| GERÇEĞİ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
İnsan bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı
görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir.
Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi; dedi ki:
"Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"
De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek.
O, her yaratmayı bilir.".
(Yasin Suresi, 77-79)
Dünya ve Ahiret
Kadınlara, oğullara, kantar kantar
yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere
duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar,
dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında
olandır. De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup
sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları,
altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası
vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 14-15)
Aslında şimdiye dek anlatılan tüm çarpıklıklar,
insanın ahiret gerçeğini kavrayamamasından kaynaklanmaktadır. Kuran'da
bildirildiğine göre, Allah dünyayı insanlar için geçici bir yurt
olarak yaratmıştır. Müminlerin sınanması, kötülüklerinden arınması
ve cennete layık olacak bir yapıya ulaşması, inkarcıların da kötülüklerinin
ortaya çıkması için.
Ama "cahiliye" toplumunun en büyük özelliği bu
gerçeği gözardı etmesi ve hiç sona ermeyecekmişçesine dünyaya bağlanmasıdır.
Bu zihniyet sayfalardır sözünü ettiğimiz "cahiliye" ahlakını meydana
getirir. "İnsan dünyaya bir kez gelir" cümlesiyle özetlenen bu bakış
açısına göre ölüm bir sondur. Öyleyse henüz hayattayken "yaşamın
tadı" çıkarılmalıdır. Bunun için de her türlü yöntem denenebilir.
Çünkü "cahiliye" toplumunda insana çıkar sağlayacak herşey meşrudur.
Ama bu mantığı uygulayan "cahiliye" toplumu insanları,
akıllarını biraz bile olsun kullanmazlar. Ölümün herkes için kaçınılmaz
bir son olduğu bellidir. Ama yine de bu konuyu mümkün olduğunca
gündem dışı tutarlar. Ölümden bahsetmek "şom ağızlılık" olarak adlandırılır.
Herkes sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bir zihniyetle yaşar. Halbuki
bunu yapanların çok büyük bir kısmı, Allah'ın varlığını kabul ederler.
Dolayısıyla ahireti de kabul ettiklerini iddia ederler. Ama olaya
biraz dikkatli yaklaşıldığında ortada gerçek bir ahiret inancı olmadığı
anlaşılır. Ayetlerde söz konusu psikoloji şöyle vurgulanır:
Gerçek şu ki bunlar, çarçabuk geçmekte
olanı (dünyayı) sevmektedirler. Önlerinde bulunan ağır bir günü
bırakıyorlar. (İnsan Suresi, 27)
... (Onlardan) Her biri, bin yıl
yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah,
onların yapmakta olduklarını görendir. (Bakara Suresi, 96)
Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine
kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten
O, herşeyi sarıp-kuşatandır. (Fussilet Suresi, 54)
Ahireti düşünmemenin getirdiği sonsuza dek yaşama
isteği, "cahiliye" kültüründe çok büyük bir etkiye sahiptir. Çoğu
kişi, öldükten sonra dünyada "adını sürdürecek" bir "eser" bırakma
hevesindedir. Bunun kendisine hiçbir yararı olmayacaktır, ama "unutulmamak"
gibi ilginç bir psikoloji nedeniyle büyük bir servet ya da bir yapıt
bırakma amacındadır. Kuran'da dinden uzak insanların sahip oldukları
bu mantık da anlatılmaktadır:
Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz
mısınız?" demişti. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir
bir elçiyim. Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin.
Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca
alemlerin Rabbine aittir. Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip
(yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz? Ölümsüz kılınmak
umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?" (Şuara Suresi, 124-129)
Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu
saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını
sanmaktadır. (Hümeze Suresi, 2-3)
"Cahiliye" toplumundaki ahiret inancı ise, sanki
ölümün getirdiği acıyı bastıracak bir "teselli" olarak görülür.
En inançlıları bile, "ya varsa" mantığından öteye geçemezler. Üstelik,
ahiret hakkında "ya varsa" gibi küstahça bir mantık yürütenler,
kendilerinin cennetlik olduğuna da adları gibi emindirler. Kehf
Suresi'ndeki bir kıssada anlatılan kişi, "cahiliye" toplumunun genel
bakış açısını simgeler:
Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan
birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin
arasında da ekinler bitirmiştik.
İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan
hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık.
(İkisinden) Birinin başka ürün (veren
yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi
ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından
da daha güçlüyüm."
Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece)
bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum"
dedi.
"Kıyamet-saati'nin kopacağını da
sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan
daha hayırlı bir sonuç bulacağım."
Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı
ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra
da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam
kılan (Allah)ı inkar mı ettin?"
"Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve
ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam."
"Bağına girdiğin zaman, 'Maşaallah,
Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal
ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan."
"Belki Rabbim senin bağından daha
hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan
bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."
"Veya onun suyu dibe göçüverir de
böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin."
(Derken) Onun ürünleri (afetlerle)
kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını
(esefle) oğuşturuyordu. O (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı,
kendisi de şöyle diyordu: "Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım."
Allah'ın dışında ona yardım edecek
bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi.
İşte burada (bu durumda) velayet
(yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından
hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (Kehf Suresi, 32-44)
Bir başka surede, "ya varsa" mantığını öne süren,
sonra da kendini cennetlik ilan eden zihniyet şöyle anlatılır:
Oysa ona dokunan bir zarardan sonra
tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır.
Ve ben kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum; eğer Rabbime döndürülsem
bile, muhakkak O'nun katında benim için daha güzel olanı vardır."
Der. Ama andolsun biz, o kafirlere yaptıklarını haber vereceğiz
ve andolsun onlara, en kaba bir azaptan taddıracağız. (Fussilet
Suresi, 50)
Yukarıdaki ayette dikkat edilirse Allah, bunu söyleyen
kişinin inkarcı konumunda olduğunu bildirmektedir.
"Cahiliye" toplumu insanlarının bu körlüğüne rağmen,
aslında biraz olsun düşününce, Allah'ın varlığını kabul eden insan
için ahiretten emin olmamak mümkün değildir. İnsanı Allah yaratır,
besler, yaşatır, ona sayısız nimet verip büyük bir şefkat ve merhamet
gösterir. Ve elbette tüm bunlara şükredip iyi davranışlarda bulunanlarla
nankörlük edenler bir tutulmayacaklardır.
Büyük bir İslam aliminin bu konu için verdiği örneği
hatırlatalım: Bir anne çocuğunu yıllarca büyütüp belli bir yaşa
gelince idam eder mi? Elbette etmez. Annenin sahip olduğu şefkati
ona veren Allah, kullarına karşı sonsuz şefkat ve merhamet sahibi
olandır.
Eğer iyiler sonsuza dek bu dünyada yaşasa da kötüler
ölseydi, belki ölümün bir son olduğu düşünülebilirdi. Ama
"her nefis ölümü tadıcıdır." (Enbiya Suresi, 35) ayetinin
gereği herkes kısa bir süre kaldığı bu dünyadan kesin bir biçimde
ayrılır. Allah insanı belli bir süre yaşattıktan sonra öldürür.
Bu süre "öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği
kadar ömür vermedik mi?" (Fatır Suresi, 37) ayetiyle tarif
edilmektedir.
Allah insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmış
ve diğer tüm yaratıkları, yıldızları, Güneş'i, Dünya'yı insanın
faydasına sunmuştur. Allah'ın bu kadar değer verdiği bir varlığı
dünya gibi insanın isteklerini tatminden çok uzak ve en önemlisi
sonlu bir yerde yaşatıp yok etmesi mantık dışıdır. Kısacası, insan
ölümle birlikte yok oluşa değil, asıl hayatına adım atar.
Zaten bu dünyanın geçici olduğu ve asıl hayatın
bir numunesi olarak yaratıldığı, düşünen insan için açıktır. Dünyadaki
tüm güzellikler geçicidir ve yanında pek çok kusurla birlikte var
edilmiştir. Dünyanın en güzel insanı, bu güzelliğini en fazla birkaç
on yıl koruyabilir. Yaşlandıkça derisi buruşmaya, vücudu biçimsizleşmeye
başlar. Yaşlanmasına da gerek yoktur, en büyük çirkinlikler en güzel
insanın hemen yanındadır. İnsanın acizliğini vurgulayacak çok ilginç
mekanizmalar bedenine yerleştirilmiştir. Bir kaç gün yıkanmasa bedeninde
kötü kokular oluşmaya başlar. Ne kadar çekici ve alımlı dursa da
en büyük acizliği yaşayacak, herkes gibi tuvalete gidecektir.
İnsan alıştığı için bu acizliklerin içinde bir
"hikmet" olduğunu genelde fark edemez. Oysa Allah kusursuzca yaratandır.
Allah dilese insan hiçbir şekilde hasta olmaz, hiçbir şekilde kötü
kokmaz ya da hiçbir zaman güçsüz düşmezdi. Bütün bu eksiklikler
insana, Allah'a muhtaç olduğunu hatırlatmak içindir. Bir de içinde
bulunduğu dünya hayatının mükemmel olmadığını, gerçek hayatın özellikle
eksiklerle donatılmış kötü bir benzeri olduğunu hissettirmek için.
Dünya ve ahiretle ilgili bir Kuran ayeti konuyu
en güzel biçimde açıklar:
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir
oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda
bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur.
Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin)
hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli
bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır.
Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid
Suresi, 20)
Peki asıl hayat nasıldır? Bu hayatın müminler için
cennet ve inkarcılar için de cehennem olarak ikiye ayrıldığı herkesçe
bilinir. Ama "cahiliye" toplumu cennet ve cehennem konusunda da
pek çok gerçeğe uymayan bakış açısı ve hurafe üretmiş durumdadır.
Bu nedenle ahiretteki ortamı ancak Kuran ayetlerinden gereği gibi
öğreniriz.
Cennet: Müminlerin
Gerçek Yurdu
Rabbinizden olan bir mağfirete ve
cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki (o cennet) genişliği
gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler
için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine
verir. Allah büyük fazl sahibidir. (Hadid Suresi, 21)
Orda diledikleri herşey onlarındır;
katımızda daha fazlası da var. (Kaf Suresi, 35)
Müminlerin ebedi yurdu cennettir. Allah, dünyadaki
çalışmalarının karşılığını onları cennetinde ağırlayarak verecektir.
Cennet, insan ruhunun istediği herşeyi, hatta ayetlerin bildirdiğine
göre daha da fazlasını barındıran bir güzellikler mekanıdır. Allah'ın
Rahim isminin en güzel biçimleriyle ortaya çıktığı bir ebedi yurttur.
Ama cennet denince çoğu kişinin aklına gelenle,
Kuran'da bildirilen cennet arasında önemli farklar vardır. Çarpık
din anlayışının verdiği bakış açısına göre cennet, Doğu -özellikle
de Arap- kültürünün geliştirilmiş bir halidir. Bu düşünceye göre
cennet yalnızca bazı tabii güzellikleri -ağaçlar, ırmaklar vs.-
barındıran bir mekandır. Böyle düşünen kişi, cennetteki "köşk"leri
ancak 17. yüzyıl Osmanlı evleri olarak hayal edecektir. Cennetteki
giysileri, şalvar-cübbe ekolünün daha gelişmiş türleri olarak gözünde
canlandıracaktır. Allah'ın eşsiz güzelliklerinden bahsettiği ve
müminlere eş olarak yaratacağı "huri"leri de, "harem" tanımlamasına
uygun olarak, geleneksel bir görünüm içerisinde düşünecektir.
Bu, Batı kültürünün Allah'tan bağımsız olarak var
olmuş olduğunu zanneden yanlış bir zihniyetin sonucudur. Bu anlayışa
göre, Müslümanların estetik ve güzellik anlayışları dini, Batınınki
bütünüyle din dışıdır. Hurmayı Allah var etmiştir de, ananasın nasıl
oluştuğu belli değildir. Dolayısıyla da bu çarpık zihniyete göre
hurma daha "İslami"dir!..
Elbette ki gerçek böyle değildir. Bir şeyin "İslami"
olması, Doğu kültürüyle paralel olması demek değildir. Helal olan
herşey Allah'a şükretmeye aracı olduktan sonra -ki bu aracılık vasfı
da o şeyin şeklinde değil, ona yönelen kişinin bakış açısında gizlidir-
"İslami"dir.
Dünya üzerindeki herşey Allah'ın yaratmasıyla varlık
bulmuştur ve Allah cennetinde de bunlardan dilediklerini yaratacaktır.
Allah'ın dilemesiyle cennetteki "köşkler" dünyanın en "ultra-modern"
villasından çok daha üstün olacaktır. Güzellikleri övülen cennet
giysileri, en ünlü Fransız ya da İtalyan modaevlerinkilerden çok
daha kaliteli ve estetik gözükecektir. "Huri"ler de, ille de Arap
haremlerinden çıkmış kadınlar gibi değil, dünyanın en güzel kadınlarından
daha çarpıcı ve çekici olarak yaratılacaktır.
Allah cennetteki ortamı anlatırken her devrin insanlarının
anlayabileceği güzellikleri sıralamaktadır. Bununla birlikte genelde
bilinmeyen bir cennet özelliği vardır. Bu, Allah'ın, "orada
nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı herşey var. Ve
siz orada süresiz kalacaksınız." (Zuhruf Suresi, 71) ayetiyle
bildirdiği gerçektir. Ayet, cennette insanın arzu ettiği herşeyin
varlığını haber verir. Başka bir ayette de "orada
diledikleri herşey onlarındır; katımızda daha fazlası da var." (Kaf
Suresi, 35) ifadesi yer almaktadır. Bu ayetlerden, insanı
neşelendiren, güldüren ve eğlendiren şeylerin -dünyadakilere benzer
veya farklı biçimlerde- cennette var olacağı, insanın aklına gelebilecek
tüm isteklerin fazlasıyla orada karşılanacağı anlaşılmaktadır.
Cennette mümin olağanüstü şekilde ağırlanacaktır.
Rahman Suresi'nde cennetle ilgili olarak bildirilenler şöyledir:
Rabbin makamından korkan kimse için
ise iki cennet vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Çeşit çeşit "inceliklere ve güzelliklere"
(veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler. Şu halde Rabbinizin
hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
İkisinde de akmakta olan iki pınar
vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
İkisinde de her meyveden iki çift
vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Astarları, ağır işlenmiş atlastan
yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de meyve-devşirmesi
(ordakilere) yakın (kolay)dır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini
yalanlayabilirsiniz?
Orada bakışlarını yalnızca eşlerine
çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan,
ne bir cin dokunmuştur. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.
Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
İhsanın karşılığı ihsandan başkası
mıdır? Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Bu-ikisinin ötesinde iki cennet daha
var. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Alabildiğine yemyeşildirler. Şu halde
Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan
iki pınar vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
İçlerinde (her türden) meyve, eşsiz-hurma
ve eşsiz-nar vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Orada huyları güzel, yüzleri güzel
kadınlar vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar.
Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Bunlardan önce kendilerine ne bir
insan, ne bir cin dokunmuştur. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini
yalanlayabilirsiniz?
Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki
döşeklere yaslanırlar. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin
adı ne yücedir. (Rahman Suresi, 46-78)
Başka ayetlerde de cennetle ilgili olarak şu bilgiler
verilir:
Her nereye baksan, bir nimet ve büyük
bir mülk görürsün. (İnsan Suresi, 20)
Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır.
Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.
(İnsan Suresi, 13)
Orada anlamsız bir söz işitmez. (Ğaşiye
Suresi, 11)
Ve yanlarında bakışlarını yalnızca
eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. Sanki onlar, saklı
bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). (Saffat Suresi, 48-49)
Derler ki: "Bizden hüznü giderip
yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır,
şükrü kabul edendir. Ki O, bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak
bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada
bize bir bıkkınlık da dokunmaz. (Fatır Suresi, 34-35)
Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar
ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler
bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,) Allah'ın
va'didir. Allah, va'dinden dönmez. (Zümer Suresi, 20)
Hesap gününün ardından Allah'ın salih kullarına
çağrısı ise şöyle olacaktır:
Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,
Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. Artık kullarımın
arasına gir. Cennetime gir. (Fecr Suresi, 27-30)
İnkarcıları Bekleyen
Cehennem
Kendisini tek olarak (ve yapayalnız)
yarattığım (şu adam)ı Bana bırak; Ki Ben ona, "alabildiğine geniş
kapsamlı bir mal" (servet) verdim. Göz önünde-hazır çocuklar (verdim).
Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim. Sonra, daha arttırmam
için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur). Hayır; çünkü o, Bizim
ayetlerimize karşı "kesin bir inatçıdır." Onu alabildiğine sarp
bir yokuşa süreceğim. Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tesbit etti.
Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? Yine kahrolası, nasıl bir ölçü
koydu? Sonra bir baktı. Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.
Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar). Böylece: "Bu,
yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" dedi. "Bu, bir beşer
sözünden başkası değildir." Onu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım.
Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin? Ne alıkoyar, ne bırakır.
Beşere delicesine susamıştır. (Müddessir Suresi, 11-29)
Cennet ne kadar güzellik ve nimet doluysa, cehennem
de o kadar çirkinlik ve azapla doludur. Müminlerle inkar edenler
arasında henüz dünyadayken oluşmuş olan uçurum, ahirette en yüksek
noktaya ulaşır. Kendisini yaratan, yaşatan ve dinini ulaştıran Allah'ı
inkar etmiş ya da O'na boyun eğmemiş olanlar ebedi azapla cezalandırılır.
Allah Kuran'da cehennemi hak edenleri şöyle anlatır:
Kim kendisine "dosdoğru yol" apaçık
belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan
başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme
sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.. (Nisa Suresi, 115)
Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu)
edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla
(Kuran'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake
düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi
vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları
nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar
için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azap vardır. (En'am Suresi,
70)
Altını ve gümüşü biriktirip de Allah
yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele.
Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde
kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla
dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır;
yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek). (Tevbe Suresi, 34-35)
Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde,
büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem
yeter; ne kötü bir yataktır o. (Bakara Suresi, 206)
Cehenneme girecek olanların ortak özelliği, dine
çağrıldıklarında yüz çevirmiş olmalarıdır:
Sur'a üfürüldü; böylece Allah'ın
diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi.
Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar.
Yer, Rabbi'nin nuruyla parıldadı;
(orta yere) kitap kondu; Peygamberler ve şahitler getirildi ve aralarında
hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar.
Her bir nefse yaptığının tam karşılığı
verildi. O, onların işlediklerini daha iyi bilendir.
İnkar edenler, cehenneme bölük bölük
sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve
onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini
okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler
gelmedi mi?"
Onlar: "Evet" dediler. Ancak azap
kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu. Dediler ki: "İçinde ebedi
kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe
kapılanların konaklama yeri ne kötüdür. (Zümer Suresi, 68-72)
Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine
dediler ki: "Rabbinize dua edin; azaptan bir günü (olsun) bize hafifletsin."
(Bekçiler:) "Size kendi Resulleriniz
açık belgelerle gelmez miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Bekçiler:)
"Şu halde siz dua edin" dediler. Oysa kafirlerin duası, çıkmazda
olmaktan başkası değildir. (Mü'min Suresi, 49-50)
Cehenneme gireceklerin bir bölümü, henüz dünyadayken
Allah'ın azabını ciddiye almayanlardır. "Cehennem varsa da birşey
olmaz, biraz azap çeker, sonra çıkarım" gibi hiçbir dayanağı olmayan
Kuran dışı bir mantık yürütenlerden Kuran'da şöyle bahsedilir:
Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri
görmedin mi? Aralarında Allah'ın Kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar
da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. Onlar, işte böyle arka dönenlerdir.
Bu, onların: 'Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak'
demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini
yanılgıya düşürmüştür. Artık onları, kendisinde şüphe olmayan bir
gün topladığımızda ve her bir nefse -haksızlığa uğratılmaksızın-
kazandığı tam olarak ödendiğinde nasıl olacak? (Al-i İmran Suresi,
23-25)
Cehennemdeki ortamın dehşetini anlatan diğer bazı
ayetlerse şöyle:
Onlar birbirlerine gösterilirler.
Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını
fidye olarak vermek ister;
Kendi eşini ve kardeşini,
Ve onu barındıran aşiretini de;
Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse
de); sonra bir kurtulsa.
Hayır (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu
o, cayır cayır yanmakta olan ateştir:
Başın derisini kavurup-soyar.
Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur.
(Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp
bir yerde (üst üste) yığmakta olanı. (Mearic Suresi, 11-18)
Orada kendileri için, "kemikleri
çatırdatan inlemeler" vardır. Onlar orda işitmezler de. (Enbiya
Suresi, 100)
(Böylesinin) Önünde cehennem vardır
ve (orada) irinli sudan içirilecektir.
Yutkunmaya çabalayacak ve boğazından
geçirmeyi başaramayacak, ona her yandan ölüm gelecek, oysa ölmeyecek
de. Ardından daha katı bir azap olacak. (İbrahim Suresi, 16-17)
O gün suçlu-günahkarların (sıkı)
bukağılara vurulduklarını görürsün. Giyimleri katrandandır, yüzlerini
ateş bürümektedir. (İbrahim Suresi, 49-50)
Doğrusu, o zakkum ağacı;
Günahkar olanın yemeğidir.
Pota gibi; karınlarda kaynar-durur;
Kaynar-suyun kaynaması gibi.
"Onu tutun da cehennemin orta yerine
sürükleyin.
Sonra kaynar suyun azabından başının
üstüne dökün;
(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince)
üstün, onurluydun". (Duhan Suresi, 43-49)
Tüm bu ayetlerde anlatılan cennet ve cehennem kesin
gerçeklerdir. Bu dünyayı ve bu hayatı yaratan Allah, onları da yaratacağını
bildirmektedir. İnkarcı insan ne kadar bu kesin gerçekleri görmek
istemese de bunlarla karşılaşacaktır. Bir İslam büyüğünün verdiği
örnekle, ahireti düşünmeyen kimse devekuşuna benzer. Kafasını kuma
gömdüğünde dışarıyı görmez, ve böylece kendisinin de görülmediğini
zanneder. Oysa dünya üzerindeki istisnasız her insanın yaptıklarını
Allah görmekte ve tespit etmektedir.
Dine girmesi için davet edilen, fakat bu daveti
kabul etmeyip inkar yoluna sapanlar artık cehennemi hak eden kişiler
olmuştur. Bu kişilerle ilgili ayetlerde şöyle haber verilir:
... Size Rabbinizin ayetlerini okuyan
ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi
mi? (Zümer Suresi, 71)
Dine çağrıldığı halde, yüz çevirenler ise "azaba
müstahak" olacaktır:
Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz
kılmıştı.
Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.
Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti.
Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın.
Yine müstahaksın, dahasına
da müstahaksın. (Kıyamet Suresi, 31-35)
Bu kitapta yapılan da, her insana din günü ile
karşılaşacağını Allah'ın ayetleriyle hatırlatıp-uyarmaktır.

|