İNSANIN YARATILIŞ MUCİZESİ
YENİ BİR İNSANIN OLUŞUMUNDA
ROL OYNAYAN
YUMURTA HÜCRESİ
 |
BİZ AYETLERİMİZİ
HEM AFAKTA, HEM KENDİ NEFİSLERİNDE ONLARA GÖSTERECEĞİZ;
ÖYLE Kİ, ŞÜPHESİZ ONUN HAK OLDUĞU KENDİLERİNE
AÇIKÇA BELLİ OLSUN. HERŞEYİN ÜZERİNDE RABBİNİN
ŞAHİD OLMASI YETMEZ Mİ?
(FUSSİLET SURESİ, 53) |
|
Buluğ çağı ile birlikte erkek bedeninde yaşanan
gelişmelerin bir benzeri de kadınlarda yaşanır. Dişi üreme hücresi
olan yumurta ile birlikte kadın üreme sistemi de erkek üreme sistemine
uygun, onu tamamlayıcı olacak şekilde hazırlanır.
Kadınlarda da -tıpkı erkeklerde olduğu gibi- buluğ
çağına gelindiğinde hipotalamus zamanın geldiğini adeta anlar ve
hipofiz bezine yumurta hücrelerinin olgunlaşmasını sağlayacak hormonlar
üretmesi için emirler gönderir. Hipofiz bezi kendisine ulaşan bu
emirlere hemen itaat ederek gereken hormonları üretmeye başlar.
Üreme hücrelerinin üretimi kadınlarda, erkeklerde
olduğu gibi sürekli değildir. Bu üretim belli dönemlerde gerçekleşir.
Bu dönemleri tesbit etme görevi de hipofiz bezine aittir. Hipofiz
bezi, belirli dönemlerde yumurtalıktaki ana yumurta hücrelerinin
olgunlaşmasını sağlayacak bir hormon salgılar. Bu hormon etki edeceği
yeri çok iyi bilir ve doğruca yumurtalığa giderek yumurta olgunlaştırma
vaktinin geldiğini haber verir. Bunun üzerine yumurtalık hücreleri
bu emri hemen anlar ve yumurtanın olgunlaşması için yumurtalığın
içinde yoğun bir faaliyet başlatırlar.13
Şimdi bu bilgileri biraz daha derinlemesine inceleyelim.
Hipotalamus dediğimiz küçücük salgı bezi zamanı nasıl tesbit etmektedir?
Üstelik bugüne kadar yaşamış olan ve halen yaşamakta olan milyarlarca
kadında tam gereken zamanda, hiç şaşırmadan bu süreyi nasıl hesaplamaktadır?
Hipotalamus beynin orta bölgesinde yer alan, zamanı tespit edebilecek
bir mekanizması olmayan, üstelik dış dünyayla hiçbir şekilde muhatap
olmayan, hücrelerden oluşmuş bir et parçasıdır. Bu et parçasının
zaman ayarı yapması elbette insanın sıradan bir olay gibi üzerinden
geçip gidebileceği bir konu değildir. Ancak bu küçücük ayrıntı,
insan vücudunda durmaksızın meydana gelen mucizevi olaylardan sadece
bir tanesidir. Bu tür insanı hayrete düşüren olaylar insan bedeninin
her milimetrekaresinde, her an, hiç durmaksızın devam etmektedir.
Örneğin hipotalamusun yolladığı emri okuyup anlayabilen, bu anladığı
emre göre karar alıp, bu karar doğrultusunda üretim yapabilen ve
ürettiği maddeleri kendisinden çok uzakta, hiç görmediği bir yere
hatasız olarak ulaştırabilen hipofiz bezinde de hayranlık uyandıran
bir mucize gerçekleşmektedir. Hipofiz bezi de yine bir hücre topluluğudur.
Bu hücrelerin biraraya gelip, şuurlu bir şekilde kendilerine ulaşan
emirleri "anlamaları" ve bu anladıkları emre uymaları başlı başına
olağanüstü bir durumdur. Bu hücreler topluluğunun "anlama", "kavrama",
"sonuç çıkarma", "karara varma", "kararı uygulama" gibi özellikleri
hangi şuurla mümkün olmaktadır?
İnsan vücudu ışığın girmediği, karanlık, pek çok
sıvının damarlar içinde büyük bir hızla hareket ettiği, son derece
yoğun bir trafiğin olduğu karmaşık bir ortamdır. Bu ortamda kendi
boyutuna kıyasla devasa maddelerle karşılaşan bir molekül yığınının
istediği yere zarar görmeden ve kaybolmadan ulaşması, hatta bazı
aracılarla gerekli yerlere birtakım maddeler yollaması hiçbir evrimci
izahla açıklanamaz. Çünkü evrimcilerin bu tip mucizevi yaratış delilleri
karşısında tek sığınakları olan tesadüflere -diğer hiçbir canlıda
olmadığı gibi- insan vücudunun kompleks yapısı içinde de yer yoktur.
Bir kez daha hatırlatmalıyız ki, tüm bu olaylar
esnasında karşımıza çıkan akıl ve şuur bu hücrelerin hiçbirine ait
değildir. Hücre dediğimiz varlıkların birbirlerini görecek gözleri,
konuşup anlaşabilecek dilleri, duyabilecek kulakları yoktur. Bu
varlıklar yalnızca kendilerini yaratmış olan Allah'ın emirlerini
uygulamakta, her an O'nun ilhamı ile kendilerinden asla beklenmeyecek
mucizevi olayların gerçekleşmesine vesile olmaktadırlar.
YUMURTA HÜCRELERİ GELİŞMEYE BAŞLIYOR...
Üstte rahmin iç yapısı görülüyor.
Yumurtanın üretilmesi ve yolculuğunu tamamlaması için
kadın bedeninde her türlü önlem alınmış ve özel bir sistem
yaratılmıştır. Örneğin fallop tüpünün içinde bulunan milyarlarca
hücre yumurtayı rahme ulaştırmakla görevlendirilmişlerdir.
Yanda olgunlaşan yumurtanın içine atıldığı fallop tüpünün
resmi görülüyor. |
Yumurta, yumurtalık adı verilen ve her detayıyla
bu iş için özel tasarlanmış bir organda üretilir. Her kadında sağda
ve solda birer tane olan yumurtalıkların içinde sinirlerin, kan
ve lenf damarlarının girip çıkacağı kadar bir boşluk vardır. Boşluğun
içinde kan bakımından oldukça zengin lif dokuları da bulunur. Yumurta
hücrelerinin güvenli bir şekilde oluşmaları, beslenmeleri ve korunmaları
bu dokular sayesinde sağlanır. Bu korunaklı yapının içinde çeşitli
boylarda ve çok sayıda kesecikler (foliküller) vardır. Her kesecikte
bir tane yumurta ana hücresi bulunur. Her ay bu keseciklerden bir
tanesindeki yumurta hücresi olgunlaşarak döllenmenin gerçekleşebilmesi
için yumurtalığın dışına bırakılır.
Ancak bu üretim tek aşamalı bir üretim değildir;
bir yumurta hücresinin olgunlaşması birçok aşamanın ard arda gerçekleşmesi
ile mümkün olur. Yumurta ana hücresinin olgunlaşması ve bir üreme
hücresi haline gelebilmesi için öncelikle bir mitoz ve iki mayoz
olmak üzere bölünmeler gerçekleşir. Ancak belli bir sıralamada olan
bu bölünmelerde hiçbir şaşma olmaması gerekmektedir. Çünkü bölünmeler
sonucunda hücredeki kromozom sayılarında değişiklikler meydana gelir
ve farklı hücre tipleri oluşur. Tıpkı erkek üreme hücresinde olduğu
gibi kadınlarda da ana yumurta hücrelerinde 46 olan kromozom sayısı,
bu bölünmeler sonucunda 23'e iner.
Yukarıda temsili resmi görülen ve
büyüklüğü bir tuz taneciğinden küçük olan yumurta hücresi
bir insanın oluşumundaki en önemli parçalardan biridir.
Bu tek hücrenin oluşması için gerekli olan sistem dünya
üzerinde şu anda yaşayan ve şimdiye kadar yaşamış olan
bütün kadınlarda mevcuttur. Bu, Allah'ın kusursuz yaratışıdır.
|
Yumurta hücresinde meydana gelen mitoz ve mayoz
bölünmeler sonucunda üç adet küçük hücre ve bir adet büyük hücre
(ootid) meydana gelir. Küçük olan hücreler besin yetersizliğinden
ölürken, büyük olan hücre bazı değişiklikler geçirerek yumurtayı
meydana getirir. Eğer oluşan hücrelerin hepsi aynı büyüklüğe sahip
olsalardı, döllenme sonucu oluşan zigotun gelişmesi için gerekli
olan besin yetersiz kalırdı. Ancak hücrelerden birinin daha fazla
besine sahip olması ve diğerlerinin küçük olmasıyla böyle bir sorunun
meydana gelmesi daha en baştan engellenmiştir.
Yumurtanın olgunlaşması kendi kendine gerçekleşen
bir olay değildir. Başta da belirttiğimiz gibi bu gelişimi şekillendiren,
erkek üreme sisteminde olduğu gibi, beynin altına yerleştirilmiş
olan hipofiz bezinin salgıladığı hormonlardır. Yumurtanın oluşum
aşamalarını ve bu aşamalarda etkili olan hormonları şöyle özetlemek
mümkündür
Yumurta hücresi, 150 mikron (bir
mikron milimetrenin binde biridir) büyüklüğünde renksiz
ve yarı saydam bir yapıdır. (üstte) Küre şeklindedir ve
dış kısmı jelatin benzeri bir zarla çevrilidir. Yumurtanın
bünyesinde yağ, şeker ve proteinler gibi yedek besinler
bulunur. Bu besin rezervi, çıkacağı yolculuk sırasında
yumurta hücresinin beslenmesini sağlayacak ve eğer döllenme
olursa onu rahme ulaşana kadar da idare edecektir.14
|
1-Foliküler evre: Yumurta
hücresinin oluşmaya başladığı dönemdir. Yumurta ana hücresi, biraz
önce de belirttiğimiz gibi "folikül" adı verilen keseciklerin içinde
bulunur. Folikül oluşumu yaklaşık olarak 14 gün devam eder. Bir
hipofiz hormonu olan FSH (folikül uyarıcı hormon) kan yoluyla yumurtalıklara
gelir. Bu hormonun yumurtalıklarda folikülün oluşumu, gelişimi ve
folikül içindeki ana hücreden yumurtanın meydana gelmesini sağlamak
gibi görevleri vardır. Bu hormon aynı zamanda olgun folikülden östrojen
hormonunun salgılanmasına da neden olur.
Östrojen özellikle rahmin yapısını etkileyen bir
hormondur. Rahimdeki hücrelerin mitoz bölünmesini hızlandırarak
bu bölgenin kalınlaşmasını dolayısıyla döllenme işleminden bir süre
sonra buraya bağlanacak olan embriyonun yumuşak bir zemine tutunmasını
sağlar. Ayrıca döl yatağına fazla miktarda kan ve doku sıvısı gelmesini
sağlar. Her ay bu hazırlıklar gerçekleştirilir. Eğer yumurta döllenirse
özel hazırlanmış bu dokuya yerleşerek beslenecek ve gelişmesini
sürdürecektir.
İnsanın yaratılışının her aşamasında olduğu gibi
burada da mucizevi bir olay gerçekleşmektedir. Kadının üreme sistemindeki
hücreler, ileride misafir edecekleri embriyonun ihtiyaçlarını önceden
tespit etmekte, bu ihtiyaçlara yönelik hazırlıklar yapmakta, gelişecek
olan cenin için gereken en uygun ortamı oluşturmaya çalışmaktadırlar.
Bir hücreler topluluğu böylesine şuur ve akıl gerektiren işlemleri
nasıl gerçekleştirebilir? Elbette hücrelerin böyle bir akıl ve şuura
sahip olduklarını söylemek imkansızdır. Ama kadının üreme sistemindeki
(hatta hipofiz bezindekiler) hücreler imkansız olarak nitelendirdiğimiz
bu olayı gerçekleştirmekte, hiç tanımadıkları embriyonun ihtiyaçlarına
en uygun ortamı önceden hazırlamaktadırlar.
Kuşkusuz bunları hücrelerin kendi akılları ve iradeleriyle
yaptığını iddia etmek akıl ve mantık sahibi hiçbir insan için mümkün
değildir. Kendi şuuru ve iradesiyle başarması mümkün olmayan bir
şeyi, şuursuz atomlardan oluşan hücrelerin başardığını iddia eden
insan elbette büyük bir mantık bozukluğu içinde demektir. O halde
karşımıza çıkan gerçek apaçıktır: Bir insanın yaratılışında rol
oynayan tüm hücreler, kendilerine Yaratıcılarının ilham ettiği görevleri
yerine getirmekte, böylece yeryüzünde her dünyaya gelen insanla
birlikte bir mucizenin gerçekleşmesine vesile olmaktadırlar.
2-Luteal evre (Yumurtlama evresi):
Bu evrede yumurtayı taşıyan kesecik (folikül) çatlar ve yumurta
serbest hale geçer. Ancak yumurtalıklardan boşluğa bırakılan yumurta
hücresini yakalayacak bir yardımcıya ihtiyaç vardır. Aksi takdirde
yumurta hücresi spermle buluşacağı yere doğru ilerleyemeyecek ve
hiçbir şekilde spermle karşılaşamayacaktır. İşte bu noktada yumurtalık
ve rahim arasındaki tüp şeklinde yapılar olan "fallop tüpleri" devreye
girer. Yumurtalıklardan boşluğa bırakılan yumurta hücresi, bir ahtapot
gibi dev kollara sahip olan fallop tüpü tarafından yakalanır. Döllenme
işleminin gerçekleştiği yer olan fallop tüpünde sperm olup olmamasına
göre daha sonraki aşamalar şekillenir.
Yumurta hücreleri yumurtalıktaki folikül denilen yapıların
içinde gelişir. Bu şemada tek bir yumurta hücresinin gelişim
aşamaları ve folikülden çıkışı görülmektedir. Bu evrelerin
tümü belli bir dönem boyunca, bütün kadınlarda sürekli
tekrarlanır. Her ay yeni yumurta hücreleri oluşur, aynı
hormonlar aynı dönemlerde tekrar tekrar salgılanır, kadın
vücudu sanki döllenme olacakmış gibi hazırlanır. Ancak
son aşamada spermin olmasına ya da olmamasına göre vücuttaki
hazırlıkların yönü değişir. Bu, açık bir yaratılış mucizesidir.
|
Bütün bu işlemlerin denetimini sağlayan ise hipofiz
bezinden salgılanan luteinleştirici hormon (LH)'dur. Bu hormonla
ilgili önemli bir noktaya daha dikkat çekmekte yarar vardır. Olgunlaşmış
yumurta hücresinin içinde bulunduğu keseciğin (folikül) çatlaması
ve böylece yumurtanın spermle buluşacağı yere ilerlemesinde LH hormonu
mutlaka gereklidir. Bu hormonun olmaması demek -diğer hormonlar
eksiksiz salgılansa da- folikülün yumurtlama evresine kadar gelişememesi
demektir. Ancak böyle bir aksaklık olmaz ve yumurtlama döneminden
yaklaşık 2 gün önce bilim adamlarının açıklayamadığı, henüz tam
bilinmeyen nedenlerle, ön hipofiz bezinin LH hormonu salgılamasında
artış görülür. Aynı dönemde FSH isimli hormonda da artış belirir
ve iki hormonun etkisiyle her ay düzenli olarak yumurtlama işlemi
gerçekleşir. Yani hipofiz bezi burada da şaşmaz bir vakit hesabı
yapmakta, tam gereken vakitte gereken hormonları, gerektiği miktarda
salgılamaya başlamaktadır.
Elbette bu şuurlu davranışı hipofiz bezinin kendinden,
bu bezi oluşturan hücrelerden beklemek mümkün değildir. Eğer ortada
açıkça görülen yüksek bir akıl ve irade varsa, bu aklın ve iradenin
de bir sahibi vardır. İnsanın yaratılış aşamalarındaki tüm bu mucizevi
olaylarda tecelli eden akıl ve irade sonsuz kudret sahibi olan Allah'a
aittir.
3-Korpus luteum (sarı cisim)
evresi: Yumurtanın çıkmasından sonra boş kalan keseciğin
(folikül) içi kanla dolar. Bu keseciklerin bulunduğu boşluğu çevreleyen
"granüloza" ve "teka" isimli özel hücreler çoğalarak kesecik içindeki
pıhtılaşmış kanın yerini alırlar. Bu hücreler lipidce zengin, sarı
renkli hücrelerdir. Böylece yumurtanın ayrıldığı folikül, içine
dolan sıvılarla genişleyerek "korpus luteum" (sarı cisim) adı verilen
aktif bir yapı meydana getirmiş olur.15
Korpus luteum denen bu yapı rahmin (uterus) embriyo
için hazırlanması ve gebeliğin sağlıklı şekilde sürdürülmesi üzerinde
çok önemli bir rol oynar. Bu yapının en önemli özelliği LH (luteinleştirici
hormonun)'un da etkisiyle progesteron adlı hormonu salgılamasıdır.
Son derece önemli fonksiyonları olan progesteron hormonu rahim duvarını
uyarır. Rahimdeki en önemli değişim mukoza tabakasında oluşur. Östrojen
ve progesteron hormonlarının etkisiyle mukoza kalınlaşmaya başlar.
Bezler ve kılcal damarlar yüzeye kadar ulaşır, rahim duvarı kıvrımlı
bir yapı alır. Bezlerin salgı faaliyetleri artar. Bu değişimlerdeki
amaç, döllenmeden sonra embriyonun yerleşmesi için uygun bir ortam
hazırlamaktır. Ayrıca rahim kaslarını dinlenmeye zorlayarak gebeliğin
devamını sağlar. Bundan başka progesteron süt bezlerinin gelişmesine
de etki eder.
Yumurtanın folikülden çıkmasıyla birlikte oluşan korpus
luteum, progestoren ve östrojen hormonlarını salgılamaya
başlar. Progesteron hormonu rahim duvarını uyarır. Bu
hormonların etkisiyle rahim duvarında değişimler başlar.
Bu değişimlerdeki amaç, döllenmeden sonra embriyonun yerleşmesi
için uygun bir ortam hazırlamaktır. Bu işlemlerin tümü
bütün kadınlarda aynı sırayla aynı mükemmellikte gerçekleşir.
Bu işlemler de çok açık bir plan ve tasarımın ürünüdürler.
|
Bir hormonun diğerinin üzerinde etki oluşturması,
üstelik bunu tam gereken zamanlarda yapabilecek bir sezgiye sahip
olması tesadüflerle açıklanması mümkün olmayan bir durumdur. Bu
durumda akla sorular gelmektedir. Şuursuz atomların birleşimiyle
oluşan bir molekül nasıl olup ta böylesine hassas bir sezgi gücüne
sahip olmakta ve insiyatif kullanarak insanın en rahat edeceği şekilde
vücuttaki işlemleri düzenlemektedir? Hormonları oluşturan moleküllerin
akla ve şuura sahip olamayacağı açıktır. Bu durum, sistemin çok
üstün bir güç tarafından birbirini tamamlayıcı özelliklerle birlikte
var edildiğini bize gösterir. Hormonları oluşturan moleküllere,
bu molekülleri oluşturan atomlara şuurlu davranışlarda bulunmalarını
ilham eden, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'tır.
Korpus luteum devresi 12-14 gün sürer. Bu sürenin
sonunda eğer döllenme meydana gelmezse korpus luteum bozulur ve
aynı evreler tekrarlanır. Korpus luteum'un bozulmasıyla birlikte
östrojen, progesteron ve diğer hormonlar da artık salgılanmaz, yani
görev yine hipofiz bezindedir. Hipofiz bezinde tekrar FSH ve LH
hormonları salgılanmaya başlanır. Bu da yeni foliküllerin büyümesini
başlatır. Ancak bu foliküller yeterince gelişme gösteremezler, çünkü
östrojen ve progesteron yokluğu rahimde yeni bir dönemin (menstrüasyon)
başlamasına neden olur.
4-Menstrüasyon evresi: Döllenmemiş
yumurtanın vücuttan atıldığı devredir. Döllenme gerçekleşmediği
için, daha önce hazırlanmış olan rahim duvarı gerilir, kılcal damarların
kopması ile birlikte yumurta dışarı atılır. Bu dönemden sonra vücut
bütün bu işlemleri tekrar yapmak için hazırlıklara başlayacaktır.
Bu evrelerin tümü belli bir dönem boyunca, bütün
kadınlarda sürekli tekrarlanır. Her ay yeni yumurta hücreleri oluşur,
aynı hormonlar aynı dönemlerde tekrar tekrar salgılanır, kadın vücudu
sanki döllenme olacakmış gibi hazırlanır. Ancak son aşamada spermin
olmasına ya da olmamasına göre vücuttaki hazırlıkların yönü değişir.
FALLOP TÜPÜNÜN ŞUURLU HAREKETLERİ
Yumurtalıklarda olgunlaşarak boşluğa bırakılan
yumurta hücresi, daha önce de belirttiğimiz gibi fallop tüpü denilen
özel bir yapı tarafından yakalanır. Eğer yumurtalıktan bırakılan
yumurta hücresi fallop tüpü tarafından yakalanmazsa annenin diğer
organlarının arasına düşer ve hiçbir şekilde spermle karşılaşamaz.
Fallop tüpü, yumurta ve sperm hücrelerinin buluşma
yeridir. Bu görevi yerine getirebilmek için fallop tüpü ikili bir
hareket yapar. Birinci hareketi, olgunlaşan yumurta hücresini yumurtalıktan
alması ve tüpün içinde spermle buluşacağı yere kadar getirmesidir.
İkinci hareketi ise spermi rahim boşluğundan alıp yumurta hücresi
ile buluşacağı yere getirmesidir.
Öncelikle her iki yumurtalığın yanında bulunan
fallop tüpü yumurtalıktan bırakılan bütün yumurtaları toplar. Fallop
tüpünün uçları yumurtalığı kuşatan kollar gibi olgunlaşan yumurtaları
toplamak için özel olarak tasarlanmıştır. Fallop tüpünün bu kolları
yumurtlama zamanına uygun şekilde hareket eder. Yumurtaların olgunlaşma
zamanı yaklaştıkça, fallop tüpünün kolları açılır ve bir ahtapotun
kolları gibi, yumurtalığın yüzeyini kavramaya ve üzerinde süpürücü
hareketler yapmaya başlar. Tam yumurtlama anında ise yapılan bu
hareketlerin sayesinde yumurtanın fallop tüpünün yüzeyine düştüğü
görülür. Karın boşluğuna bırakılan yumurta 10-12 cm uzunluğundaki
fallop tüpüne girmiş olur. Fallop tüpünün içinde tüycüklü bir yapı
vardır. Yumurta fallop tüpündeki milyonlarca tüycüğün doğru tarafa
doğru yaptığı hareket sayesinde spermle buluşacağı yöne çekilmiş
olur.17
Bu arada yumurta hücresini yakalayan fallop tüpü
diğer faaliyetine de başlar. Fallop tüpündeki folikül hücreleri
adlı özel hücreler devreye girer. Bu hücreler, fallop tüpünün spermlere
açılıp yumurtaya doğru ilerlemeleri için daha gevşek bir hal alırlar.
Fallop tüpünün yapmış olduğu bu ikili hareketin
zamanlaması çok önemlidir. Çünkü hem sperm hem de yumurta hücresinin
canlı kalabileceği belirli bir süre vardır. Bu süre geçmeden sperm
hücrelerinin yumurta hücresine ulaşması sağlanmalıdır. Fallop tüpü
bu zaman ayarlamasını nasıl yapmaktadır? Kendisine ait olmayan bu
hücrelerin ne kadar canlı kalabileceğini nereden bilmektedir? Şüphesiz
birkaç santimetrekarelik bir et parçasının bu beceriye ve bilgiye
sahip olması mümkün değildir. Her doku ve hücre gibi o da sadece
alemleri yaratan Allah'ın kendisine ilham ettiği gibi hareket etmektedir.
Bu yüzden hiçbir karışıklık ve aksaklık çıkmadan bu zor görevi kolayca
yerine getirmektedir. Bu sayede de yumurta hücresi bozulmadan önce,
yani en fazla 24 saat içinde döllenebilme imkanı bulur.
DÖLLENME ÖNCESİNDE YAPILAN HAZIRLIKLAR
Yumurta hücresi spermlerin kadın bedenine ulaştıkları
yerden 20-25 cm uzaktadır. Bu uzaklık, spermlerin büyüklüğünün yaklaşık
3000 katıdır. Spermlerin, kendi boyutlarına oranla düşünüldüğünde
oldukça uzun olan bu mesafeyi kat edebilmeleri için ciddi bir desteğe
ihtiyaçları vardır.
Nitekim spermle yumurtanın buluşması gerçekleşmeden
önce hem kadın hem de erkek bedeninde birtakım hazırlıklar başlar.
Bu hazırlıkların büyük çoğunluğu spermin anne bedenindeki yolculuğunda
ona kolaylık sağlamak içindir. Örneğin rahmin içinde çeşitli kasılma
ve dalgalanmalar meydana gelir. Rahim ve fallop tüpünde her zamankinden
farklı yönde gerçekleşen bu hareketlilik spermin yumurtaya doğru
gidişini kolaylaştıracaktır. Bu kasılmalardaki dikkat çekici olan
nokta ise kasılmaya neden olan maddedir. Prostoglandin adındaki
bu madde erkek bedeninden gelen spermlerle birlikte hareket eden
sıvının (seminal kesecik sıvısının) içinde bulunur. Başka bir bedenden
gelmesine rağmen bu madde, anne rahminin yapısını bilir ve onu etkileyerek
beraberinde getirdiği spermin ilerlemesini kolaylaştırır.16
Döllenmenin gerçekleşmesi
için rahimde meydana gelen değişiklikler bununla sınırlı kalmaz.
Bu dönemde kanallar genişler. Östrojen hormonlarının etkisiyle mukus
(rahim salgısı) artar. Mukus, içindeki sodyum klorürün çok zenginleşmesi
gerektiğini bilirmişcesine kendisini hazırlar, elastikleşir ve saydam
hale gelir. Bu değişimlerin sonucunda mukusta birbirleriyle paralel
uzun aralıklı düz bir yapı ortaya çıkar. Mukusun bu yapısı spermin
kuyruk hareketleriyle bu aralıklardan kolayca geçmesini sağlayacak
bir şekle dönüşür. Bu dönüşümün -spermlerin rahat hareket etmesinin
yanısıra- çok önemli bir etkisi daha vardır: Bu sayede kanallar
sadece normal yapıdaki spermlerin geçmesine izin vererek depo ve
filtre görevi de görmüş olur. Çünkü spermler bazen döllenme için
şekil itibariyle uygun yapıya sahip olmazlar. Bu nedenle bu kanallarda
elenirler.
Spermler anne vücudundaki zorlu
ve uzun yolculuğu atlatabilecekleri dayanıklı bir yapıya
sahiptirler. Ancak yandaki resimde de görüldüğü gibi bozuk
spermler de mevcuttur. Anne bedeninde bozuk spermlerin
yol boyunca eleneceği ve sağlam olanların ayırt edilerek
yumurtaya ulaşacağı bir tasarım vardır. Böylece yumurta
daima sağlıklı spermle birleşir. |
Buraya kadar anlatılanlardan da görüldüğü gibi
rahimdeki ve yumurtalıktaki her hareketin, spermin yumurta hücresine
ulaşması için özel olarak hazırlandığı açık bir gerçektir. Örneğin
yumurtlama işlemi bittikten ve bir spermle yumurtanın karşılaşmasına
imkan sağlandıktan sonra mukus sıvısı tam tersi işlem yapmaya başlar.
Koyulaşır ve saydamlığı kalmaz, bu da spermlerin içeriye girmesine
engel olur.
Kadın üreme sisteminde meydana gelen değişimler
vücuda giren spermlerin yumurtalığa ulaşmasını sağlamak içindir.
Ancak bu -önceki bölümde de üzerinde durduğumuz gibi- son derece
ilginç bir durumdur. Çünkü bambaşka bir vücuttan gelen hücrelere
kadın üreme sistemindeki elemanlar yardım etmektedir.
Nasıl olup da bir hücre, daha önce aynı ortamda
dahi olmadığı -kaldı ki aynı ortamda bulunmuş olsa da sonuç değişmeyecektir-
hücreler hakkında bu kadar detaylı bir bilgiye sahip olmuştur? O
hücrelerin neye ihtiyacı olduğunu, örneğin nasıl hız kazanacağını
nereden bilmektedir? Kuşkusuz rahimdeki sıvıyı üreten hücrelerin
bir spermin sahip olduğu özellikleri bilmeleri ve onlara uygun bir
ortam hazırlamaları mümkün değildir.
Buraya kadar anlatılan işlemlerin tümü bütün kadınlarda
aynı sırayla aynı mükemmellikte gerçekleşir. Bu uyumlu ve birbiriyle
işbirliği içinde çalışan sistemleri düşündüğümüzde, karşımıza çok
açık bir plan ve tasarımın çıktığını görürüz. Sperm, anne vücudu
için tasarlanmış, annenin üreme organları da spermi karşılamak üzere
özel olarak düzenlenmiştir. Bu uyumda en ufak bir eksiklik olsa,
örneğin spermin hareket etmesini sağlayan kamçısı bulunmasa veya
sperm, anne vücudundaki asidik ortamı dengeleyecek sıvıdan yoksun
olsa, üreme gerçekleşemeyecektir.
Bu da açıkça göstermektedir ki, erkek ve kadın
üreme hücreleri arasındaki büyük uyum, en baştan belirlenmiş planlı
bir yaratılışın eseridir. Erkeği ve kadını yaratan, onları birbirlerine
uyumlu kılan ve böylece bir damla sudan bir insan yaratan, alemlerin
Rabbi olan Yüce Allah'tır. İnsan Allah'ın yaratışındaki mükemmelliği
düşünmeli ve Rabbinin sonsuz kudreti karşısında O'na kayıtsız şartsız
teslim olmalıdır:
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı
canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.
(Casiye Suresi, 4)
Sperm-Yumurta BULUŞMASI GERÇEKLEŞİYOR
 |
Sizin
ilahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında
ilah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır.
(Taha Suresi,
98) |
| Spermler
tarafından sarılmış bir yumurta hücresi |
|
Pek çok işlemden geçen ve olgunlaşan yumurta, fallop
tüplerine atılır. Bu sırada kendisini saran birçok hücreyi de beraberinde
taşır. Fallop tüplerine ulaşan sperm, yumurtayı döllemeden önce
"granüloza" adı verilen bu hücreleri aşmak zorundadır. Daha sonra
da yumurtayı saran kalın örtüyü delmesi gerekmektedir.
Sperm bu engelleri nasıl aşacaktır?
İşte bu noktada spermde bilinçli bir tasarım olduğu
ve bu tasarımın mükemmelliği bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Spermin,
daha önce sözünü ettiğimiz "akrozom" denilen bölümünde depolanmış
olan enzimler hiyaluronidaz ve proteolitik enzimlerdir. Yumurtanın
destek dokusunu (granüloza hücrelerini) birarada tutan hücre birleştiricilerinde
ise hiyalürinik asit bulunur. İşte hiyaluronidaz enzimi bu asidin
yapısını bozar ve bu şekilde yumurtayı çevreleyen hücreler arasında
sperme adeta bir yol açar. Proteolitik enzimlerse yumurtaya bağlı
dokulardaki proteinlerin sindirilmesini sağlar. Bu iki enzimin yardımıyla
sperm yumurtaya ulaşır.18
Peki yumurtadan çok uzak bir yerde, erkek bedeninde
üretilen spermlerin sahip olduğu enzimler, nasıl olup da tam yumurtanın
yapısını etkileyecek maddelerden oluşmaktadır? Bu maddelerin formülünü
kim bulmuştur? Mikroskobik varlıklar olan spermlerin, yumurtayı
dölleyebilmeleri için en gereken yerlerine, yani baş bölgelerine
bu enzimleri kim yerleştirmiştir?
Bunları yapan spermin kendisi değildir. Spermin
hiyalürinik asidin varlığından ve bu asidin hücreler üzerindeki
etkisinden haberdar olması ve hiyaluronidaz adlı enzimin bu asidin
etkisini ortadan kaldıracağını bilmesi imkansızdır. Üstelik enzimin
formülünü bilmek yeterli değildir. Bunun insan vücudunda üretilmesini
sağlamak da gerekmektedir. Spermin bu enzimi insan vücudunda üretecek
sistemi kendi kendine oluşturması da elbette ki imkansızdır. Örneğin
tıp veya kimya eğitimi almamış herhangi bir insana "hiyalürinik
asit"in yapısını bozan enzimin ismini sorsanız veya bu enzimin yapı
formülünü çizmesini isteseniz size cevap veremeyeceği açıktır. Ama
sperm hücresi, şuur sahibi bir insanın yapamayacağı işleri yapmakta,
bilemeyeceği kimya formüllerine vakıf şekilde kendi içinde amacına
ulaşmasını sağlayacak maddeler bulundurmaktadır. Kuşkusuz bunu spermin
yaptığını söylemek akıl ve mantıkla tamamen çelişmektir. Akıl ve
mantık dışı varsayımlar bir kenara bırakılarak düşünüldüğünde, spermde
yumurtanın yapısını etkileyecek enzimlerin bulunmasının başlı başına
bir yaratılış delili olduğu görülecektir. Bu kusursuz uyum hiçbir
şekilde rastlantılarla açıklanamaz. Spermlerin, kendisinden tamamen
farklı bir ortamda bulunan başka bir hücrenin kimyasal yapısından
haberdar olması, bu kimyasalları nasıl etkileyeceğini analiz etmesi,
sonra da bu analiz sonuçlarına göre gerekli kimyasalları oluşturması
ancak ve ancak üstün bir akıl sahibi Yaratıcının, spermi bu özelliklerle
birlikte yaratmış olmasıyla açıklanabilir.
Spermin yapısındaki bu kusursuz tasarım, insanın
herşeyiyle bir bütün olarak Allah tarafından yaratıldığının çok
açık delillerinden bir tanesidir.
SPERM YOLUNA DEVAM EDİYOR
Sperm yumurtanın dış tabakasına ulaştığında, spermin
dış zarı, burada kendisini tanıyan özel bir alıcı protein ile bağlanır.
Bu bağlanma ile birlikte spermin koruyucu kılıfının (akrozomun)
zarı erir. Aynı zamanda yumurtanın zarı da, spermleri kendisine
çekmek için gerekli bir madde olan "fertilizin" maddesini salgılamaktadır.
Bu molekül spermlerin hareket yeteneğini artırarak, onların yumurta
zarı ile kolay tepkimeye girmesini sağlar. Fertilizin maddesi ayrıca
spermin baş kısmında bulunan akrozomun etkinliğini de artırır.
Spermin yumurta zarına değmesi ile birlikte yeni
maddeler devreye girer ve yeni işlemler gerçekleşir. Yumurtaya değen
sperm "anti fertilizin" denilen bir madde salgılayarak, yumurtanın
salgıladığı fertilizin maddesini etkisiz hale getirir. Böylece yumurtaya
ilk ulaşan sperm, diğer spermlerin yumurtaya gelişini durduracaktır.
 |
 |
Büyük resimde
spermler tarafından sarılmış bir yumurta hücresi,
sağdaki resimlerde ise çeşitli sperm hücreleri görülmektedir.
Sperm, yumurtanın yapısını birebir etkileyecek özelliklere
sahiptir. Bu özelliklerden tek bir tanesi, örneğin
yumurtanın bütün korunma mekanizmalarını delerek
spermin içeri girmesini sağlayacak enzimlerin varlığı
dahi başlı başına bir yaratılış delilidir. Spermler
sahip oldukları bütün özellikleriyle birlikte Allah
tarafından bir anda yaratılmışlardır. |
 |
|
Yumurta hücresini saran zar, sperm hücresinin içeriye
girmesinden yaklaşık 2 saniye sonra kendisini yenilemeye başlar.
Ve asla ikinci bir sperm hücresinin içeriye girmesine izin vermez.
Yapılan deneylerde bu zarın ortadan kaldırılması ile birlikte birçok
spermin yumurta içine girdiği gözlenmiştir. Bu nedenle döllenme
zarının çok hızlı oluşması gerekir. Döllenme zarının oluşumundan
sonra ise artık hiçbir sperm yumurtaya giremez. Bu haliyle yumurta
hücresini güvenlikli bir binaya benzetmek mümkündür. Çünkü yumurta
hücresinin dış zarı adeta içeride çok önemli bilgiler olan bir binanın
güvenlik kontrol sistemi gibi hareket ederek hücrenin içine geçit
vermemektedir.
Spermin yumurta zarına değdiği yerde önce bir çıkıntı
meydana gelir. Ve önce spermin baş kısmı yumurtanın en dış tabakasına
girer. Sonraki 30 dakika içerisinde spermle yumurta tam olarak birleşirler.
Bütün bu işlemlerin sonucunda spermin içinde taşıdığı genetik bilgi
yumurtaya aktarılmış olur.19
Ancak burada önemli bir nokta vardır: Eğer yumurtanın
ve spermin salgıladıkları enzimler birbiriyle uyuşabilirse tutunma
gerçekleşir. Aksi halde tutunmaları mümkün değildir. Bunun nedeni
şudur: Her canlı türünün yumurtası kendine özgü kimyasal bileşimi
olan bir fertilizin maddesini salgılar. Bu, farklı türe ait -örneğin
insan dışındaki canlılara ait- sperm hücrelerinin yumurta hücresine
yaklaşmasını önlemek, türün dejenere olmasına engel olmak için alınmış
bir önlemdir. Böylece farklı türlere -örneğin bir kedi ile bir ata
veya bir insan ile başka bir canlıya- ait sperm ve yumurta hücrelerinin
birleşmeleri engellenmiş olur.20
Enzimlerin yanısıra spermle yumurtanın elektrik
yükü de döllenmede etkilidir. Yumurta her zaman için eksi elektrik
yüküne sahiptir. Spermlerin her biri ise artı elektrik yüküyle doludur.
Zıt yükler birbirini çektiği için yumurta da tüm spermleri kendine
doğru çeker. Ancak yumurtanın içine girebilen ilk spermle birlikte
elektrik yükü anında değişir. Yumurta da artık spermler gibi artı
elektrik yüküne sahiptir. Aynı yükler birbirini ittiği için birleşme
anından itibaren yumurta tüm spermleri itmeye başlar.
DÖLLENMENİN SON AŞAMASINDA
Spermler yumurtaya ulaştıklarında
içlerinden yalnızca bir tanesi yumurtanın koruyucu kabuğunu
delmeyi başarır. (1) Spermin yumurtanın içine girmesiyle
birlikte yumurtada çeşitli değişiklikler olur ve yumurta
diğer spermlere kapanır. (2-3) Son aşamada spermin kuyruk
kısmı koparak dışarıda kalır. (4) Döllenme gerçekleşmiştir.
|
Spermin yumurtanın içine girmesiyle birlikte kuyruk
kısmı kopar ve dışarıda kalır. Bunu görevini tamamlayan uzay mekiğinin
dünyaya dönerken yakıt tankını bırakmasına benzetebiliriz. Bilindiği
gibi uzay mekikleri kendilerini atmosferin dışına taşıyacak olan
yakıt tanklarını görevleri bittikten sonra boşluğa bırakırlar. Çünkü
içlerindeki yakıt boşaldıktan sonra tanklar gereksiz bir ağırlık
yaparlar. Atmosferin dışına çıkışı kolaylaştırmak için bu tankların
tam gerektiği zamanda bırakılması şarttır. Aynı şekilde spermler
de kendilerine gerekli enerjiyi ve hareket kabiliyetini sağlayan
kuyruklarını yumurtanın içine girmeye çalışırken bırakırlar.
Dikkat edilirse, döllenmede olağanüstü derecede
iyi hesaplanmış bir sistem işlemektedir. Yumurtanın etrafındaki
eritici sıvı spermin zırhını yavaş yavaş delmekte, bu sırada da
sperm yumurta kabuğuna yaklaşmaktadır. Zırh delindiği anda ortaya
çıkan enzimler ise, spermin yumurta kabuğunu delip içeri girmesini
sağlamaktadır. Bu anda değişen elektrik yükü de, diğer spermleri
iterek, yeni meydana gelen yapıyı davetsiz misafirlerden korumaktadır.
Eğer bu kadar iyi korunmuş ve birbirine uyumlu
olarak yaratılmış bir sistem olmasaydı, sperm-yumurta birleşmesi
asla gerçekleşemezdi.
Eğer yumurta hücresinin salgıladığı yol gösterici
sıvı olmasaydı, spermlerin kendilerine göre oldukça uzakta bulunan
yumurtaya ulaşmaları mümkün olmazdı.
Eğer spermlerin zırhı olmasaydı, onlar da diğer
mikroorganizmalar gibi yumurta sıvısı tarafından eritilirlerdi.
Eğer bu zırhın altına yerleştirilmiş özel eritici
enzimler olmasaydı, bu kez de spermler yumurtaya kadar ulaşmalarına
rağmen onun kabuğunu delemez ve içine giremezlerdi.
| |
|
| |
|
| Sperm
yumurtaya girdiği anda kuyruğunu atar. Yukarıdaki
resimlerde yumurtanın içine girmeyi başaran bir
spermin kuyruk bölümünün kopması aşama aşama görülmektedir.
Bu işlem çok gereklidir. Çünkü yumurtanın içinde
sürekli hareket etmekte olan kuyruk bir süre sonra
ona zarar verecektir. Spermin kuyruğunu atması,
uzaya gönderilen füze ve uzay mekiklerinin, atmosferden
ayrılırken artık ihtiyaç duymayacakları yakıt
tanklarını ve motorlarını bırakmalarına benzer.
Spermin böyle birşeyi akletmesi, yumurtaya zarar
vermeyecek en uygun zamanda kuyruğunu koparıp
atması kuşkusuz son derece bilinçli bir harekettir.
Sperme bu bilinçli davranışı yaptıran, spermin
de yumurtanın da yaratıcısı olan Allah'tır. |
|
Eğer yumurta ve spermlerin elektrik yükleri zıt
değil de eşit olsaydı, o zaman yumurta spermleri iter ve hiçbir
sperm yumurtaya yaklaşamazdı.
Görüldüğü gibi, tek bir yumurta ile spermin birleşmesinde
dahi olağanüstü bir denge ve hesap bulunmaktadır. Dahası bu hesap
ve denge, sadece bir kez değil, insanlığın başlangıcından bu yana
dünya üzerinde yaşamış olan milyarlarca insan için her seferinde
bir kez daha gerçekleşmektedir.
Tek bir aşamasında dahi tesadüfe asla yer vermeyen
bu mucizevi işlemler, insanın Allah tarafından yaratıldığını çok
açık bir biçimde gözler önüne sermektedir:
Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur;
hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar. Yaratmayı başlatan,
sonra onu iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde
ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm
ve hikmet sahibidir. (Rum Suresi, 26-27)
BEBEĞİN CİNSİYETİNİN BELİRLENMESİ
Yakın bir zamana kadar
insanlar, bebeğin cinsiyetinin anne hücreleri tarafından belirlendiğini
sanıyorlardı. Ya da en azından, anne ve babadan gelen hücrelerin
birlikte cinsiyet belirledikleri zannediliyordu. Ancak Kuran'da
bu konuda farklı bir bilgi verilmiş ve ayetlerde erkeklik ve dişiliğin,
"rahime dökülen meniden" yaratıldığı bildirilmiştir:
Rahime dökülen meniden erkek ve dişi
iki çifti O yarattı... (Necm Suresi, 45-46)
Yani
doğacak çocuğun cinsiyeti, erkekteki kromozomlardan hangisinin
kadının yumurtasıyla birleşeceğine bağlıdır. İnsan yapısını
belirleyen 23 çift, yani 46 kromozomdan iki tanesi cinsiyet
kromozomu olarak adlandırılır. Bu iki kromozom erkekte
XY, kadında ise XX olarak tanımlanır. Y kromozomu erkeklik,
X kromozomu ise kadınlık genlerini taşır. Bir insanın
oluşması, erkek ve kadında çiftler halinde yer alan bu
kromozomların birer tanesinin birleşmesi ile başlar. (yanda)
Kadında bulunan X kromozomu, eğer erkekteki X kromozomunu
içeren spermle birleşirse doğacak bebek kız olacaktır.
Eğer Y kromozomu içeren spermle birleşirse, bu kez doğacak
çocuk erkek olur.21
|
Kuran'da verilen bu bilginin doğruluğu, genetik
ve mikrobiyoloji bilimlerinin gelişmesiyle birlikte bilimsel olarak
da tasdik edildi. Cinsiyetin tümüyle erkekten gelen sperm hücreleri
tarafından belirlendiği, kadından gelen yumurtanın ise bu işte hiçbir
rolünün olmadığı anlaşıldı.
Cinsiyet belirlenmesindeki etken, kromozomlardır.
İnsan yapısını belirleyen 46 kromozomdan iki tanesi cinsiyet kromozomu
olarak adlandırılır. Bu iki kromozom erkekte XY, kadında ise XX
olarak tanımlanır. Bunun sebebi söz konusu kromozomların bu harflere
benzemesidir. Y kromozomu erkeklik, X kromozomu ise kadınlık genlerini
taşır. Bir insanın oluşması, erkek ve kadında çiftler halinde yer
alan bu kromozomların birer tanesinin birleşmesi ile başlar. Kadında
yumurtlama sırasında ikiye ayrılan eşey hücresinin her iki parçası
da X kromozomu taşır. Oysa erkekte ikiye ayrılan eşey hücresi, X
ve Y kromozomları içeren iki farklı sperm meydana getirir. Kadında
bulunan X kromozomu, eğer erkekteki X kromozomunu içeren spermle
birleşirse doğacak bebek kız olacaktır. Eğer Y kromozomu içeren
spermle birleşirse, bu kez doğacak çocuk erkek olur.
Yani doğacak çocuğun cinsiyeti, erkekteki kromozomlardan
hangisinin kadının yumurtasıyla birleşeceğine bağlıdır.
Kuşkusuz genetik bilimi ortaya çıkıncaya dek, yani
20. yüzyıla kadar bunların hiçbiri bilinmiyordu. Aksine pek çok
kültürde, doğacak çocuğun cinsiyetinin kadın bedeni tarafından belirlendiği
inancı yaygındı. Hatta bu nedenle kız çocuk doğuran kadınlar kınanırdı.
Oysa Kuran'da, genlerin keşfinden 13 yüzyıl önce,
bu batıl inanışı reddeden bir bilgi verilmiş ve cinsiyetin kökeninin
kadın değil, erkekten gelen meni olduğu bildirilmiştir.
Kuran Alemlerin Rabbi olan Allah'ın sözüdür. Bu
gibi bilimsel mucizeler de bunun kanıtlarındandır.
(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye
düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz
mübarek bir kitaptır. (Sad Suresi, 29)
13
Guyton&Hall, Human Physiology and Mechanisms of Disease, 6.
baskı, 1997, ABD, s. 659
14 Laurence Pernoud, J’attends un enfant, Pierre
Horay, Paris, 1995, s.107
15 Prof. Dr. Ahmet Noyan, Yaşamda ve Hekimlikte Fizyoloji,
Ankara, Mart 1998, 10. baskı, s. 1119
16 Guyton&Hall, Tıbbi Fizyoloji, Nobel Tıp Kitabevleri,
İstanbul, 1996, 9. baskı, s. 1006
17 Lennart Nilsson, A Child is Born, Delacorte Press,
NY, 1977,s. 22
18 Guyton&Hall, Tıbbi Fizyoloji, Nobel Tıp Kitabevleri,
İstanbul, 1996, 9. baskı, s. 1005
19 Guyton&Hall, Tıbbi Fizyoloji, Nobel Tıp Kitabevleri,
İstanbul, 1996, 9. baskı, s. 1007 
20 Solomon, Berg, Martin, Villee, Biology, Saunders
College Publishing, ABD, 1993, s. 1056
21 Gerard J. Tortora, Introduction to the Human Body
The Essentials of Anatomy and Physiology, Biological Science Textbooks,
1997, s. 569-570 |