesiz, zikri (Kuran'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da
gerçekten Biziz" (Hicr Suresi, 9) ayeti ile içindeki hükümleri
kıyamete kadar koruyacağını vaat etmiştir.
Elbette Kuran insanın karşılaşacağı her olayda
çözüm bulmak, doğruya ulaşmak için başvuracağı yegane kaynaktır.
Çünkü Kuran, Allah'ın hükümlerini içeren tek hak kitaptır. Ve Allah'ın
gönderdiği korunmuş hükümlerin olduğu bu kitaba sarılanlar, onda
Allah'ın kendilerine emrettiklerini yerine getirenler, kuşkusuz
doğru yolu bulmuş kimselerdir. Dünyada Allah'ın hükümleriyle hükmeden
O'nun kendilerinden istediklerini yerine getirenler elbette ahirette
de kazanç içinde olacaklardır
HAKİM
Hikmet sahibi, sağlam, muhkem
olan
O Allah ki, yaratandır, (en güzel
bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu
tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)
Daha önce de üzerinde durduğumuz gibi, insanın
çevresinde gördüğü herşey yaratılmışlığın apaçık delillerini taşır.
Evrende belli bir yöne doğru ilerlemekte olan galaksiler, Güneş'in
etrafında belirli bir yörüngede dönüp duran Dünya, canlıların bedenlerindeki
-henüz yüzyılımızda keşfedilen- girift sistemler ve gözle görülemeyen
mikro alemde meydana gelen -yine yeni keşfedilmiş- olaylar dizisi...
Kuşkusuz bilimsel alandaki gelişmelerle insanların bilgisi arttıkça,
en küçükten en büyüğe kadar evrendeki her detayın ne kadar ince
hesaplarla tasarlanmış olduğu daha da netlik kazanmaktadır.
Bugün ulaşılabilen bilgi seviyesi ile şu gerçek
ortaya çıkmıştır: Kainatın yoktan var olduğu ilk andan bu yana oluşan
tüm olaylar belirli bir plan içinde gelişmiştir. Öyle ki bu planın
sonucunda üzerindeki tüm canlılarla birlikte Dünya oluşmuştur. Ve
akıl sahibi bir varlık olan insan, yeryüzündeki yerini almıştır.
Elbette bu durumda insana düşen, kendi varlığı için en uygun koşulların
bir düzen içinde oluşturulduğunu fark edebilmek, kainatın meydana
geliş aşamalarındaki hikmetleri kavrayabilmektir.
İnsan kendisine verilen bunca nimet karşısında
unutmamalıdır ki, herşeyin belli bir yaratılış amacı ve hikmeti
vardır. Kendisinin rahatlıkla yaşayabildiği bir gezegen yaratılmıştır.
Sadece bu konu üzerinde düşünmek bile Allah'ın herşeyi sonsuz bir
hikmetle yarattığını görmek için yeterlidir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Dediler ki: "Sen yücesin, bize öğrettiğinden
başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm
ve hikmet sahibi olansın." (Bakara Suresi, 32)
Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar
birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar,
namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne
itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır.
Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe
Suresi, 71)
Ve şüphesiz senin Rabbin, O, onları
haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
(Hicr Suresi, 25)
HAKK
Varlığı hiç değişmeden duran
İşte böyle; şüphesiz Allah, O, Hak
olandır ve şüphesiz O'nun dışında taptıkları (tanrılar) ise, batıldır.
Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür. (Lokman Suresi, 30)
Zaman ve mekan canlı-cansız herşey gibi 'yaratılmış'
kavramlardır. Zaman ve mekanın hiç olmadığı bir anda yoktan bir
madde alemi yaratılmış ve bu alem içinde zaman-mekan kavramları
oluşmuştur. Şöyle ki, zaman içinde geriye gittiğimizde bir sınırla
karşılaşırız ve bu sınırın gerisine asla geçemeyiz. Bir olay için
kullanabileceğimiz en eski ifade, 'evrenin yaratılış anı'dır. Hatta
bugün bilim çevrelerinde tespit edilen sınır, kainatın yaratılma
anından itibaren 10-43 saniyedir. Bu zaman diliminden öncesi için
ne zaman ne de mekan tanımlanamamaktadır.
Bu noktada karşımıza zamanın ve mekanın olmadığı
bir boyut çıkar. İnsanın sınırlı olduğu bu iki kavram belirli bir
anda 'yaratılmış' olduklarına göre, bu 'yaratılış'tan önce bir zamansızlık
ve mekansızlık mevcuttu. İşte bizlerin asla dışına çıkamadığımız
bu kavramları yaratan onların tamamen dışında olan Allah'tır.
Allah zamandan ve mekandan münezzehtir ve dolayısıyla
varlığı her zaman mevcuttur. Asla değişmez. Tek gerçek varlık O'dur,
O'nun Zatı dışında herşey ancak O'nun 'ol' demesiyle var olmuştur.
Allah'ın Zatı dışında herşey ölümlüdür ve yok olucudur. Kuran'da
da bildirildiği gibi Hak olan yalnızca O'dur.
Hak olan, biricik hükümdar olan Allah
yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada)
acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi artır." (Taha Suresi, 114)
İşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın
kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten herşeye güç
yetirendir. (Hac Suresi, 6)
İşte burada (bu durumda) velayet
(yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından
hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (Kehf Suresi, 44)
HALIK
Herşeyin varlığı ve varlığı
boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tespit ve tayin eden
ve ona göre yaratan, yoktan var eden
Allah, her canlıyı sudan yarattı.
İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde
yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini
yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Nur Suresi,
45)
Bir arı kovanındaki tüm arılar görevlerini eksiksiz
yerine getirirler. İşçi arılar kovanın yapımında çalışır, kovanı
havalandırarak derecesini hep sabit tutarlar, kovana çiçeklerden
topladıkları besinleri getirirler. Kraliçe arı ise kovanın içinde
sabit kalarak soyun devamını sağlar. Bir sivrisinek yumurtadan çıktığında
erişkin haline hiç benzemez. Sivrisinek larvası gelişimini tamamlayana
kadar 4 defa deri değiştirir. Pupa döneminin sonuna doğru derisi
açılır ve erişkin sivrisinek pupanın içinden suya hiç değmeden çıkar.
Yukarıda bahsettiğimiz canlılar yeryüzünde yaşayan
sayısız canlıdan yalnızca iki tanesidir. Fakat doğumlarını, yaşamlarını
ve ölümleri nidiğer canlılar gibi Allah belirlemiştir. Bu canlılar,
yaratıldıkları andan itibaren Allah'ın tespit ettiği, uygun gördüğü
ve emrettiği şekilde yaşamlarını sürdürürler. Kesinlikle Allah'ın
kendileri için takdir ettiği görevin dışına çıkmazlar. Çöllerde
+50 derecede yaşayan kertenkeleler de, kutuplarda -50 derecede yaşayan
penguenler de, denizin binlerce metre altında yaşayan süngerler
de aynı durumdadır. Hepsi hayatları boyunca Allah'ın tespit ettiği
şekilde yaşarlar. Onlardan önceki nesiller de aynı şekilde yaşamıştır,
sonraki nesiller de aynı şekilde yaşayacaklardır. Çünkü Allah canlıların
hepsi için bir yaşam biçimi seçmiştir.
Sonuç olarak kainattaki hiçbir canlının kendi yaşam
biçimini tayin etme hakkı yoktur. Tüm canlıları Allah yaratmış ve
bu şekilde yaşamalarını takdir etmiştir. Onlar da kayıtsız şartsız
bu hükme boyun eğmişlerdir.
İnsan da kainatın küçük bir parçasıdır. Allah insanı
bir damla sudan yaratmış, ve bir yaşam biçimi takdir etmiştir. Hiçbir
insan kendi kararıyla yaşam süresini belirleyemez, yaşlanmayı ve
ölümü durduramaz, acizliklerinden kurtulamaz. Tüm bunları belirleyen,
dilediği şekilde yönlendiren Allah'tır. Allah'ın gücünün benzersizliği
ve herşeyi hakimiyeti altında tuttuğu ayetlerde şöyle haber verilir:
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin
yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi)
yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir. (Enam Suresi,
101)
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?"
De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile
yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi
(tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret
sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?"
Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da,
bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin
yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır." (Rad Suresi, 16)
Kendi derilerine dediler ki: "Niye
aleyhimizde şahitlik ettiniz?" Dediler ki: "Herşeye nutku verip-konuşturan
Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz."
(Fussilet Suresi, 21)
HALİM
Çok yumuşak olan
İki topluluğun karşı karşıya geldikleri
gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla
şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. Ama andolsun ki, Allah
onları affetti. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, yumuşak olandır.
(Al-i İmran Suresi, 155)
Şu an dünyada yaşayan insanlara, kendilerini yaratan
Allah'ın gönderdiği bir kitap vardır. O'nun katından gönderilen,
hükümleri korunmuş olan bu kitap, son hak kitaptır. Allah bu kitabın
içinde dünyada yaşayan insanlara neler yapmaları gerektiğini açık
açık belirtmiştir; uymaları gereken emirleri, sakınmaları gereken
yasakları bildirmiştir. Üstelik bu kitaptaki emirlere uyarak hayatını
Allah'ın rızasını kazanmak için çalışarak geçirenlerin sonsuza kadar
cennette kalacaklarını müjdelemiştir. Uymayanların ise sonsuza kadar
içinde kalacakları cehennemi ve onun içindeki azapları tüm ayrıntılarıyla
anlatmıştır.
Allah'a yönelmek ve O'nun rızasını kazanmaya çalışmak
için indirilmiş olan bu kitap, 1400 sene önce Peygamber Efendimiz
Hz. Muhammed'e indirilmiş olan Kuran'dır. Allah Kuran'da insanlara
bilmeleri gereken herşeyi anlatmıştır; hayatı, ölümü, cenneti, cehennemi...
Fakat insanların birçoğu hak kitabın geldiğini
bilmelerine rağmen onu okumaktan yüz çevirir, hatta bir kısmı hayatları
boyunca Allah'ın gönderdiği bu kitabı ellerine bile almazlar. Allah'ın
ayetlerini göz ardı ederek dünya hayatının zevkine ve eğlencesine
dalarlar. Ölümlerinden sonra karşılaşacakları hesabı ve ahiret hayatını
ise hiç düşünmezler. Allah'ın yasaklarına uymadıkları gibi, insanlara
emrettiği güzel ahlakı da yaşamazlar. Mallarını, mülklerini kimseyle
paylaşmaz, zorda olanlara yardım etmezler. Üstelik kendilerine iman
etmeleri söylendiğinde "Biz ne yaptığımızı biliyoruz" diye karşılık
verirler. İçlerinden ancak çok azı Allah'a gereği gibi iman eder
ve O'nun hükümlerini eksiksiz uygular.
Yukarıda anlatılanlar biraz düşünüldüğünde, Allah'ın
insanlar üzerindeki sonsuz merhameti ve şefkati açıkça görülebilir.
İnkar edenler, bile bile hak dinden yüz çevirmelerine ve Allah'ın
yasaklarını çiğnemelerine rağmen Allah onları hemen azaplandırmaz.
Hatta onları dünya hayatında refah içinde yaşatır, her türlü nimeti
verir. Onlara iman etmeleri ve hak dine dönmeleri için süre tanır.
Üstelik Allah gönderdiği dini çok kolay kılarak da sonsuz şefkatini
göstermiştir. Ayrıca insanları unuttuklarından ve yanıldıklarından
dolayı sorumlu tutmaz. Kör olana, topal olana, hasta olana sorumluluk
yüklemez. İnsanlara sabrı ve tevekkülü öğreterek omuzlarındaki yükü
kaldırır. Bütün bu örnekler Allah'ın sonsuz merhametini ve şefkatini,
inkar eden insanların ise nankörlüğünü anlamak için yeterlidir.
Ama insanın unutmaması gereken çok önemli bir nokta
daha vardır: Allah, aynı zamanda sonsuz adalet sahibidir. Ve dünyada
da, ahirette de insanların yaptıklarının karşılığını eksiksiz olarak
verecektir. Allah'ın Halim sıfatı ayetlerde şöyle haber verilmektedir:
Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele
söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz;
fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah
bağışlayandır, yumuşak davranandır. (Bakara Suresi, 225)
Yedi gök, yer ve bunların içindekiler
O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur,
ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim
olandır, bağışlayandır. (İsra Suresi, 44)
Şüphesiz Allah, gökleri ve
yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun,
eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisinden sonra artık kimse onları
tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)
HAMİD
Ancak Kendisine şükredilen,
bütün varlığın diliyle yegane övülen
O'dur ki, onlar umutlarını kestikten
sonra yağmuru indirir ve rahmetini serip-yayar. O, Veli'dir, Hamid'dir.
(Şura Suresi, 28)
Kainatta yaşayan tüm bitkiler ve hayvanlar, Allah'ın
yeryüzünde kendilerini yerleştirdiği şekilde yaşarlar. Böylelikle
Allah'ı tesbih edip O'nu yüceltirler. Denizin dibinde yaşayan bir
balık da, çölde yetişen bir kaktüs de büyük bir teslimiyetle yaşamını
sürdürür. Allah'ın kendileri için takdir ettiği şekilde yaşamaları,
O'nun kurduğu düzeni asla bozmamaları tüm canlıların Allah'ı tesbih
ettiklerini gösterir. Gökyüzündeki ve yeryüzündeki herşey, tonlarca
suyun biraraya getirilmesiyle oluşan denizler, binlerce metreye
uzanan dağlar ve gökyüzünde sürüklenen bulutlar, ardı ardına çakan
şimşek ve gökgürültüsü de Allah'ı tesbih edip yüceltir. O'nun sonsuz
ilmini ve gücünü insanlara gösterirler. Fakat iman etmeyenler onların
bu tesbihlerini kavrayamazlar. Allah bu gerçeği İsra Suresi'nin
44. ayetinde şu şekilde insanlara bildirir:
Yedi gök, yer ve bunların içindekiler
O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur,
ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim
olandır, bağışlayandır. (İsra Suresi, 44)
İman edenler de Allah'ın yüceliğini ve büyüklüğünü
kavrayarak Rabbimizi tesbih eder, büyüklüğünü ve yüceliğini kavrayarak,
kendilerine lütfettiği nimetler için Allah'a şükrederler. Çünkü
verilen her türlü nimet karşılığında kendilerinden istenen yalnızca
şükredici, hamd edici birer kul olmalarıdır. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır.
Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan
korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eğer inkara saparsanız, şüphesiz,
göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı
olmayan, hamde layık olandır. (Nisa Suresi, 131)
Musa demişti ki: "Eğer siz ve yeryüzündekilerin
tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç
değildir, övülmüştür." (İbrahim Suresi, 8)
Kendilerine ilim verilenler ise,
Rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi olduğunu ve üstün,
güçlü, övülmeye layık olan (Allah)ın yoluna yöneltip- ilettiğini
görüyorlar. (Sebe Suresi, 6)

|