| GERÇEĞİ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
İnsan bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı
görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir.
Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi; dedi ki:
"Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"
De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek.
O, her yaratmayı bilir.".
(Yasin Suresi, 77-79)
Giriş: Yeni Bir Dünya
Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Öğüt
alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer
açıkladık. (En'am Suresi, 126)
Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline
uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir
ve onlar, temiz akıl sahipleridir. (Zümer Suresi, 18)
Bu kitabı okuyan kişiden beklenen, hayatının en
önemli konusunu -ki bu önemsiz bir konu olarak görülüyor olabilir-
yeniden gözden geçirmesidir. Ancak bunu yaparken, şimdiye kadar
mutlak doğru olarak kabul ettiği kuralları, kapıldığı bazı önyargıları
bir kenara bırakması gerekmektedir. Çünkü bir insan, ne olursa olsun
bir konuya önyargıları ile yaklaşırsa doğru karar veremez. Çirkin
görmek istediği şeyi çirkin görür. Kötü olduğuna önceden karar verdiği
şeyi kötü olarak algılar.
Şu da bir gerçektir ki, bu önyargılar, peşin hükümler
çoğu zaman kişinin kendisinden kaynaklanır. İnsan doğduğu günden
itibaren içinde bulunduğu toplum tarafından sayısız önyargıya bağlanmaya
mahkum edilir. Ailesi, yakın çevresi, arkadaşları onun değer yargılarını
belirler. Özellikle günümüz toplumlarında medya insanları belli
konularda şartlandırma yönünde büyük bir etkiye sahiptir. Gazete
ve televizyonlar, onları izleyenlere pek çok iyi şeyi kötü, kötü
şeyi de iyi gibi gösterme etkisine sahiptirler.
Toplumun kendisine aşıladığı önyargıları tümüyle
kabul etmiş olan insan ise şahsiyetinden çok şey yitirmiştir. Kendi
aklı ile değil, dışarının telkinleri ile hareket etmektedir. Söz
konusu insan bu şekilde ancak kendisine doğru olarak gösterilen
değerleri doğru kabul eder. Her çağda her toplumun farklı doğrulara
inandığını düşünürsek, topluma kayıtsız şartsız uymanın hiçbir anlam
taşımadığını görebiliriz. Bazı toplumlar için yamyamlık doğal karşılanır,
ya da faşist bir toplumda (Nazi Almanyası gibi) yarı deli bir lidere
kayıtsız şartsız itaat etmek doğru olarak kabul edilir. Örnekleri
çoğaltabiliriz, ama özetle söylemek istediğimiz, toplumun telkinlerinden
bağımsız olarak düşünebilmenin akıl sahibi bir insana yaraşır bir
tavır olduğudur.
Toplumun, hakkında sayısız önyargı oluşturduğu
konuların başında din gelir. Bugün içinde bulunduğumuz toplumda
da, din hakkında çeşitli yanlış inançlar ve fikri saplantılar vardır.
Özellikle medyanın bazı kesimlerinin yaptığı telkin, din hakkında
aşılması zor peşin hükümler meydana getirmiştir. Bu telkinlerin
bir sonucu olarak, din, pek çok insanın fazla önemsemediği, üzerinde
düşünme gereği hissetmediği ve mümkün olduğunca uzak durmaya çalıştığı
bir kavramdır. Bu düşünce yapısına sahip kişilerin, genelde pek
bilinçli bir şekilde böyle bir tutum izledikleri söylenemez. Bu
kişilere sorulsa muhtemelen dindar olduklarını belirteceklerdir,
ama gerçekte din onlar için, hayatlarında en az önem verdikleri
konulardan biridir.
Aslında bu kişi hayatında bir kez bile oturup,
ciddi bir şekilde, din ve kendisinin din hakkındaki düşünce ve davranışları
hakkında da düşünmemiştir. Dinin neden var olduğu gibi bir soru
üzerinde hiç kafa yormamıştır. Ona göre din; genellikle yaşlı insanları
ilgilendirir, bazı doğru ahlaki değerleri savunur, fakat bununla
birlikte pek çok "can sıkıcı" yasak ve kısıtlama getirir. Dine dair
uygulamaların bazılarını doğru ve yerinde, bazılarını ise eski ve
"çağdışı" bulur. Yine de genellikle açıkça dini inkar etmez. Ama
başta söylediğimiz gibi, dinden mümkün olduğunca uzak durur. Dindar
olduğunu düşündüğü kişilerle asla görüşmek, konuşmak, hatta aynı
ortamda bulunmak istemez. Bu önyargılı bakış açısına göre onlar
korkunç ve karanlık insanlardır!
Dine yönelik bu yanlış bakış açısı, vurguladığımız
gibi, toplumun bazı kesimlerinin verdiği telkinleri doğrudan kabul
etmekten, kısacası bağımsız olarak düşünmemekten kaynaklanır. Düşünmenin
önemi ise, İslam'ın temel kaynağı olan Kuran ayetleriyle haber verilmiştir:
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:)
Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" diyecekler.
De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" (Mü'minun Suresi,
84-85)
Andolsun Biz Kur'an'ı zikr için kolaylaştırdık.
Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? (Kamer Suresi, 17)
... İşte Rabbiniz olan Allah budur,
öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?
(Yunus Suresi, 3)
Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir?
Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? (Nahl Suresi, 17)
Din hakkında toplumun telkinlerinden bağımsız olarak
düşünmeyen kişi, iki büyük yanlışın içine düşecektir. Bunlardan
birincisi, dinden uzak durmaya çalışan kişinin, dinin varlık sebebini
yani Allah'ı düşünmemesi, tanımaması, daha doğru bir deyişle, Allah'ın
sonsuz kudretini takdir edememesidir. İkinci yanlış ise, dinin,
insanı, sıkıntı ve baskı dolu, tutucu bir ortama sürükleyeceğini
ve ona, yaratılışına ters yaptırımlar yükleyeceğini sanmasıdır.
Din adına ortaya çıkan bazı kimselerin, söz konusu itici tabloyu,
dinin kendisiymiş gibi öne sürmeleri de, kişideki "dini yaşarsam
istediklerimi yapamam" korkusunun sürmesinin önemli bir sebebidir.
Ama insan, birinci yanlıştan kurtulduğu zaman,
yani kendisini yaratan ve ona en yakın varlık olan Allah'ı tanıdığında,
dinden uzak durmak gerektiği şeklindeki batıl inançtan da kurtulur.
Bu yanlışın çözülmesinin getireceği zihin açıklığı ve duyarlılık,
ikinci yanlışın da çözülmesini sağlar. Din görüntüsü altındaki başka
yapılar ve gerçek din arasındaki bariz farklılıkları ayırt eder.
Özetlemek gerekirse, içinde bulunduğumuz toplum
din hakkında sayısız önyargı oluşturmuş durumdadır. Fakat, dine
yaklaşırken, temel kıstas, insanların din hakkında ne dedikleri
değil, insanın kendi vicdanı olmalıdır. "İnsanların çoğunluğuna"
uymanın insanı doğruya götürmeyeceği Kuran'da açık bir şekilde ifade
edilmiştir:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna
uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar
ancak zanna uyarlar ve onlar ancak "zan ve tahminle" yalan söylerler.
(Enam Suresi, 116)
"Topluluk" ya da diğer adıyla "sürü psikolojisi"nden
kurtulup, kendi vicdanı ile düşünmeye başlayan insan, az önce okuduğunuz
Kuran ayetinde vurgulanan gerçeği bizzat kendisi görür. O artık,
"insanların büyük çoğunluğundan" farklı olarak yeni bir dünyaya
adım atmıştır. Bu adımı kendisini eski dünyanın tüm karanlığından,
sıkıntısından, darlığından uzaklaştırıp, dinin taşıdığı sonsuz güzelliklere
ve derin hikmetlere götürecektir...
Bu arada hemen hatırlatmakta yarar
vardır; din derken yalnızca İslam'ı kastediyoruz. Çünkü Kuran'da
bildirildiği gibi, "... Din, Allah katında şüphesiz İslam'dır..."
(Al-i İmran Suresi, 19)

|