ÖLÜM - KIYAMET - CEHENNEM
Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı
ve
gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?
( Müminun Suresi, 115)
Evrenin Ölümü
Kuran'da bizlere, evrendeki tüm yaratılmışların
yanında, evrenin kendisinin de bir ölümü olduğu haber verilir. Ölümlü
olan yalnızca insan değildir. Tüm hayvanlar ölür, bitkiler de ölür.
Hatta gezegenler ve yıldızlar da ölür. Ölüm evrendeki tüm yaratılmışların
ortak kaderidir. Allah katında ezelde belirlenmiş olan bir günde
tüm insanlar, canlılar, dünya, güneş, ay, yıldızlar, kısacası tüm
maddesel varlıklar yok olacaktır. Kuran'da bu güne "kıyamet" (kalkış
günü) adı verilir; bu gün, "insanların, alemlerin
Rabbi için kalkacağı gün"dür. (Mutaffifin Suresi, 6)
İnsanın ölümünün dehşet verici oluşu gibi, evrenin
ölümü olan kıyamet de dehşet vericidir. O gün, önceden inanmamış
olanlar, Allah'ın azametini, kudretini ilk kez, hem de çok büyük
bir şiddetle hissedeceklerdir. İşte bu nedenle kıyamet, inkarcılar
için başlı başına büyük bir azap, bir dehşet, pişmanlık, acı ve
şaşkınlık günüdür. Kıyameti gören insan, hiçbir şekilde tarif edilemeyecek,
dünyadaki tüm korkulardan yüzlerce kat şiddetli olan bir korkuya
kapılacaktır. Kuran'da, kıyametin aşamaları ayrıntılı olarak anlatılır.
Bu büyük olayın nasıl gerçekleşeceği ve bunu gören insanların ne
hale geleceği çarpıcı bir biçimde tarif edilir.
SUR'A İLK ÜFLENİŞ
Kıyametin başlangıcı Sur'a üfürülmesi ile olur.
Bu, dünyanın ve bütün evrenin toplu yıkımının ve sonun başlangıcının
işaretidir. Artık geriye dönüş yoktur. Dünya hayatının tamamen bitip
herkes için gerçek hayatın, yani ahiretin başladığının sesidir bu.
Bu ses, kafirlerin kalplerinde kesintisiz ve sonsuza dek taşıyacakları
korku, dehşet, yılgınlık ve şaşkınlığı başlatan ilk sestir. Kafirlerin
bundan böyle, sonsuza değin geçirecekleri zorlu günlerin başladığının
habercisidir. Müddesir Suresi'nde kıyamet gününün kafirler için
nasıl bir an olduğu şöyle belirtilmiştir:
Çünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü
zaman. İşte o gün, zorlu bir gündür. Kafirler içinse hiç kolay değildir.
(Müddessir Suresi, 8-10)
Sur'a üfürülmesi, elbette ki inkarcılarda büyük
bir dehşet ve huzursuzluk yaratacaktır. Kaynağı görülemeyen, algılanamayan,
tanımlanamayan ürperti verici bir ses, tüm dünyayı kaplayacak, insanlar
"bir şeylerin" başladığını hissedeceklerdir. Sur'un sesini duymanın
verdiği huzursuzluk, giderek panik ve dehşete dönüşecektir. Sur'a
üfürülmesinden sonra birbiri ardına gelecek olan olaylar ise, bu
dehşeti hayal edilemeyecek bir seviyeye çıkaracaktır.
YERYÜZÜNÜN YIKIMI
Sur'a üfürülmesini büyük bir sarsıntı ve kulakları
patlatırcasına gelen bir gürleme takip eder. Bu anda insanlar artık
korkunç bir felaketle karşı karşıya olduklarını anlamışlardır. Dünyanın
ve yaşamın yok olmakta olduğu iyice ortaya çıkmıştır. Bu nedenle
de dünya üzerindeki şeylerin değeri bir kaç saniye içinde sıfırlanır.
Kıyametin yalnızca gürültüsü bile insanlar arasındaki bütün dünyevi
bağları kopartıp parçalamaya yeterli olur. İnsanlar, artık yalnızca
bir kaçıp kurtulma duygusuyla dolmuşlardır. Korku her yeri kaplamış,
herkes kendi derdine düşmüştür:
Fakat "kulakları patlatırcasına olan
o gürleme" geldiği zaman, kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar. Annesinden
ve babasından, eşinden ve çocuklarından. O gün, onlardan her birisinin
kendine yetecek bir işi vardır. (Abese Suresi, 33-37)
Yer, şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldıktan sonra
yaratıldığından beri içinde barındırdığı, artık hiçbir anlam ve
değeri kalmayan hazinelerini ve sırlarını dışarı çıkarır, insanlara
gösterir:
Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı,
yer ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı ve insan: "Buna ne oluyor?"
dediği zaman; o gün (yer), haberlerini anlatacaktır. Çünkü senin
Rabbin, ona vahyetmiştir. (Zelzele Suresi, 1-5)
Korkunç bir gürültü, ardından yerin şiddetle sarsılması
ve bir de yeraltındaki maddelerin volkanik patlamalarla her yandan
dışarı boşalması, dünya üzerindeki herşeyin değerini bir anda yok
etmiştir. İnsanlar bu ana kadar bu şeylere çok önem vermektedirler.
Örneğin evleri, işyerleri, arabaları, tarlaları onlar için çok önemlidir.
Tüm hayatlarını iyi bir ev satın alıp içinde oturmak üzerine kurmuş
olabilirler. Ancak bunların ne kadar boş olduğu kıyametin daha ilk
dakikalarında ortaya çıkar. İnsanların hayatlarını adadıkları yapılar,
kağıttan bir ev gibi bir anda yıkılıp yok olur. Hayatını içinde
çalıştığı şirkette yükselmeye adamış olan bir insan, artık bir hiç
haline gelmiştir. Tüm çabasını bir ülkede iktidarı ele geçirmek
için çalışmış olan bir başkası da aynı korkunç durumdadır. Çünkü
artık ortada ülke kalmamıştır... Herşey anlamını yitirmiştir, Allah
rızası için yapılmış ibadetler dışında. Kuran'ın ifadesiyle, "o,
'herşeyi batırıp gömen büyük-felaket' (Kıyamet) geldiği zaman. O
gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. Görebilenler için
cehennem de sergilenmiştir." (Naziat Suresi, 34-36)
- DAĞLARIN PARÇALANIŞI
O gün yaşanan felaketler hayal gücünün alamayacağı
niteliktedir. Yeryüzündeki en sağlam yapılar olan o heybetli, sarsılmaz
dağlar yerlerinden oynatılıp yürütülür; köklerinden savrulur, yakılır,
paramparça edilirler. En ufak bir depremde paniğe kapılan, kimi
zaman bütün bir geceyi korkudan sokakta geçiren insanlar için, gözlerinin
önünde dağların yerinden oynatıldığı türden bir felaket dayanılabilecek
gibi değildir. Kuran'da dağların kıyamet günündeki durumları şöyle
tasvir edilir:
Artık Sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği.
Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından
tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.
İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vuku bulmuş (gerçekleşmiş)tur.
(Hakka Suresi, 13-15)
Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş
bir vakittir. Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz.
O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur. Dağlar yürütülmüş, artık
bir serap oluvermiştir. (Nebe Suresi, 17-20)
Dağlar, yürütüldüğü zaman. Gebe develer,
kendi başına terkedildiği zaman. Vahşi-hayvanlar, toplandığı zaman.
(Tekvir Suresi, 3-5)
Ve dağların 'etrafa saçılmış' renkli
yünler gibi olacakları (gün). (Kaaria Suresi, 5)
O gün, taş, toprak ve kayalardan meydana gelen
kapkara dağları bile rengarenk yün parçaları gibi etrafa savuran
sınırsız, kahredici bir güç vardır. İnsan bu gücün, "doğanın gücü"
olmadığının artık çok iyi farkındadır. Bir zamanlar ilah edindiği,
yaratılışını bile ona bahşettiği "tabiat ana", kendi yok oluşuna
bile çare bulamamaktadır. Hayatı boyunca yanlış yerlere atfettiği
bu gücün gerçek sahibiyle tanışmaktadır şimdi. Ama bu tanışma artık
ona hiçbir fayda sağlamayacaktır. Yaşamı boyunca sahibini akledemediği,
hakkında düşünmediği bu güç, onu her tarafından sarıp kuşatmıştır.
Yaşamı boyunca akıl ve vicdanıyla anlayamadığı gerçeği, şimdi dehşetle
anlayacaktır.
Sınırsız bir kudretin yarattığı dehşet, yaşanmadan
hissedilemeyecek ve tarif edilemeyecek bir dehşettir. Bu dehşet,
o gün, canlı cansız tüm varlıkları sarmıştır. Kıyamet günü yaşanan
her sahneye bu korku ve dehşet hakimdir. İnsan, hayvan ve tabiat,
hepsi bu ortak korku altında ezilirler. Artık ne dağlar bildiğimiz
heybetli dağlar, ne deniz alıştığımız engin deniz, ne de gök o eski
sınırsız, erişilmez göktür. Güneş, yıldızlar, bütün evren kıyametin
korkusuyla kuşatılmış, kendilerini yaratana boyun eğmiştir. Koskoca
dağlar kumdan kaleler gibi ufalanırlarken, bu dağların, denizlerin,
yıldızların yanında çok daha küçük ve aciz olan insan ise, korku
ve telaşının içinde ezilecek, büyük bir yıkım yaşayacaktır.
- DENİZLERİN KAYNAMASI
Kıyamet gününün dehşetini anlamak için şu anda
sahip olduğumuz düşünce kıstasları yeterli değildir. Ama o gün meydana
gelecek yıkımın Allah'ın şanına yakışacak şekilde olacağını bilmek,
insanı felaketin boyutları hakkında fikir sahibi yapabilir. Örneğin
dünyadaki en büyük kütle ve en büyük hayat kaynağı olan okyanusların
benzin gibi tutuşturulması ve taşırılması o gün hakkında Kuran'da
insanlara verilen örneklerden biridir:
Denizler, tutuşturulduğu zaman.
Nefisler, birleştiği zaman. (Tekvir
Suresi, 6-7)
Denizler, fışkırtılıp-taşırıldığı
zaman. (İnfitar Suresi, 3)
GÖKLERİN YOK EDİLİŞİ
Kıyamet gününün yıkımı ve dehşeti yalnızca dünyayı
değil, uzayın ve evrenin de tümünü kaplar. Yeryüzü, yerin altı,
dağlar, denizler için olduğu gibi gökyüzü, ay, güneş, yıldızlar
ve gezegenler için de belirlenmiş ölüm vakti gelmiştir. Kuran'da,
o büyük günden söz edilirken şöyle denir:
Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.
Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman. Gök yarıldığı zaman.
Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman. (Mürselat Suresi, 7-10)
Kıyametle beraber, insanın bildiği, alıştığı ve
sonsuza dek süreceğini sandığı bütün varlıklar ve düzenler temelinden
bozulmaya uğrar, darmadağın olur ve en sonunda yokluğa karışırlar.
O gün gökyüzünün uğradığı akıbet de böyledir. İnsanın doğumundan
itibaren varlığından ve devamından emin olduğu, kendisini koruyan
bir tavandır gökyüzü. Oysa kıyamet günü bu tavan büyük bir çatırtı
ile çöker, parçalanır. Hayatı boyunca insanı saran, ona her nefesinde
hayat veren hava, atmosfer, o gün aynen erimiş maden gibi akkor
haline gelir, cayır cayır yanar. Hava artık hayat vermek için değil
yakıp parçalamak için insanın ciğerlerine dolar. Kuran'da, o gün
"gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün" (Mearic
Suresi, 8) şeklinde tarif edilmektedir.
Kıyamette gerçekleşecek olan bu büyük olayların
insana vereceği dehşet, normal zamanlarda oluşan doğal felaketlerin
verdiği korku ile kıyaslanarak belki kısmen anlaşılabilir. Depremler
ya da volkanik patlamalar, bilindiği gibi insanların en çok korktuğu
olaylardandır. Yeryüzünün doğal, süregelen ve alışılmış şartlarında
meydana gelen bu tür değişiklikler, insanda büyük panik yaratır.
Depremle çatlayan yer kabuğu veya lav püstürten bir volkan, insandaki
alışmışlığı ve rahatı bir anda ortadan kaldırır. İnsan, umursamadan
her gün bastığı sağlam zeminin değerini, o felaket anında çok iyi
anlar.
Ancak verdiği bütün acılara rağmen deprem veya
yanardağ patlaması, geçici olaylardır. Bir deprem ya da patlama
yaşanır ve biter. Yaralar sarılır, bir süre sonra acıları unutulur,
kötü bir anı olarak kalır. Ama kıyamet günü, ne bir depreme ne de
başka bir afete benzemez. Bu günde birbiri ardına gelen inanılmaz
yıkımlar, var olan herşeyin artık geri dönüşü olmaksızın yok olduğunun
açık delilidir. Örneğin insanın hayal gücünü aşan bir olay gerçekleşecek
ve gökyüzü, çatlayarak yarılacaktır. Bu, insanın bildiği tüm "fizik
kuralları"nın, güvendiği her türlü kavramın bir anda yok olması
demektir. Binlerce yıldır varlığına alışılmış yer ve gök, onları
inşa eden tarafından paramparça edilip şekilden şekile sokulur.
Kuran'da, o an "Gök çatlayıp-yarıldığı zaman, yıldızlar,
dağılıp-yayıldığı zaman, denizler, fışkırtılıp-taşırıldığı zaman"
olarak tarif edilmektedir. (İnfitar Suresi, 1-3) Başka ayetlerde
ise, bu olaydan şöyle söz edilir:
Gök, yarılıp-parçalandığı. Ve 'kendi
yaratılışına uygun' Rabbine boyun eğdiği zaman. (İnşikak Suresi,
1-2)
İnsanların dünyada gözlerinde büyüttükleri herşey
parça parça edilmiştir. Gökyüzü cisimleri de birer birer ölürler.
Bu, "güneş köreltildiği zaman, yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü
zaman"dır. (Tekvir Suresi, 1-2) Yüzbinlerce yıldır ışık saçan,
dünyanın hayat ve enerji kaynağı güneş, dürülüp söndürülünce onun
gerçek bir sahibinin olduğu ve o ana kadar ancak O'nun emriyle hareket
ettiği gözler önüne serilir. İnsanların hep erişilmez, muhteşem,
esrarengiz gördükleri ve içinde evrenin engin sırları barınır sandıkları
yıldızlar adeta yaldızlı oyuncaklar gibi düşürülüp söndürülür. Koskocaman
sarsılmaz dağlar yerinden oynatılıp yürütülür, uçsuz bucaksız engin
denizler kaynatılıp buharlaşır, herşeyin varlığının ve yazgısının
gerçek sahibinin kim olduğu, herşeyin üstündeki tek ve gerçek kudret
sahibinin kim olduğu, yegane hakimiyetin kime ait olduğu tüm açıklığıyla
ortaya çıkar. Artık verilen süre tamamlanmış ve insan içine daldığı
gafletten olabilecek en büyük felaket ile uyandırılmıştır. Bu gafletin
sebebi insanın Allah'ın "kadrini" (gücünü, kuvvetini) henüz dünyada
iken tam olarak anlayamamış olmasıdır. Oysa o gün evrenin ve yaşamın
sahibinin kim olduğu çok iyi anlaşılacaktır. Bir ayette şöyle denir:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla
takdir edemediler. Oysa Kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu
(kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk
koştuklarından münezzeh ve yücedir. (Zümer Suresi, 67)
İNSANLARIN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM
Kıyametin doğurduğu bütün bu korku, dehşet ve şaşkınlık
inkarcı insanın dünya hayatındaki gafletinin karşılığıdır. İnsan
dünyada kıyametten ne kadar gaflette ve ona karşı ne kadar hazırlıksızsa,
o gün kapılacağı dehşet de o denli büyük olur. Bu korku ve dehşet
hissi, kendisine ölüm anı gelmesinden itibaren sonsuza kadar inkarcınn
peşini bırakmaz. Her an, her olay onun için bir korku vesilesidir.
Artık önündeki her saniye kendisini dehşet verici sürprizler beklemektedir.
Karşılaştığı her dehşet, ayrıca ileride karşılaşacağının korkusunu
da doğurur. Bu korku, çocukların saçlarını bile bir anda ağartabilen
bir korkudur.
Eğer inkar edecek olursanız, çocukların
saçlarını ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız? Bu nedenle
gök bile yarılıp-çatlamıştır; (artık) O'nun va'di gerçekleştirilip-yerine
getirilmiştir. (Müzzemmil Suresi, 17-18)
Allah'ı, yapıp ettiklerinden habersiz sananlar
o anda kendilerinin aslında kıyamet gününe kadar zaman verilmiş
zavallılar olduklarını anlarlar. Çünkü Allah, o zamana dek "onları
yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir."
(İbrahim Suresi, 42) Bir diğer ayette, inkarcıların korku
ve şaşkınlığı şöyle tarif edilir:
Kaari'a... Nedir kaari'a? Sana o
kaaria'yı bildiren nedir? İnsanların, 'her yana dağılmış' pervaneler
gibi olacakları gün ve dağların 'etrafa saçılmış' renkli yünler
gibi olacakları (gün). (Kaaria Suresi, 1-5)
Dünyada en kuvvetli bağ olan annenin çocuğuna duyduğu
koruma ve sevgi bağı bile kıyametin şiddetiyle parçalanıp kopar.
Gebeler korkudan çocuklarını düşürürler. Dehşet herşeye hakimdir.
O büyük şok insanlara şuurlarını kaybettirir. Şaşkınlık ve panikten
afallamış, kendini bilmez sarhoşlar gibi etrafa yayılmışlardır.
Ama onlar sarhoş değildirler, onların akıllarını alan güç Allah'ın
azabının şiddetidir:
Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının,
çünkü Kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz
gün, her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi
yükünü düşürecektir. İnsanları da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar
sarhoş değillerdir. Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir. (Hac Suresi,
1-2)
İnsanların o gün, korku ve dehşetle birlikte tattıkları
en kahredici duygulardan birisi de çaresizliktir. Dünyada başına
gelebilecek muhtemel her türlü felaket için tedbirini alan, en ölümcül
afet, en büyük deprem, en şiddetli kasırga, en dehşetli nükleer
savaş için bile korunmasını ve sığınağını hazırlayan insanoğlu,
öyle bir olayla karşı karşıya gelir ki kaçıp sığınabileceği, barınabileceği
tek bir güvenli yer bile kalmamıştır. Allah'tan hiçbir yardım görmez.
Yardım görebileceği başka herhangi bir merci, bir otorite de yoktur.
Eskiden bir yol gösterici ve kurtarıcı sandığı bilim ve teknolojinin
de artık hiçbir değeri kalmamıştır. En ileri teknolojiye sahip olsa,
değil aya, uzayın en uzak köşesine kaçıp saklansa azap kendisini
orada da bulacaktır. Çünkü kıyamet bütün evreni kaplamıştır. Yalnızca
üzerinde bir zamanlar güven içinde yürüdüğü yeryüzü değil, erişilmez
sandığı uzak yıldızlar bile Allah'ın emrine boyun eğmişler,
"bulanıklaşıp-dökülmüştürler". (Tekvir Suresi, 1-2) İnsanların
o günkü çaresizliği Kuran'da şöyle anlatılır:
Ay karardığı, güneş ve ay birleştirildiği
zaman. İnsan o gün: "Kaçış nereye?" der. Hayır, sığınacak herhangi
bir yer yok. O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)'
yalnızca Rabbi'nin katıdır. (Kıyamet Suresi, 8-12)
Sur'a İkinci Kez Üfleniş ve Ölülerin
Diriltilmesi
Sur'a ilk olarak üflenmesiyle birlikte yer ve gök
paramparça edilmiş ve maddesel evren ölmüştür. Canlı hiçbir varlık
kalmamıştır. Ayetin ifadesiyle, "yer başka bir yere, gökler de başka
göklere dönüştürülmüştür". (İbrahim Suresi, 48) Bu dönüşümden sonra
mahşer günü için hazırlanan ortam şöyledir:
Sana dağlar hakkında soruyorlar.
De ki: "Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak"
"Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır."
"Orada ne bir eğrilik göreceksin,
ne de bir tümsek." (Taha Suresi, 105-107)
İşte hesap günü insanların üzerinde dirilip, biraraya
gelip, hesaplarını ve akıbetlerini bekleyecekleri yer budur. Artık
sıra insanların diriltilip tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna
çıkarılmalarına gelmiştir. Ve Sur'a ikinci kez üfürülür. Dünya hayatında
ahireti ve yeniden dirilişi inkar eden insan bir daha uyanmayı hiç
beklemediği kabrinin içinden dışarı atılır. Sur'a bu ikinci üfürülüş
ve insanların dirilmesi Kuran'da şöyle geçer:
Sur'a üfürüldü; böylece Allah'ın
diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi.
Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar.
Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı... (Zümer Suresi, 68-69)
ÖLÜLERİN MEZARLARINDAN ÇIKMASI
İnsanların dirilişleri esnasında ve dirildikten
sonraki durumları ayetlerde ayrıntılı olarak tarif edilmiştir. Kuran'da
haber verildiğine göre o büyük diriliş şöyle gerçekleşir:
- Sur'a ikinci kez üfürülmesiyle birlikte toprağın
altından dışarı çağrılan insanlar, yayılan çekirgeler gibi ve hızla
koşarak kabirlerinden dışarı çıkarlar.
Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş
olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.
(Kamer Suresi, 7)
... Sonra sizi yerden (toprağın altından)
bir (kere) çağırma ile çağırdığı zaman, hemencecik siz (bir de bakarsınız
ki) çıkarılmışsınız. (Rum Suresi, 25)
O gün yer, onlardan çatlayıp-ayrılır
da (onlar,) hızla koşarlar. İşte bu, Bize göre oldukça-kolay olan
bir haşir (sizi birarada toplama)dır. (Kaf Suresi, 44)
- Kendilerini çağıran çağırıcıya doğru yönelirler
ve dikili bir şeye doğru yönelmiş gibi boyunlarını çağırıcıya uzatmış
olarak koşmaya başlarlar. Ve bu çağrı daha önce benzerine rastlanmış
bir çağrı da değildir:
... O çağırıcının 'ne tanınmış, ne
görülmüş' bir şeye çağıracağı gün... (Kamer Suresi, 6)
O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan
çağırıcıya uyacaklar... (Taha Suresi, 108)
... sanki onlar dikili bir şeye yönelmiş
gibidirler. (Mearic Suresi, 43)
Dünyada Allah'ın sınırlarını tanımayan, Allah'a
itaat etmeyen, kendi başının dikine giden, büyüklenen inkarcı, dirilir
dirilmez birden çok itaatli, boyun eğici, bir hale gelmiştir. Ne
olup bittiğini sorgulamadan, kayıtsız şartsız bu çağrıya icabet
eder. Dünyadaki imtihan sona erdiği için başka seçim şansı da yoktur
zaten. Aksini yapmayı istese de yapamaz. Hatta isteyemez bile. Bu
çağrıya karşı koymaya hiçbir gücü yoktur. O nedenle bu günün "zorlu
bir gün" olduğunu gerçekten hissetmiştir:
Boyunlarını çağırana doğru uzatmış
olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün." (Kamer
Suresi, 8)
- Kafirler başlarını dikerek koşarlar, gözler dönmez,
hareket edemez. Herkes kayıtsız şartsız bir itaat içindedir. O gün
insanların sahip olabileceği tek geçerli ve değerli şey imandır.
O da kafirlerde yoktur. Bu yüzden kalpleri bomboştur:
Başlarını dikerek koşarlar, gözleri
kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur. (İbrahim
Suresi, 43)
- Tek bir merkeze doğru dalga dalga süzülürler.
Sur'a üfürüleceği gün, artık siz
dalga dalga geleceksiniz. (Nebe Suresi, 18)
Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar
kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.
Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi
kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir,
(demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş". (Yasin Suresi,
51-52)
Bu "eyvah" çok büyük bir panik ve hayal kırıklığının
ifadesidir. Çünkü kendi dirilişine bizzat şahit olan kafir, hayatı
boyunca kendisine bunu haber veren elçilerin gerçekten doğru söylediklerini
anlamıştır. Dolayısıyla bunu inkar edenlere müjdelenen, "dönüşü
olmayan ebedi azab"ı da bizzat yaşayacağını idrak etmiştir. Artık
bundan hiçbir şüphesi yoktur. "Ebedi uyku" diye bir şey olmadığını
anlamıştır. Kendisine vaat edilenlerin birer birer başına geleceğinden,
hiçbir kurtuluş ümidi olmadığından emindir.
- Kafirlerin genel ruh halleri korku, dehşet, yılgınlık,
şaşkınlık ve çaresizlik, genel görünümleri ise daha da dehşet vericidir.
Yüzleri kapkaradır; toz, karartı ve zillet (aşağılanma) kaplamıştır:
O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet
içinde aşağılanmıştır.' (Gaşiye Suresi, 2)
Ve o gün öyle yüzler vardır ki üzerini
toz bürümüştür. Bir karartı sarıp kaplamıştır. İşte onlar da, kafir
facir olanlardır. (Abese Suresi, 40-42)
Kıyamet günü, Allah'a karşı yalan
söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler
için cehennemde bir konaklama yeri mi yok? (Zümer Suresi, 60)
- Kafirler kıyamet günü kör olarak haşredilirler.
Kim de benim zikrimden yüz çevirirse,
artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü
kör olarak haşredeceğiz.
O da (şöyle) demiş olur: "Ben görmekte
olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?"
(Allah da) Der ki: "İşte böyle, sana
ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte
böyle unutulmaktasın." (Taha Suresi, 124-126)
Allah, kimi hidayete erdirirse, işte
o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için O'nun dışında asla
veliler bulamazsın. Kıyamet günü, biz onları yüzükoyun körler, dilsizler
ve sağırlar olarak haşrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir;
ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız. (İsra Suresi,
97)
- Kafirlerin bu kör gözleri de korkunçluk ve iğrençliklerini
artırır bir şekildedir. Allah kafirlerin gözlerinin alacağı şekli
şöyle ifade etmektedir:
Sur'a üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarları
o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız.
(Taha Suresi, 102)
Bu korkunç, aynı zamanda da aşağılık görünümleriyle
kafirler ilk bakışta, müminlerden ayrılırlar. Dünyadayken kibir
ve gösteriş içinde, Allah'ın ayetlerine karşı savaş açan, büyüklenen
bu güruhun sonlarının başlangıcı işte böyle olur.
O GÜN DOSTLUK, AKRABAĞLIK, YAKINLIK
VE YARDIMLAŞMA YOKTUR
O gün insanın başkalarıyla, hatta kendi annesi,
babası, eşi ve çocuklarıyla bile ilgilenmeye ne hali ne fırsatı
vardır. Mahşer gününün şiddeti ve olağanüstü korkusu herkesi kendi
derdine düşürür. Allah, o diriliş gününü, öteki adıyla din gününü
şöyle tarif etmektedir:
Din gününü sana bildiren şey nedir?
Ve yine din gününü sana bildiren şey nedir? Hiçbir nefsin bir başka
nefse herhangi bir şeye güç yetiremeyeceği gündür; o gün emir yalnızca
Allah'ındır. (İnfitar Suresi, 17-19)
Fakat 'kulakları patlatırcasına olan
o gürleme' geldiği zaman, kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar,
Annesinden ve babasından,
Eşinden ve çocuklarından,
O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır. (Abese
Suresi, 33-37)
Dünya hayatında kişinin en çok değer verdiği put
edindiği bağlar, böylece Allah'ın azabı karşısında paramparça olur.
Artık insanlar arasındaki dünyevi yakınlıkların, soy bağlarının
hiçbir anlamı kalmamıştır. Değeri olan tek şey, imandır:
Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık
o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru
olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da.
Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin
ta kendileridir. Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi
nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak
olanlardır." (Müminun Suresi, 101-103)
Dünyadaki bağlar ve ilişkiler öyle bir parçalanır
ki, sözde en çok sevilen oğullar, eşler, kardeşler, hatta bütün
soy, inkarcılar tarafından azaba karşılık fidye olarak teklif edilir:
(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost
bir yakın dostu sormaz. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar,
o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek
ister. Kendi eşini ve kardeşini. Ve onu barındıran aşiretini de.
Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. Hayır;
(hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta
olan ateştir. (Mearic Suresi, 10-15)
Mahşer günü yaşanacak olan bu "fidye teklifi",
inkarcıların gerçekte ne kadar nankör olduklarının ve menfaatleri
doğrultusunda nasıl acımasızca hareket ettiklerinin bir göstergesidir.
Bu teklif, dünya hayatının ne denli boş olduğunu da gösterir. Dünya
hayatında çoğu insan küçük çıkarlar peşinde koşar. İyi bir iş, güzel
bir ev, para, makam mevki sahibi olmak uğruna bütün bir ömür çalışılır.
Buna karşın, Kuran'da haber verildiği üzere tek bir kadın değil
dünyadaki kadınların tümü, tek bir ev değil dünyadaki bütün mülkler,
yeryüzünün altın ve gümüş bütün hazineleri, hatta bütün dünya, mahşer
gününün azabından kurtulmak için fidye olarak verilmek istenecektir.
Ama elbette bu umutsuz bir çabadır ve insanı hiçbir şekilde kurtaramaz.
O mülklerin sahibi zaten Allah'tır. İnsanın kurtuluşu ise, bir daha
geri dönemeyeceği dünya hayatında kalmıştır. Vakit çok geçtir ve
cehennemin ateşi ona vaat olunduğu gibi yanmaya başlamıştır.
İNSANLARIN HESAP İÇİN TOPLANMALARI
Kuran'da, insanın yaşamının gerçek anlamı şöyle
açıklanır:
Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın
Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın.
(İnşikak Suresi, 6)
Hayatımız boyunca ne yaparsak yapalım, harcadığımız
bütün çabaların sonucunda ulaşacağımız son nokta, Allah'ın huzuruna
çıkacağımız andır. Tüm bu hayatın amacı, O'na kulluk etmektir. Hayatın
en önemli anı ise, Allah'a hesap vereceğimiz mahşer günüdür.
Dünyadaki yaşamımız boyunca geçen her gün, bizi
o mahşer gününe biraz daha yakınlaştırır. Geçen her saat, her dakika,
hatta her saniye, ölüme, yeniden dirilişe ve hesaba doğru atılmış
bir adımdır. Hayat, bir kum saati gibi sürekli olarak bu yöne doğru
akar. Saati durdurmanın ya da geri çevirmenin yolu yoktur. Tüm insanlar,
bu yolu izleyeceklerdir. Allah, Kuran'da şöyle hükmetmektedir:
Şüphesiz onların dönüşleri Bize'dir.
Sonra onları hesaba çekmek de elbette Bize aittir. (Gaşiye Suresi,
25-26)
Şu an dünyada yaklaşık 6 milyar insan yaşamakta.
Bu sayıya şimdiye dek yaşamış ve bundan sonra da yaşayacak insanların
sayısını eklersek, mahşer (diriliş) günü mezarlarından çıkıp toplanacak
insan kalabalığı ve bunun oluşturacağı olağanüstü tablo hakkında
bir fikir edinebiliriz. İlk insan Hz. Adem'den, kıyamet günü canı
alınacak son inkarcıya kadar yeryüzünde yaşamış insanların tümü
bu mahşer meydanında biraraya gelecektir. Sayısı milyarlarla ifade
edilebilecek bu insan topluluğunun oluşturacağı manzara son derece
görkemli olacaktır. Fakat aynı zamanda bir o kadar da ürküntücü
ve dehşet verici olacağı kesindir. Allah'ın huzurunda toplanma anı
ve insanların durumu Kuran'da şöyle anlatılır:
O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan
çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır;
artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.
O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine
izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati
bir yarar sağlamaz.
O, önlerindekini de, arkalarındakini
de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.
(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim
olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.
(Taha Suresi, 108-111)
Kafirlerin bütün bir ömür boyu göz ardı ettiği,
müminlerin ise şevkle hazırlanıp beklediği hesap anı gelmiştir.
Bu büyük mahkeme için görkemli bir mekan yaratılır. O gün, ayette
bahsedildiğine göre, "Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa
uğramıştır.' Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin
arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır." (Hakka Suresi, 16-17)
Bir başka ayette ise, o gün, "... Ruh ve meleklerin
saflar halinde duracakları gün..." (Nebe Suresi, 38) olarak
tarif edilir.
Alemlerin Rabbi olan Allah o gün yarattığı kullarından
hesap soracaktır. Beraberinde inkar edenler için Allah'ın azamet
ve şanına yakışır bir azap kaynağı da yaratılmıştır. Cehennem, cayır
cayır yanmaktadır. Herşeyin benzersiz ve mükemmel şekilde yaratıcısı
olan Allah, kafirler için aynı mükemmellikte bir azap hazırlamıştır.
Kimse o gün O'nun vereceği acının bir benzerini veremez. Bir ayette
şöyle denir:
Hayır; yer, parça parça yıkılıp darmadağın
olduğu, Rabbin (in buyruğu) geldiği ve melekler dizi dizi durduğu
zaman; O gün, cehennem de getirilmiştir. İnsan o gün düşünüp-hatırlar,
ancak (bu) hatırlamadan ona ne fayda? Der ki: "Keşke hayatım için,
(önceden bir şeyler) takdim edebilseydim." Artık o gün hiç kimse
(Allah'ın) vereceği azab gibi azablandıramaz. O'nun vuracağı bağı
hiç kimse vuramaz. (Fecr Suresi, 21-26)
İnsan, eğer dünyadaki yaşamında Allah'a kul olmamışsa
ve bu büyük güne iman edip ona hazırlık yapmamışsa, pişmanlığın
en büyüğünü yaşayacaktır. Toprak olmayı, dirilmeye bin kere tercih
edecektir. Ancak bu pişmanlığın faydası yoktur; onu azaptan kurtaramayacaktır.
Aksine, bu pişmanlık onun için yeni bir azap kaynağı olacak, cehennemde
çekeceği fiziksel acıların üzerine bir de manevi işkence olarak
eklenecektir.
KİTAPLARIN VERİLİŞİ, TERAZİLER VE
HESABA ÇEKİLME
Dirilmenin şaşkınlığı henüz atlatılmadan, hesaba
çekilecek olmanın verdiği korku ve sıkıntı başlar. İnsanın dünyadaki
yaşamı sırasında her yaptığı, her düşündüğü gözler önüne serilir.
En ufak bir ayrıntı bile unutulmaz. Bir ayete göre, yapılan iş,
"Gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında
olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in
derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir. Şüphesiz Allah,
latif olandır, (herşeyden) haberdardır." (Lokman Suresi, 16)
Cehennemin ve cennetin en yakın olduğu bu anda
herkes kendi amel defterinden dünyada ahiret için neyi hazırladığını
öğrenir. Kuran'da, o an şöyle anlatılır:
O gün insanlar, amelleri kendilerine
gösterilsin diye, bölük bölük fırlayıp-çıkarlar. Artık kim zerre
ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca
bir şer (kötülük) işlerse, onu görür. (Zelzele Suresi, 6-8)
Kuran'da bildirildiğine göre, hesap defterleri
inkarcılara sol ellerinden, müminlere ise sağ ellerinden verilecektir.
"Sağın adamları", bir ayette şöyle anlatılır:
Siz o gün arzolunursunuz; sizden
yana hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz. Artık kitabı sağ-eline verilen
kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun." "Çünkü ben, gerçekten hesabıma
kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım." Artık o, hoşnut bir yaşama içindedir.
Yüksek bir cennette. Devşirilecek (meyve ve eşsiz ürün) leri pek
yakındır. "Geride kalan günlerde, 'peşin olarak sunduklarınıza karşılık
olmak üzere,' afiyetle yiyin ve için." (Hakka Suresi, 18-24)
Müminlerin bu sevinç ve coşkusuna karşın kafirler
öldürücü bir utanç içindedirler. Ölmeyi hatta yok olmayı isterler.
Üstteki ayetin devamında kafirlerin çaresizlikleri şöyle anlatılır:
Kitabı sol eline verilen ise; o da,
der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi. Hesabımı hiç bilmeseydim.
Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar
sağlayamadı. Güç ve kudretim yok olup gitti." (Hakka Suresi, 25-29)
Başka ayetlerde, sağın ve solun adamları arasındaki
fark yine çarpıcı bir üslupla anlatılır:
Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse.
O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek. Ve kendi yakınlarına
sevinç içinde dönmüş olacaktır. Kimin de kitabı ardından verilirse.
O da, helak (yok olmay)ı çağıracak. Çılgın alevli ateşe girecek.
Çünkü o, (dünyada) kendi yakınları arasında sevinçliydi. Doğrusu
o, (Rabbine) bir daha dönmeyeceğini sanmıştı. Hayır; gerçekten Rabbi,
kendisini çok iyi görendi. (İnşikak Suresi, 7-15)
Kitaplardaki ameller, hesap günü için özel hazırlanmış
duyarlı terazilerde tartılır. Bu gün, Allah'ın adaleti karşısında
kimse zerre kadar haksızlığa uğratılmaz:
Biz ise, Kıyamet gününe ait duyarlı
teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa
uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap
görücüler olarak Biz yeteriz. (Enbiya Suresi, 47)
Dünya hayatında yapılan her amel, en küçük ayrıntılar
bile eksik kalmaksızın bu tartıya konulmuştur. Bu tartının ibresi
sonsuz azaba veya sonsuz kurtuluş ve mutluluğa götürecek kararı
belirler. Eğer tartı ağır basarsa cennete, hafif kalırsa ateş çukuruna
girilecektir. Hiçbir güç veya yardımcı o anda insana yardım edemez:
İşte, kimin tartıları ağır basarsa,
artık o, hoşnut olunan bir hayat içindedir. Kimin tartıları hafif
kalırsa, artık onun da anası (son durağı) "haviye"dir (uçurum).
Onun ne olduğunu (mahiyetini) sana bildiren nedir? O, kızgın bir
ateştir. (Kaaria Suresi, 6-11)
Ardından tüm insanlar tek tek hesaba çekilirler.
Artık dünyadaki makamların, mevkilerin hiçbir anlamı kalmamıştır.
Bir devlet başkanı da sıradan bir insan da, Allah katında aynı hesapla
karşı karşıya kalır. Herkese, kendisini yaratmış olan
Allah'a kulluk edip etmediği, O'nun emirlerine uyup uymadığı sorulur.
Kafirin tüm günahları, tüm pislikleri, tüm kötülükleri, aklından,
kalbinden bütün geçirdikleri tek tek ortaya dökülür:
Sırların orta yere çıkarılacağı gün.
Artık onun ne gücü vardır, ne yardımcısı. (Tarık Suresi, 9-10)
Dünyadaki yaşamlarını Allah'ın gösterdiği şekilde
değil de, kendi istek ve tutkularına ya da içinde bulundukları toplumun
çarpık değer ve inançlarına göre yönlendirmiş olanların hesabı zorludur.
Bir ayette, o büyük hesap şöyle anlatılır:
Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu
zaman:
"Hangi suçtan dolayı öldürüldü?"
Sahifeler (amel defterleri) açıldığı
zaman,
Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman,
Cehennem ateşi çılgınca kızıştırıldığı
zaman,
Cennet de yakınlaştırıldığı zaman,
(Artık her) Nefis, neyi hazırladığını
bilip-öğrenmiştir. (Tekvir Suresi, 8-14)
Bir kulun, Rabbimizin huzurunda yaptıklarını inkar
etmeye fırsatı yoktur. İşlediği bütün hayır ve şer ortaya çıkarılmıştır.
İnkar etse bile şahitler onu yalanlar. Dünya hayatında kendisine
şahit olan insanlar da hesap sırasında şahitlik yapmak için ortaya
getirilir. Bir ayette şöyle denir:
Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı;
(orta yere) kitap kondu; Peygamberler ve şahidler getirildi ve aralarında
hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Zümer Suresi,
69)
Hesap sırasında inkarcıları bekleyen başka şahitler
de vardır. İşitme, görme duyuları ve derileri Allah'ın izniyle dile
gelip konuşur, kendi aleyhlerinde şahitlik ederler. Bütün bir ömür
boyunca kullandıkları, kendilerine ait sandıkları uzuvlarının bile
insana ihanet etmesi, o gün yaşanacak olan psikolojik yıkımı daha
da artırır. Bir ayette, yaşanacak olan bu gerçek şöyle açıklanır:
Allah'ın düşmanlarının biraraya getirilip-toplanacakları
gün işte onlar, ateşe bölükler halinde dağıtılırlar. Sonunda oraya
geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine
şahitlik edecektir. Kendi derilerine dediler ki: "Niye aleyhimizde
şahitlik ettiniz?" Dediler ki: "Herşeye nutku verip-konuşturan Allah,
bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz.
Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize şahitlik
eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın
bilmeyeceğini sanıyordunuz. İşte bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında
beslediğiniz-zannınız, sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana
uğrayan kimseler olarak sabahladınız." Şimdi eğer sabredebilirlerse,
artık onlar için konaklama yeri ateştir. Ve eğer onlar hoşnut olma
(dünya)ya dönmek isterlerse, artık hoşnut olacaklardan değildirler.
(Fussilet Suresi, 19-24)
Kafirler, kendilerini yaratan ve yaşatan Allah'a
isyan etmekle, olabilecek en büyük suçu işlemişlerdir. Bu yüzden
hesap günü kendilerini savunmalarına dahi izin verilmez. Hatta seslerini
çıkarmalarına dahi fırsat tanınmaz. Aşağılanmış ve zavallı bir şekilde
haklarındaki hükmün verilmesini beklerler:
O gün, yalanlayanların vay haline.
Bu, onların konuşamayacakları bir gündür. Ve onlara özür beyan etmeleri
için izin verilmez. O gün, yalanlayanların vay haline. Bu, hüküm
günüdür; sizi ve öncekileri 'birarada topladık.' Şayet kurabileceğiniz
hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun. O gün,
yalanlayanların vay haline. (Mürselat Suresi, 34-40)
Kafir o gün kendi yaptıklarından şiddetle nefret
eder ve kendi nefsine karşı da büyük bir öfke duyar. Fakat Allah'ın
onlara karşı duyduğu öfke çok daha büyüktür. Küfredenlere şöyle
seslenilir:
... Allah'ın gazablanması, elbette
sizin kendi nefislerinize gazablanmanızdan daha büyüktür. Çünkü
siz, imana çağrıldığınız zaman inkar ediyordunuz. (Mümin Suresi,
10)
Allah'ın gazabıyla karşı karşıya kalan inkarcıyı
büyük bir umutsuzluk ve üzüntü kaplamış durumdadır. Öldürücü bir
utanç içindedir ve hiç dirilmemiş olmayı ister. Ölümün kendisini
ebediyen yok etmiş olmasını diler. Oysa artık anlamaktadır ki, ölüm
bir son değil, yalnızca bir başlangıçtır. Bundan sonra başka bir
ölüm de yoktur. Allah'ın, "O inkar edenler Müslüman
olmayı nice kereler dileyecekler." (Hicr Suresi, 2) ayeti
de inkarcılar üzerinde tecelli etmeye başlar.
Buna karşın, müminler için de kolay bir hesap olacaktır.
Mümin hesaptan sonra, büyük kurtuluş ve mutluluğun coşkusuyla sevinç
içindedir. Dünyadaki yaşamını, kendisini yaratan ve doğruya yönelten
Allah'ın istediği şekilde sürdürmüştür. Günahlarını ise, sonsuz
rahmet sahibi Allah affeder. Böylece Allah'ın sınırsız nimetleriyle
dolu cennete kavuşur, sonsuz ateş azabından da uzak tutulur:
Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın
Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın.
Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse,
O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya
çekilecek,
Ve kendi yakınlarına sevinç içinde
dönmüş olacaktır. (İnşikak Suresi, 6-9)
İNKARCILARIN ÇARESİZLİĞİ
İnkarcı o gün kendisinden her isteneni yapmak ister,
ama başaramaz; gücü, kuvveti alınmıştır. Secdeye davet edildiğinde
secde etmek ister, ancak bunu bile başaramaz. Tıpkı insanın kabus
görürken bir şeyi yapmak isteyip de yapamaması, bağırmak isteyip
de sesinin çıkmaması gibi. Eli ayağı tutmaz hale gelir. Korku, dehşet
ve çaresizlikten adeta felç olmuştur:
Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı
ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler. Gözleri
'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış.
Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
(Kalem Suresi, 42-43)
Kafirin secdeye davet edilmesinin amacı onun, bunu
dünyadayken yapmamasından dolayı üzüntü ve pişmanlığının artması,
bir daha da sonsuza kadar, ne kadar çok istese de bunu yapıp telafi
etmesinin imkansız olduğunu görmesi, bunun keder ve ümitsizliğini
ebediyen içinde taşıması içindir.
Kuran'da mahşer günü müminlerin ve kafirlerin nasıl
bir çehreye sahip olduklarından da haber verilir. Müminlerin içlerindeki
coşku yüzlerine yansımış, ışıl ışıl bakmaktadırlar. İnkarcılar ise
yaptıkları nankörlüğün ve akılsızlığın farkına varır ve kendilerine
isabet edecek azabı beklerler. Müminlerin coşkulu, ışıltılı ifadelerine
karşılık onların yüzlerine karartı ve pislik çökmüştür:
Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı
(dünyayı) seviyorsunuz. Ve ahireti terkedip-bırakıyorsunuz. O gün
yüzler ışıl ışıl parlar. Rablerine bakıp-durur. O gün, öyle yüzler
vardır ki kararmış-ekşimiştir. Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını
anlamaktadır. (Kıyamet Suresi, 20-25)
CEHENNEMİN GÖSTERİLİŞİ
Genellikle, ahirette cehennemle yalnızca inkarcıların
muhatap olacağı sanılır. Oysa bu ancak kısmen doğrudur. Meryem Suresi'ndeki
ayetler, mümin ya da kafir, tüm insanların cehennemin çevresinde
diz çökeceğini haber vermektedir:
İnsan demektedir ki: "Ben öldükten
sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?" İnsan önceden, hiçbir
şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor
mu? Andolsun Rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz,
sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır
bulunduracağız. Sonra, her bir gruptan Rahman'a karşı azgınlık göstermek
bakımından en şiddetli olanını ayıracağız. Sonra biz ona girmeye
kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz. Sizden ona girmeyecek
hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.
Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş
olarak bırakıveririz. (Meryem Suresi, 66-72)
Ayetlerden anlaşıldığı gibi, mahşer günü tüm insanlar
"cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak" hazır bulundurulacaklardır.
Tüm insanlar, mümin ya da kafir, cehennemin korkunç uğultusuna ve
içindeki akıl durdurucu görüntülere şahit olacaklardır. Ancak sonra
müminler kurtarılır ve kafirler diz üstü çökmüş olarak bırakılır.
Daha sonra da cehennemin içine atılırlar.
Müminlerin de o topluluk içinde olmalarının hikmetlerinden
birinin, Allah'ın azametini daha iyi kavramaları ve O'na şükretmeleri
olduğu düşünülebilir. Cehennem ortamını yakından gören mümin, Allah'ın
kendisine verdiği imanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu iyice
kavrar. Çünkü şahit olduğu cehennem o kadar korkunçtur ki, yalnızca
o azaptan kurtulmuş olmak bile, insan için büyük bir mutluluktur.
Mümin, cehenneme şahit olmakla, kıyas yapma imkanına
sahip olur. Böylece insana verilecek en güzel nimetleri barındıran,
içinde ebedi kalacağı cennetin değerini daha iyi anlar. Dünyada
da acıdan kurtulmak büyük bir nimettir. Örneğin dağ başında soğuktan
donma tehlikesi geçiren biri için, içinde ateş yanan köhne bir baraka,
o an için en lüks otel odasından daha güzeldir. Günlerce yemek yememiş
birisi için kuru bir ekmek, normal zamanda yiyeceği en mükellef
ziyafetten daha lezzetli gelir. Acının sona ermesi, başlı başına
büyük bir sevinç, neşe, huzur ve dolayısıyla şükür kaynağıdır.
Cehennemi yakından görüp ondan kurtulan mümin,
işte bu sevince ulaşır. Bir de bunun üzerine cennet ile ödüllendirilmesi,
Kuran'da sözü edilen "felah"ı (büyük kurtuluş ve mutluluk) eksiksiz
bir biçimde tadmasını sağlar. Var olan en büyük azabı gördükten
sonra, cennete girip hayal gücünün alamayacağı nimetlere kavuşan
mümin cennetin değerini çok iyi bilir. Geri kalan sonsuz hayatı
boyunca da cehennem ortamını hiç unutmaz, bu sayede cennetten aldığı
zevk aynı oranda fazlalaşır.
Mahşer gününde insanlar, Araf (burçlar) üzerinde
bulunan, mümin ve kafirleri yüzlerinden tanıyan kimselerin şu sözleriyle
karşılaşırlar:
İki taraf arasında bir engel ve burçlar (A'raf)
üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere:
"Selam size" derler, ki bunlar henüz girmeyen fakat (girmeyi) 'şiddetle
arzu edip umanlardır.' Gözleri cehennem halkından yana çevrilince:
"Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma" derler.
Burcun üstündeki adamlar, kendilerini
yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek
derler ki: "Ne (güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız
(istikbarınız) size bir yarar sağlamadı. Kendilerine Allah'ın bir
rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?
(Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun
olmayacaksınız." (A'raf Suresi, 46-49)
Artık yaratılmışların en hayırlıları olan müminler
(Beyyine Suresi, 7) ile yaratılmışların en aşağılığı (Beyyine Suresi,
6) olan inkarcıların birbirlerinden sonsuza kadar ayrılmaları vaktidir.
Ayırma günü Kur'an'da şöyle belirtilmiştir.
Ve resuller de (şahitlik için) belli
bir vakitte getirildiği zaman. (Bu,) Hangi gün için ertelenmişti?
Ayırma günü için. Bu ayırma gününü sana ne bildirdi? O gün, yalanlayanların
vay haline. Biz, öncekileri helak etmedik mi? Sonra arkadan gelenleri
onların izinde yürüteceğiz. İşte Biz, suçlu-günahkarlara böyle yapıyoruz.
O gün, yalanlayanların vay haline. (Mürselat Suresi, 11-19)
Bu ayırma günü, ölümle başlar, dirilişle ve hesapla
devam eder ve insanların ebedi yurtlarına yollanmasıyla son bulur.
Kaf Suresi'nde kafirlerin ve müminlerin ebedi yurtlarına yaptıkları
yolculuk, şöyle anlatılır:
O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak
gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir"
(denildiği zaman da).
Sur'a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin
(gerçekleştiği) gündür.
(Artık) Her bir nefis, yanında bir
sürücü ve bir şahid ile gelmiştir.
"Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin;
işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün
görüş-gücün keskindir."
Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan
melek) dedi ki: "İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey."
Siz ikiniz (ey melekler), her inatçı
nankörü atın cehennemin içine,
Hayra engel olan, saldırgan şüpheciyi,
Ki o, Allah'la beraber başka bir
ilah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine
atın.
Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi
ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırdım. Ancak kendisi (haktan)
uzak bir sapıklık içindeydi."
(Allah buyurur:) "Benim huzurumda
çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim.
Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz
ve Ben kullara zulmedici değilim."
O gün cehenneme diyeceğiz: "Doldun
mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek.
Cennet de, muttakiler için, uzakta
değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır.
Bu, size vaat olunandır; (gönülden
Allah'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini) koruyan,
Görmediği halde Rahman'a karşı 'içi
titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalb ile
gelen içindir.
Ona 'esenlik ve barış (selam)la'
girin. Bu, ebedilik günüdür. (Kaf Suresi, 19-34)
|